'Toplumsal ve teknolojik riskler için hazır değiliz'

Dünya Ekonomik Forumu’nun Marsh & McLennan Şirketler Grubu ve Zurich Sigorta Grubu işbirliğinde gerçekleştirdiği ‘COVID-19 Riskleri Görünümü Raporu’ yayımlandı.

'Toplumsal ve teknolojik riskler için hazır değiliz'
02 Temmuz 2020 - 13:03

Dünya Ekonomik Forumu’nun Marsh & McLennan Şirketler Grubu ve Zurich Sigorta Grubu işbirliğinde gerçekleştirdiği ‘COVID-19 Riskleri Görünümü Raporu’ yayımlandı. 350'ye yakın üst düzey risk uzmanının görüşlerine dayanarak oluşturulan rapora göre; şirketlerin endişe ettiği kısa vadeli riskler arasında ekonomik durgunluk, iş gücü kaybı, yeni bir pandemi ve korumacılık ilk sıralarda yer alıyor. Ancak liderler şimdi hareket ederse “yeşil iyileşme” ve “uyumlu, kapsayıcı ve eşit toplumlar” olguları ortaya çıkabilir.

Marsh & McLennan Şirketler Grubu, Zurich Sigorta ve Dünya Ekonomik Forumu işbirliğinde gerçekleştirilen ‘COVID-19 Riskleri Görünümü Raporu’nun sonuçları açıklandı. Rapora göre; dünya liderleri, şirketler ve politika yapıcılar pandeminin etkilerini yönetmek için birlikte çalışmadığı sürece ekonomik sıkıntı ve sosyal hoşnutsuzluk önümüzdeki 18 ay içinde artacak. Tüm dünya ekonomiyle ilgili yeni kararlar alırken toplumsal eşitlik ve sürdürebilirlik konularında ilerleme kaydetmek için bir fırsatlar da gözüküyor.

350'ye yakın üst düzey risk uzmanının görüşlerine dayanarak oluşturulan rapor, önümüzdeki 18 aya odaklanıyor ve iş dünyası için olasılık ve etki açısından en önemli riskleri sıralıyor. Rapora göre COVID-19 nedeniyle hızla gerçekleşen ekonomik düşüş, şirketlerin risk algılarına yön veriyor. Önemli riskler arasında uzun süreli ekonomik durgunluk, büyük ekonomilerde mali durumun zayıflaması, insanların ve malların sınırlarda daha sıkı kısıtlamalara maruz kalması, gelişmekte olan pazarların çökmesi gibi riskler yer alıyor.

Liderleri gelecekteki sistemik şoklara karşı harekete geçmeye çağırıyor
‘COVID-19 Riskleri Görünümü Raporu’ riskler arasındaki bağlantıları incelerken, liderleri şimdi de iklim krizi, jeopolitik çalkantı, artan eşitsizlik, insanların zihinsel yorgunlukları, devam eden baskı altındaki teknoloji yönetişimindeki ve sağlık sistemlerindeki boşluklar gibi gelecekteki sistemik şoklara karşı harekete geçmeye çağırıyor.

Bu uzun vadeli risklerin; toplumlar, çevre ve çığır açan teknolojilerin yönetişimi üzerinde ciddi ve geniş kapsamlı etkileri olacak. Rapor aynı zamanda çok paydaşlı bir topluluğun çevre risklerini önümüzdeki on yıl için ilk beş küresel risk arasında olarak değerlendiriyor. Rapor ayrıca sağlık sistemleri üzerindeki olağanüstü stres konusunda uyardığı 2020 Küresel Riskler Raporu’nda yapılan çağrıları da pekiştiriyor.

En büyük endişe ‘Uzun Süreli Küresel Durgunluk’
‘COVID-19 Riskleri Görünümü Raporu’na katılan katılımcıların üçte ikisi “uzun süreli küresel resesyonu” iş dünyası için en büyük endişe kaynağı olarak belirlerken, yüzde 50’si de iflasları ve sanayi konsolidasyonunu, sanayilerin toparlanamamasını ve tedarik zincirlerinin bozulmasını önemli endişeler olarak tanımlıyor.

Pandeminin ortasında ekonominin dijitalleşmesinin hız kazanmasıyla, siber saldırılar ve veri sahtekarlığı büyük bir tehdit oluştururken, bilgi teknolojileri altyapısı ve ağlarında gerçekleşecek bozulmalar da önem teşkil ediyor. Jeopolitik çalkantılar ile insanların ve malların sınırlarda daha sıkı kısıtlamalara maruz kalması da endişe listesinin üst sıralarında yer alıyor.

Yeşim Aksüt: “Öncelik insan kaynağının korunması”

COVID-19 krizinden önce bile, organizasyonların son derece karmaşık ve birbirine bağlı bir küresel risk ortamı ile karşı karşıya kalındığına dikkat çeken Marsh Türkiye Eş CEO’su Yeşim Aksüt, “Şirketler, siber tehditlerden tedarik zincirlerine, çalışanlarının refahına kadar farklı konuları ve organizasyonlarını yeniden gözden geçirmeliler. Daha hızlı bir iyileşme ve daha dayanıklı bir gelecek yaratmak için hükümetlerin ve özel sektörün birlikte daha etkin bir şekilde çalışması gerekiyor. Tüm kurumlar için öncelikli olan tabii ki insan kaynağının korunması. Bunun yanında şirket gelir akışları üzerindeki olumsuz etkinin de eş zamanlı azaltılması büyük önem taşıyor. Salgının getirdiği ekonomik zorluklara rağmen, pek çok şirketin mevcut insan gücünü korumaya yönelik çalışmalar yaptığını ve yeri geldiğinde kamu desteğinden yararlandığını görüyoruz. Salgın öncesi bütün şirketlerin, öncelikli hedefleri sürdürülebilir büyümeye yönelik iken, salgın sonrası kısa vadede hedefin ayakta kalmak olduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden orta ve büyük ölçekli şirketlerin öncelikli olarak risk yönetimi yaklaşımlarının üzerine eğilmesi gerekir. Eğer hayatta kalmaktan bahsediyorsak dikkate alınmamış riskler ve gözden kaçan basamaklı etkiler, kurumları daha zor bir duruma sokabilir. Orta vadede ise hayatta kalma durumundan yeni iş normaline geçiyoruz ve değişen şartlarla uyumlu hale geliyoruz. Bu sebeple, kurumlar da yapılarının işleyişini bu yönde düzenlenmelidir. Bu krizin yarattığı ve gelecekte olabilecek diğer şoklar için kendilerini daha hazır ve çevik hale getirmelidir” dedi.