Soykırım mı dediniz?...
EROL MARAŞLI

EROL MARAŞLI

Gazeteci -Yazar

Soykırım mı dediniz?...

30 Nisan 2019 - 10:49

Erol Maraşlı - Tarih boyunca bir milleti, bir soyu; başka bir millet veya milletler ortadan kaldırmak, yok etmek ya da asimile etmek istemişler ve etmişlerdir.

Soykırım insanlık tarihinin yüz karası olmasına rağmen, bugün bile hâla soykırım ve asimilasyonu görüyor ve konuşuyoruz.

Ancak soykırıma uğrayan birçok soy/millet yaşadığı mağduriyetinin hesabını; soykırım yapanlardan soramazken, bazı milletler dünyanın başka milletlerinin sahip çıkmasıyla uzun yıllar mağduriyetlerini dünya kamuoyuna anlatmak şansını yakalamışlardır.

Bunlardan başta geleni Yahudilerdir: İkinci Dünya Savaşında uğradıkları soykırımı İngiltere ve ABD’nin büyük desteğini alarak, dünyanın gündeminde sürekli tutmuşlar ve bedelini ağır bir şekilde Almanya’ya, soykırımda görev alanlara ödetmişler ve psikolojik olarak da ödetmekteler…

*Almanlar sadece Yahudilere soykırım uygulamakla kalmayıp, Herero ve Nama’lar üzerinde katliam yaparak 132.000 kişiden 15 bininin sağ olarak kalmasına izin verdiler.

Avusturya, Macaristan, Almanya ve Polonya’daki Çingeneleri kısırlaştırdılar ve 21.000.000 insanı fırınlarda yakarak, gaz odalarında boğarak ve kurşuna dizerek yok ettiler…

*Demokrasi ve insan haklarının beşiği olduğu söylenen, Zola’ların, Maurice Duverger’lerin, Jean Jacques Rousseau’ların, Montesquieu’ların  ve daha nice ünlü edip ve hukukçu çıkaran ülkesi Fransa’nın soykırım defterine baktığımızda Cezayir’in işgali sonrası toplama kamplarında  yaptıkları işkenceler ve katliamlar sonucu 1,5 milyondan fazla Cezayirli’yi katlederken ne evrensel hukuk dinlediler ne de Fransız Devriminin ilkeleri hatırlarına geldi. Milli kahramanları olarak kabul ettikleri Charles De Gaule’ ün ellerinde en az bir milyon Cezayirlinin kanı vardı.

*Amerikalı ve İspanyolların  güney Amerikadaki 8 milyonluk  Arawaks yerlilerinin nesillerini kurutma becerileri soykırım kitabında müstesna bir yere sahiptir.

Amerikalıların ikinci dünya savaşında Dresden kektine attıkları 3.900 bin ton bomba ve 200 bin napalm bombası sonucu 250.000 kişi yanarak can verdi.

Japonya da Hiroşima ve Nagazaki’ye 1945 yılında attıkları atom bombaları sonucu 135.000 çocuk, kadın, yaşlı ve hastalar yok edildi. 74 yıl geçmesine rağmen hâlâ yaptıkları tahribatın izleri duruyor. ABD’nin Irak ve Libya işgali sonrası 150.000 insan katledildi. Vietnam’da yaptıklarını da bir yere kaydetmek lâzım.

* “Güneşin batmadığı ülke diye” övünülerek anlatılan Büyük Britanya/ İngiltere’nin, Hindistan’da, Pakistan’da yaptığı katliamlar, verdiği acıların unutulması mümkün mü?

Hastalık yayıp, yemeklerine ağu katarak yok etmeye çalıştırdıkları Avustralya’ daki 750.000 Aborjin’lerden geriye kala kala 30 bin kişi kaldı dersem bunun adı soykırım olmazda ne olur?

*Nüfusu bugün bile 6 milyonu bulamayan nüfusa sahip Norveç; Taterler üzerinde “Kısırlaştırma ve Ehlileştirme” yolu ile Taterler üzerinde elektrikle şoklama ve İnsülin yöntemleri ile soykırım uygulayarak bir milleti yok etti.

*Norveç’in komşusu 6 milyon nüfusa sahip Danimarka da ikinci Dünya savaşında Sovyet ordusunun önünden kaçıp, ülkelerine sığınan 250.000 Alman sığınmacıları tel örgülerle çevrili toplama kampında yok ettiler.

*Sovyetler/Ruslar ise Türk soylu Kazak, Kırgız, Türkmen, Karatay, Çeçen, Noyan, Azeri, Ahıska Türklerini Sibirya ve Gulak Takım Adalarına sürgün ederek buralar da  milyonlarca Türk’e soykırım uyguladılar. Sadece Çeçenistanda  200.000 in üzerinde insan katledildi.

Gelelim “sözde Ermeni soykırımı (!)” na. Osmanlı imparatorluğunun “paylaşılma döneminde” Emeni teba’ası/ ki Osmanlı onlara Tebaa-i Sadıka, Millet-i Sadıka, yani sadık millet, sadık vatandaş demiş ve devletinin en üst kademelerini emanet edecek kadar, onlara güvenmişti.

1915 olaylarını Ziya Gökalp “kırışma/ karşılıklı vuruşma” olarak kabul ediyor: 1914 yılından itibaren Rus Çarlık kuvvetlerinin Anadolu’ya girip Kuzey doğu Anadolu vilayetlerini/ Kars, Ardahan, Erzurum, Kağızman, Sarıkamış vb../ işgal ederek, bilahare Van, Muş, Bitlis taraflarını da, işgal sonrası bu bölgedeki halkı; Ermenilerin Rus desteği sayesinde köyleri basıp, yakarak, yıkarak ve insanları katletmeleri tam  yaptığı tam bir soykırımdı.

Ancak daha sonra Ruslar bu bölgelerden çekilmek zorunda kaldıklarından, buranın halkı ile buradaki zulüm yapan Ermeniler arasında vuruşmalar başladı.

İşte Ziya Gökalp bundan dolayı kırışma diyor. Buna biraz da hukuk diliyle İhkak-ı Hak/ zulüm gören, haksızlığa uğrayanın hakkını kendi imkânları ile araması/ diyebilir miyiz, bilemiyorum?

Düşünün; o dönemde Ermeniler tarafından bu bölgede tecavüze uğradıktan sonra vahşice katledilen kız ve kadınlar, çocuklar…

Bendeki kayıtlara göre bunların sayısı 520.000; Türk, Kürt, Çerkez, Gürcü vd…

Oysaki ilk önce Kürtler daha sonrada Türkler ile Ermeniler arasında yaşanan bazı olaylar üzerine kurgulanıp, mağduriyet yaratarak; Türkiye’den toprak, maddi tazminat talep ediliyor.

Bunun için dünya milletlerinin bazıları nezdinde, oraların parlamentolarından “soykırımı tanıma” kararları çıkaran Ermeni Diasporaları; önceleri, 22 Ekim 1975 günü, makineli tüfekli üç terörist tarafından Viyana Büyükelçiliğine girerek, Büyükelçimiz Daniş Tunalıgil'i şehit etmeleri ile başlayan “Ermeni terörü” zaman içinde 31 diplomatımız şehit ederek, güya 1915’in intikamını alıyorlardı.

Ermeni terör örgütü Asala’nın bu eylemleri dünya üzerinde tepki çekince onları destekleyen, yöneten bazı batılı ülkeler tarafından “bu eylemleri durdurun!..” emrini alınca, Atina Büyükelçiliği Müsteşarı Haluk Sipahioğlu, 4 Temmuz 1994 sabahı saat 09.00 sularında büyükelçilik binasına yaptıkları silahlı saldırı sonucu 41 nci şehit olmasından sonra bıçak gibi kesildi. Diaspora o tarihten sonra Ermeni devletinin diplomatik girişimleri sonucunda “Ermeni soykırımı” iddialarını ilk önce Uruguay parlamentosuna kabul ettirerek bu kanalı açtılar.

Uruguay’ı Kıbrıs, Rusya, Kanada, Lübnan, Belçika, Yunanistan, İtalya, Vatikan, Fransa, İsviçre, Arjantin, Slovakya, Hollanda, Venezuela, Polonya, Litvanya, Şili, İsveç, Bolivya, Avusturya, Lüksemburg, Brezilya, Paraguay, Suriye, Almanya, Çek cumhuriyeti ve ABD ile Fransa’nın kuklası Libya…

Son olarak da 26. Nisan 2019 günü Portekiz Parlamentosunun aldığı karar ile, Portekiz de bu kervanına katıldı. 29 Devlet sözde soykırımı tanımış oluyor. Ancak bazı ülkeler; Avustralya, Arjantin, Kanada, İsviçre, İngiltere, İspanya, İtalya, ABD (50 eyaletten 49’u Ermeni Soykırımı’nı tanıdı ve kınadı) kısmen tanıdıklarını deklare ettiler. Ayrıca Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, BM komisyonlarından bazıları, Uluslararası Kiliseler Birliği gibi, bazı uluslararası kuruluşlar tarafından da tanındı.   

Biz ne yaptık? Önce şunu kabullenmemiz lâzım ki; bunu dünya kamuoyuna anlatacak, inandıracak “diplomatik dil ve tavrı” gösteremedik. Birçok paneller, açık oturumlar yapıldı… üniversitelerimizde tezler ve kitaplar yayınlandı: yani kendimiz anlatıp, kendimiz dinledik. Ermeni Diasporasının yaptığı ikna çalışmalarının çok gerisinde kaldık.

Başımdan geçen bir olayı anlatayım: yıl 1983, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi “Türk Tarihinde Ermeniler Sempozyumu” düzenlemişti. Sonra bu sempozyumdaki tebliğler ve panel konuşmaları kitap haline getirilmek istenildi: ve bu görev bana verildi. Manisa’daki matbaamızda o günün teknolojisi ile kitabı bastık. Güzel bir yayın oldu. Daha sonra bu kitabı gören Belçika’daki bir Türk derneği bana başvurarak bu kitabı; İngilizce, Fransızca ve Almanca dillerine çevirerek tek kitap halinde bizim basmamızı istediler. BASIM VE NAKLİYE ÜCRETİNİ DE KENDİLERİ KARŞILAYACAKLARDI. Gerekli temasları yaptım ama izin alamadık ve bu çok hayırlı bir teşebbüs bürokratik “tavır” alışkanlığından olacak basılamadı.

Sadece haklıyız demek yetmiyor… tarihi gerçekler üzerinde Osmanlı arşivlerini de açmamızın ilgi görmediğini biliyoruz. O halde yapılacak tek şey; elimizdeki tarihi belgeleri, bilgileri “sözde Ermeni soykırım masalını” ilk önce Ermenilere, daha sonrada bunu kabul eden ülkelerin üniversitelerine, dış işlerine, parlamentolarına, basınına Ve halklarına anlatmanın yolunu ve diplomatik dilini ve argümanlarını kullanarak anlatmak, anlatmak… anlatmak…. Daha sonrada gücümüz yetiyorsa 8o milyonu aşan nüfusa sahip bir ülkenin imkânları ile bunu tanıyan ülkelerle nasıl konuşabileceğimizi,  neler yapabileceğimizi gösterebilecek yolları denemeliyiz derim. 
Ve ikna etmek; bıkmadan usanmadan inandırmak…

Son Yazılar