EROL MARAŞLI

EROL MARAŞLI

Gazeteci -Yazar

MHP'de yol ayrımı mı?

11 Mart 2017 - 02:04

16 Nisan günü yapılacak, anayasanın on sekiz maddesini değiştirecek olan referandum sürecinde Milliyetçi Hareket Partisi/MHP’de ve dolayısıyla ülkücü kesimde yol ayrımı yaşanıyor görüntüsü üzerine birçok kişi; Ülkücülerin karşı karşıya gelmesinden üzülen, azımsanmayacak kadar milliyetçi ve ülkücü vatandaş var.

Bana gelen çok sayıda ısrarlı sorular karşısında bu konuda yazı yazmak zorunda kaldım.

Ülkü kelimesi İdeal ile eş anlamlıdır. Ülkücü ise ülküsü olan insandır.

Ülkü kelimesi ilk kez Halkevlerinin 1933-1950 arasında çıkardığı bir dergi adı ile literatüre girdi.

Bu arada Türkçü şair ve yazarlar da zaman zaman bu kelimeyi kullanmışlardır.

Örnek vermek gerekirse ünlü Türkçü-tarihçi Nihal Atsız bunlardan birisidir.

1960 darbesinden sonra rahmetli Alparslan Türkeş’in “devlet yapılanmasında yer almasını sağlamaya çalıştığıÜlkü Kültür Birliği projesi ihtilalciler arasında parçalanmaya yol açtı ve Milli Birlik Komitesi içindeki 14 komite üyesi subay; 13 Kasım 1960 iç darbesi ile MBK’inden azledilerek “devlet müşaviri” unvanıyla yurt dışına gönderildiler: bu subaylar Ondörtler diye anıldılar. Bunların lideri Kur.alb. Alparslan Türkeş idi.

Türkeş de Hindistan’a gönderildi. Türkeş burada “Ülkü Kültür Birliği” projesini biraz değiştirerek “Dokuz Işık” adını verdiği ideolojik temele oturtma çalışmasını yaptı.

Yurda dönünce de önce Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi/CKMP’ne genel müfettiş olarak girdi, daha sonra da yapılan seçimde partinin Genel Başkanı oldu

 Bu partiye girerken kendisi gibi yurt dışına gönderilen Ondörtlerden  Dündar Taşer, Rifat Baykal, Münir Köseoğlu, Muzaffer Özdağ/ MHP milletvekili Prof.Dr. Ümit Özdağ beğ’in babası/ Numan Esin, Ahmet Er gibi emekli subaylarda CKMP’ye girdiler.

O dönemi “DARBE İÇİNDE DARBE/13 Kasım 1960- Ondörtler Olayı” adlı kitabımda detaylarıyla birlikte anlattım.

İşte bu ekibin CKMP’nin/ 1969 Adana Kurultayından sonra Partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirildi/ yeni bir ideolojik yapıya kavuşması için yapılan çalışmalar arasında Türk Gençliğinin teşkilatlanması da vardı.

Rahmetli Dündar Ağa/Taşer/ve Muzaffer Özdağ; /kendisi aynı zamanda hukuk eğitimi de almıştı/ Ülkü Ocakların kuruluşu  ve hukuki temelini oluşturdular…

 Ülkücü Hareketin efsanevi gençlik teşkilatı olan Ülkü Ocakları, “Ülkü Ocağı” adıyla ilk kez Ankara Üniversitesi Hukuk, Dil, Tarih ve Coğrafya ve Ziraat Fakültelerinde milliyetçi gençler tarafından fikir kulübü olarak kurulmuştur.

Kurulan ilk Ülkü Ocağı, Ankara’da Çanakkale Zaferinin yıldönümüne rastlayan 18 Mart 1966’da CKMP Gençlik Kolları tarafından kamuoyuna açıklandı

Ülkü Ocağı mensubu gençlere de ÜLKÜCÜ denilmeye başlandı: Ülkücülerin Başbuğu Alparslan Türkeş’e göre ülkücüler; Anadolu’nun uç beğleriydi

Bu gençlik Türkiye’nin yarınını kuracak olan kutlu bir nesildi…

Kar’da leke olur ülkücüde leke olmazdı…

MHP’nin en büyük gücü ülkücü Türk gençliği idi. 

***

MHP’de ilk yol ayrımı Türkeş’in beraberinde gelen ve CKMP’nin devralınan ilk döneminde büyük hizmetleri olan Ondörtlerden bazı subay arkadaşlarının ayrılması ile yaşandı…

1969-1980 arasında ise özellikle Adalet partililer/ ki bunların büyük bir bölümünün çocukları Ülkü ocaklarına gidip geliyor ve yaşı müsait olanlar MHP’ye oy veriyorlardı/  ülkücülere “Türkeş olmasa, ya da değişirse biz de MHP’ye geliriz” diyerek “Türkeşsiz Türk Milliyetçiliği” projesini işliyorlardı…

Başaramadılar…

Ama en büyük kırılma ve yol ayrımı; 1980 siyasi depreminden sonra silah zoruyla iktidar olan darbeci Kenan Evren Paşa ve şeriklerinin Türkiye’yi yeniden dizayn etme projesi olan yıllarda yaşandı. 

MHP ve ülkücüleri siyaset sahnesinden silmeyi amaç edinen cunta; Ülkücülerin “Yusufiye” diye isim koyduğu cezaevlerinde, tutuklu bulunanlar, cemaat ve tarikat sarmalında ayrıştırmaya çalıştı.

Bunda kısmen başarılı oldular…

Cezaevinden çıkan bazı ülkücüler değişik tarikat ve cemaatlerin çekim alanının içine çekildiler…

Daha sonra yine aynı mihrakın/ABD/Türkiyeyi dizayn ettirme çabası sonunda Türkeş ve ekibini cezaevlerinde tutarak, siyasi haklarını ellerinden alıp, devlet kapılarını onlara kapatarak siyasi yapılanmada yer vermedi.

Yeni siyasi yapılanmada; lideri, MHP’nin beyin kadrosu ile Ülkücü hareketin yöneticileri bu yapılanmanın dışında bırakıldılar.

İşte bu sırada rahmetli Turgut Özal parti kurarken dört eğilimi/ülkücü-selametçi-Adalet partili ve Sol kesimi/ bünyesinde toplamıştı.

Elbette yargılama dışında kalan ülkücü gelenekten gelen veya buna meyilli insanları parti bünyesinde topladı ve iktidar olduğunda birçok ülkücü bürokrat ve siyasetçiyi devlette önemli görevlere getirildiler.

İşte o günlerde ülkücülerin partisi olarak Muhafazakar Parti, daha sonra Milliyetçi Çalışma Partisi çok güç şartlar ve imkansızlıklar içinde kurulup ayakta durmaya çalıştı.

Türkeş bir yandan ceza evinde bölünmeyi önlemek için gayret gösterirken bir yandan da tahliyesinden sonraki stratejisini hazırlıyordu…

Burada yaşanan yol ayrımından sonra Anap-DYP iktidarında görev alan ve kendisini ülkücü diye tanımlayanların çok büyük bir bölümü bir daha MHP’ye dönmedi veya 1999’da iktidar ortağı olduğunda MHP saflarına katılırken, cezaevinden çıkıp da bazı dini grupların içinde yer alanlar ise bir daha MHP saflarına dönmediler./ Bu dönemi YOL AYRIMI adlı romanımda işliyorum/.

Daha sonra ülkücü davanın yiğit bir başkanı, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının ayrılıp gidişleri ise başka bir yol ayrımıydı.

Rahmetli Türkeş hiçbir zaman ayrılanlar ve özellikle Yazıcıoğlu hakkında incitici bir kelime sarf etmedi ve edilmesine de izin vermedi.

Muhsin Başkan ile de  görüşmelerimde o da Başbuğu için, her zaman saygısını koruyordu.

Anap’da / rahmetli Mustafa Taşar, N.Kemal Zeybek, Halil Şıvgın, Yaşar Okuyan vbg…/, DYP’de /  rahmetli Nevzat Kösoğlu, bir zamanların Komando Ayvaz’ı Ayvaz Gökdemir vbg/ BBP’de/ rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu, Ahmet Er ve arkadaşları/ ve bugünün Ak Partisindebulunan ve bir dönem Manisa Ülkü Ocağı başkanlığı yapan Selçuk Özdağ ve diğerleri de hiçbir zaman birbirlerini hain diye yaftalamadılar…

Birbirlerine ne kem gözle baktılar, ne de birbirlerine kötü bir söz söylemediler… çünkü birbirlerinin ülkücü kardeşiydiler…     

Şimdi bir referandum bahane edilerek, Ülkücüler karşı karşıya getirilmek isteniyor.

Kutlu bir dava için, bir nesli şehadet şerbeti içen ülkücüler arasındaki bu ayrışma gerçekten hüzün verici… hele hele tv’lerde sergilenen olaylar… Aman Allahım, bu ne celâl, bu ne şiddet, bu ne düşmanlık, bu ne kin?

Ruhi Kılıçkırandan başlayıp Gün Sazak, Recep Haşatlı, Dursun Önkuzu, Süleyman Özmen, Cemil Çöllü ve binlerce ülkücüyle devam edip, Fırat Çakıroğlu’da sonlanan, acıları kara toprağa salınan şehadet kervanının ülkücüleri bu manzara karşısında acaba ne diyorlardır?

Bu manzara için mi şehit oldular?

Onların ülküsü ile bugünkü manzara uyuşuyor mu?

Yakışmıyor…

 Arkasına ülkücüleri alamayan hiçbir milliyetçi siyasi hareket veya parti’nin başarı şansı olabilirmi?

Peki ayrışmış bir kitle nasıl güçlü olabilir?

Güçlü olamayan iktidar olabilir mi?

İktidar olunmayacak ise bu kavga niçin?

Dün akrabalıktan öte bir sevgi ve kardeşlik duygusu ile birbirlerine bağlı olan bu insanlar nasıl bu hale getirildiler? 

Bir yol ayrımı daha yaşanırsa; bunun vebalini herkes taşır. Ve Türkiye’ye yazık olur!

Bundan ancak Türkiye ve Türk düşmanları mutlu olurlar…

İsterseniz devam edin ve bu mutluluğu onlara yaşatın!

Karar sizin!

Erol Maraşlı / 11.03.2017

YORUMLAR

  • 0 Yorum