ÖZGE UĞURLU

ÖZGE UĞURLU

İşletme Bilimi Uzmanı / [email protected]

Algılarımız ne kadar gerçek

13 Temmuz 2020 - 10:49

Davranışlarımızı meydana getiren en önemli unsurlardan biri algılarımızdır.

Algılarımızın bazıları doğuştan gelirken bazıları da deneyim ve bilgi birikimlerimiz sonucu sonradan kazanılır.

Algı, duyularımızla çevreden edindiğimiz bilgileri anlamlandırma sürecidir.

Çevreye ve değişen şartlara uyum yeteneği geliştirmemiz de önemli bir fonksiyon üstlenir. Çevremizde meydana gelen her türlü olay ve olguya yorum getirmemizi sağlar.

Beş duyumuzla farkına vardığımız sesler, görüntüler, hisler ve benzeri olay ve olgular algılama sürecinden geçmeden bizim için bir duyuştan öte gitmez.

Algı çoğu zaman zihinsel çabanın bir ürünüdür ve büyük oranda ruhumuzun derinlerinde yaşattığımız olaylar bütününün bir parçasıdır.

Bebeklik ve çocukluk dönemi büyük oranda görsel algıdan etkilenmektedir. Bu dönemde, görüntüler daha çok zihinsel ve duygusal olarak kaydedilir.  

Bunun yanında kuş cıvıltılarını bizi mutlu eden neşelendiren bir ses gibi algılarken bir matkap sesi büyük olasılıkla bizi rahatsız edecektir ya da zaman algısını ele alacak olursak mutlu anlarımızı kısa mutsuz anlarımızı ise daha uzun algılama eğilimindeyiz.

Algılama için bir uyarıcıya ihtiyaç vardır. 

Bir olay, kişi ya da nesneye ne kadar dikkat gösterdiğimiz, algılamaya hazır olup olmadığımız, güdü ve ihtiyaçlarımız, psikolojik durumumuz, kişiliğimiz, çevre, geçmiş yaşantı ve deneyimlerimiz, duygusal durum ve beklentilerimiz algılarımızı etkiler. 

Örneğin bir akşam yemeği için gitmiş olduğunuz bir restaurantın mekansal olarak yerleşim biçimi, ortamın sessiz ya da gürültülü oluşu, ortamda kullanılmış renkler, ışıklandırma, havalandırma, ortamın genişliği, fiyatlar, servis kalitesi, garsonun yaklaşımı, yiyeceklerin lezzeti ve sunuluş biçimi; görüldüğü üzere pek çok duyumuza hitap ettiğinden hem zihinsel hem ruhsal mekanizmalarımız çalışarak bir dizi algı üretecektir ve çok kısa bir süre içerisinde bu verileri gruplandıracak, düzenleyecek ve bir  ya da daha fazla çıkarımda bulunacağızdır. 

Olgu, nesne ve olayların benzersiz oluşu, tekrarlama sayısı, yeni oluşu algılama sürecini düzenleyecek unsurlardan bazılarıdır.

Algılamayı, bulunulan ortam, kişiler, nesnelerden ayırmak mümkün değildir.

Tüm bunlar kendi aralarındaki ilişkiler ve bizim yorumlamamız sonucu anlam kazanmaktadır ve insan sürekli öğrenen bir varlıktır ve  bu bilgi birikimi sayesinde olay, nesne ve kişilere bakış açısı ve yaklaşımı değişeceğinden algılama sürecini öğrenme süreciyle birlikte düşünmek gerekmektedir.

Yeni bir olay ya da değişimle baş etmek zorunda kaldığımızda çoğu zaman bu öğrendiklerimiz sayesinde belleğimizden olay ya da değişimle uyum sağlayacak bir tür bizi zor durumdan kurtarmaya yarayacak görsel, işitsel vb. kayıtları çağırırız. Yani algının bireyi koruma gibi bir fonksiyonu olduğundan da bahsedilebilir.

Çoğu zaman da algı yanılmaları yaşarız ve bu koruma mekanizması,  basite indirgeme mekanizması devreye girer çünkü böylece çevremizi anlamlandırmamız kolaylaşır.

Hem zaman kaybetmeden tepkide bulunmak hem de daha az efor sarf etmemiz mümkün olabilir. Ancak sebebi ne olursa olsun bu durum gerçekliği olduğu gibi görmemizin önüne geçer.

Örneğin bir kişiyi davranışından ötürü değerlendirmeden önce zihnimizde kayıtlı olan verileri kullanırız ve önyargılı bir yaklaşım sergileriz ya da kendimiz için model oluşturduğumuz kişiler vardır ve bu modele uymayan kişiler hakkında olumsuz bir bakış açısına sahip oluruz.

Yeni tanıştığımız bir grup insan arasından bir kişiyi kaba bulduysak tüm grup için bu insanlar kaba diye bir nitelemede bulunabiliriz. 

Arabamızın rengi beyaz olduğu için trafikte önce beyaz arabalar dikkatimizi çeker ya da ilk izlenimin önemli olduğunu düşünen bir kişi yeni tanıştığı kişilere karşı kibar ya da iyi bir konuşmacı olarak tanınmak isteyebilir.

Kendimiz hakkında beğenmediğimiz bir özelliği başkasında gördüğümüzde o kişi hakkında olumsuz duygular yaşayabiliriz .Benzer şekilde doktorsanız ya da öğretmenseniz doktor ve öğretmenlere karşı daha fazla sempati beslemeniz mümkündür.

Sonuç olarak, birey çevresine uyum sağlamak ve hatta çevresini kontrol etmek  ihtiyacı içersindedir ve bunu beğenilerek ve takdir görerek gerçekleştirmek ister.

Özge Uğurlu / İşletme Bilimi Uzmanı 

YORUMLAR

  • 0 Yorum