Türk Sineması tükeniyor mu?

Hasan Eser yazdı: Türk Sineması tükeniyor mu?

23 Ocak 2020 - 23:33 - Güncelleme: 24 Ocak 2020 - 00:30

Yakın zaman önce vizyona giren “Karakomik Filmler 1-2”, “Recep İvedik 6” ve “Baba Parası” gibi yüksek beklentiyle gittiğim yerli sinema filmleri, beklentimin aksine bende büyük hayal kırıklı​ğına​ neden oldu!

‘Acaba sorun bende mi?’ diye düşünürken…

Açıklanan ‘gişe’ rakamlarıyla memnuniyetsizlik konusunda yalnız olmadığımı anl​adım. ​

Dost sohbetlerinde konuyu sinema filmlerine getirip, sinemasever arkadaşlarımın da ağızlarını ar​adım. ​

Fakat o da ne! 

Benden çok daha fazla memnuniyetsiz olmakla beraber harcadığı zamana ve ödediği paraya ‘acıdığını’ söyleyenler bile var.

​Önce zaman tünelinde şöyle bir geriye gidelim. ​

Yeşilçam’ın kendini yenileyememesi, seks filmleri furyası, ülkede televizyonun yaygınlaşması, nihayetinde yok olma noktasına gelen Türk sinema sektörü.​​

Sinema sektörü bir dönem Kemal Sunal, Şener Şen, Kadir İnanır, Tarık Akan gibi usta aktörlerin filmleriyle ivme kazanmış olsa da öncesinde kapanan salonlarla birlikte ülke genelindeki salon yetersizliği Türk sinemasının çıkış yapmasına yıllarca izin vermedi.

Dahası, zengin kız fakir oğlan edebiyatı sarmalından kurtulamayan Türk sineması, tekrara düşme konusunda ısrar edince, çöküş de kaçınılmaz oldu.

Bu arada, özel kanalarla birlikte TV dizileri de çoktan hayatımıza girmişti.

Hemen her evde bir video oynatıcı vardı ve VHS/Beta kaset kiralayan işletmeler, sinemaseverlerin (özellikle) yabancı film izleme ihtiyacını da karşılıyordu. Televizyonda her hafta yayınlanan Pazar Gecesi Sineması da cabası.

Hal böyleyken, kim ne yapsındı sinema salonlarını?

Bana göre…

Türk sinemasının uyanış tarihi 1996’dır.

Şener Şen’in Uğur Yücel ile birlikte 1996’da çektiği Eşkıya filmi Türk sinemasının miladıdır.

Türk sineması ‘Eşkıya’ ile birlikte eski alışkanlıklarından/ kolaycılıktan kurtulmuş ve yeni bir gelecek vizyonu çizmiştir.

Türk sineması, takvimler 1997’yi gösterdiğinde, Eşikıya’da yakaladığı çıkışı ve kaliteyi Mustafa Altıoklar’ın Ağır Roman filmiyle sürdürmüştür.

1998’de Cem Yılmaz’ın ‘Her Şey Çok Güzel Olacak’ adlı filmi ise adeta katalizör etkisi yapmıştır. Ve 1999’da Sinan Çetin’in ‘Propaganda’ filmiyle devam eden yükseliş, 2000 yılında Türk komedi filmlerine yeni bir tarz getiren Gani Müjde’nin Yeşilçam’ın dönem filmlerini ti’ye alan Kahpe Bizans filmiyle daha da ivme kazanmıştır.

Yılmaz Erdoğan'ın 2005'te vizyona giren Organize İşler adlı muhteşem eserini de umutmamak lazım. (Organize İşler Sazan Sarmalı'nda aynı tadı bulamadım.) 

Tabii bu noktada gelişen teknolojinin sinemaya olan pozitif katkısını…

Ve Türk sinemasına kalite getiren  yeni jenerasyon senaristleri, yönetmenleri ve oyuncuları da unutmamak gerekir.

Ayrıca o yıllarda mantar gibi çoğalan AVM’leri çekim merkezi haline getirmek için buralarda kurulan yeni/çağdaş sinema salonları da Türk Sinemasına ‘doping’ etkisi yapmıştır.

İlerleyen yıllarda, Türk Sinemasının çıtasını daha da yukarı çeken Çağan Irmak’ın Babam ve Oğlum, Issız Adam gibi yapıtları da Türk Sinema sektörüne rekabet ortamını getirmiştir.

Deli Yürek, Kurtlar Vadisi Irak gibi  reyting rekorları kıran dizilerin televizyonda yakaladıkları başarıyı sinema filmleriyle taçlandırmaları da sinemanın hangi noktaya ulaştığının göstergesidir.

Öyle ki son 20 yılda Türk Sinemasında büyük başarılara imza atıldı…

Ha! Arada Türk sinemasının farklı amaçlarla kullananlar da olmuştur?

Bilemeyiz!

Fakat türkücülükten sinema yönetmenliğine terfi edenleri iyi analiz etmek gerekir.

Mesela çektiği sinema filmiyle okyanus ötesine selam çakanlar düşündürücüdür. (Ayrı bir yazı konusudur.)

TÜRK SİNEMASINDA RECEP İVEDİK RÜZGARI  

İlk defa 21 Şubat 2008'de vizyona giren ve bugüne kadar devam niteliğinde 6 tane üst üste çekilen Recep İvedik filmleri serisi, Türk sinemasına dair son 10 yılın en çok tartışılan konusu olmuştur.

Türkiye’de herkes belgesel izlemeyi çok sevdiğini söyler ama izlenme oranları da gün gibi ortadadır.

Yine sokakta kime sorsanız, size Recep İvedik’i tasvip etmediğini, kesinlikle izlemediğini söyleyecektir.

Peki, milyonların ilgiyle izlediği Recep İvedik filmlerini sen izlemiyorsan, ben izlemiyorsam, o zaman kim izliyor?

En nihayetinde bu bir arz-talep meselesidir.

Şahan Gökbakar da ülkedeki komedi talebini karşılayan isimdir.

Ve Şahan Gökbakar’ın başarısını yarattığı karakterle de sınırlamamak gerekir.

Şahan Gökbakar, Recep İvedik’i ülke gündemine uyarlamakla akılcı davranıyordu.

Gündemde popüler olan ne var? Survivor! 

Ve bakıyoruz; Recep İvedik ıssız adada çıkıyor karşımıza.

Milliyetçi duyguların tavan yaptığı bir dönemde, nasıl bir tesadüftür ki, bu defa da uluslararası olimpiyatlarda  görüyoruz Recep İvedik'i.

Neticeye bakacak olursak, Şahan Gökbakar alanında başarılıydı, fakat geldiği son noktada, o da eski Yeşilçam’ın tekrara düşme sarmalına kapıldı.

Merhum Sadri Alışık’ın canlandırdığı Turist Ömer’in Afrika macerasını anımsatan bir film yaparak Recep İvedik’in büyüsünü bozdu Şahan Gökbakar.

Sizi bilmem ama ben hiç mi hiç beğenmedim Recep İvedik 6’yı.

Diyeceğim o ki Şahan Gökbakar da geçmişin yapıtlarını günümüze uyarlayan sinemacılar kervanına dahil oldu. 

Geçmişte tutan yapıtları günümüze uyarlama fikri ilk anda kulağa hoş geliyor olabilir.

Ama “Hababam Sınıfı” gibi nostaljik yapıtlar günümüze uyarlandı da ne oldu!

Aynı tadı verebildi mi? Taklitler aslını yaşatır, öyle değil mi?

Bir sinemasever olarak söylüyorum: 

Romanların dizilere uyarlanmasını kabul edebilirim-ki olumlu sonuçlar veriyor- Ancak eski filmlerin esin kaynağı olması ve remake yöntemi, nedense bana 'kolaycılık' gibi geliyor. 

CEM YILMAZ RÜZGARI…

Bazı filmlerini beğenmeseler de Cem Yılmaz’ın filmlerine gitmekle kendini toplumun farklı bir sınıfına yerleştiren bir kesim var Türkiye'de.

Evet, Cem Yılmaz filmlerine gitmek, bir kısım için ayrıcalık... 

Yaşamın birçok alanında olduğu gibi…

Örneklemek gerekirse…

Üyesi olunan siyasi parti, oturulan muhit, tercih edilen otomobil, cep telefonu, giyim kuşam ve devamlı gidilen kafe-restoran gibi mekanların marka değeri gibi, sinemada da Cem Yılmaz filmlerini ayrı bir yere koyan, yani marka kabul edenler var.

Onlara göre, Recep İvedik varoş kesime...  Cem Yılmaz ise kendilerine (entelektüel kesime) hitap ediyor.

Bu nedenledir ki, yaptığı filmlerde çocukluk hayallerini gerçekleştirdiğini düşündüğüm Cem Yılmaz’ın vasat filmler yapsa dahi, belli bir kesim (belki de denge unsuru olarak gördükleri için) filmlerine gitmeyi ihmal etmiyorlar. 

Fakat böyle bir potansiyeli olmasına rağmen ‘Karakomik Filmler'inin beklentinin çok altında kalması da seyircideki kredisinin yeterince tükendiğine işaret ediyor.

Halbuki Cem Yılmaz “Hokkabaz” gibi toplumun her kesimine hitap eden yarı duygusal filmlerde çok daha başarılı. Şahsi kanaatim, standup'larında bize bizi bizle anlatan Cem Yılmaz’ın sinema filmlerinde de içimizden biri olmaya ihtiyacı var.

TÜRK SİNEMASI TÜKENİYOR MU?

Türk sineması bir süredir, yaşanmış gerçek olaylardan ve biyografik hikayelerden besleniyor.

Örneklemek gerekirse…

Ertuğrul 1890, Türk İşi Dondurma, Bizim için Şampiyon, Ayla, Müslüm, Naim vb.

Ben de dahil olmak üzere, sinema seyircisi gerçek hikayelerden uyarlanan filmleri seviyor/benimsiyor. 

Sinema seyircisinin kodlarını çözen ve Türk sinema sektöründeki önemli bir boşluğu dolduran yapımcı Mustafa Uslu da gerçek öykülerden yola çıkarak yaptığı filmlerle, irtifa kaybeden sinema sektörüne adeta can suyu oluyor. Salon işletmecileri, Mustafa Uslu'ya ne kadar teşekkür etseler azdır!  

Ancak... biyografi ve başarı hikayelerin filmleştirilmesi de Türk sinemasını  ilanihaye ayakta tutmaya yetmez. Kaldı ki çok hızlı tüketiyoruz.

TÜRKLER GELİYOR! 

Cüneyt Arkın’ın dönem filmleri yıllarca mizah konumuz oldu.

Suya düşen kılıcın batmaması, şövalyenin kolundaki Seiko Saat, arka fonda gözden kaçan elektrik direkleri, cenk sırasında kameraya takılan uçak…

Küçümsemiyorum! Nihayetinde her dönemi kendi şartları ölçeğinde değerlendirmek gerekir.

Ne var ki, Truva ve Büyük İskender gibi önemli yapıtları aratmayacak nitelikte, Fetih 1453 gibi muhteşem bir film çekildi benim güzel ülkemde.

Tabii ki Muhteşem Yüzyıl, Diriliş Ertuğrul ve Payitaht Abdülhamit gibi eski dönem dizilerinin başarısını da yok saymamak gerekir.

Türk sineması, dönem/tarih filmleriyle takdir edilir  bir başarı çizgisi yakaladı. 

Diriliş Ertuğrul'un yapımcısı Mehmet Bozdağ da başarılı tarih filmleri serisine bir yenisi daha ekledi. 

Yapımcılığını ve senaristliğini  Mehmet Bozdağ'ın üstlendiği "Türkler Geliyor: Adaletin Kılıcı" geçtiğimiz hafta girdi vizyona. 

7. Koğuştaki Mucize ve Naim filmini tenzih ederek söylüyorum; son dönemde izlediğim filmler  ya vasattı ya da vasatın çok altındaydı. 

Bu nedenledir ki istemeye istemeye gittim "Türkler Geliyor: Adaletin Kılıcı"na. 

Beklentiyi yüksek tutmamanın faydası olsa gerek, birkaç hayal kırıklığının ardından nihayet sinemaya gittiğime pişman olmadan, keyif alarak bir film izlemiş oldum.   

​Osman​lı'da ​​ilk dönem akıncıların fütuhat politikasın​ı ​anlatan ​ Türkler Geliyor: Adaletin Kılıcı​, ​örneğin "Fetih 1453​"​ filmi gibi olağanüstü güzel bir film değil, ama ​alelade bir film de değil. 

Bir kere ön hazırlıkları büyük bir titizlikle yapılmış,  bütün ekip dersine iyi çalışmış,  oldu bittiye getirilmeden çekilmiş,  büyük bir emek harcanmış, ayrıntılara olabildiğince dikkat edilmiş​ ve ​ belli ki hiçbir masraftan d​a​ kaçınılmamış.

​Levent Özdilek​ ve​ Serdar Gökhan​​ gibi deneyimli oyuncular da filmin değerine değer katmış. 

​Ayrıca milli duygulara tavan yaptıran filmde; Arslanbek Sultanbekov’un seslendirdiği ‘Türkler Geliyor’ bestesi de muhteşemdi.

Mehmet Bozdağ ve ekibi başta olmak üzere filme emeği geçen herkesi kutluyorum. 

Not: Mehmet Bozdağ'ın  geçtiğimiz günlerde Sabah gazetesine verdiği mülakatından; Oğuz Kağan'ın, Barbaros'un, Malazgirt'in hikayesini de ​beyaz perdeye ​taşımak istediğini  öğrendim. Muazzam derecede mutlu oldum. Bir sinemasever olarak kendisine müteşekkirim. Gişeniz bol, başarılarınız daim olsun Sayın Bozdağ. 

Not-2-: Türk dizileri Güney Amerika'dan Hindistan'a kadar tüm dünyaya yayılmış durumda. Bütün dünya Türk dizilerini izliyor. Yani ortada ciddi bir başarı söz konusu. Peki, dizilerimiz  bu kadar tutulurken sinema filmlerimiz niçin aynı başarıyı gösteremiyor?

Kendimden örnek vereyim: 

Benim sayfalar dolusu yazıyla anlatmaya çalıştığım herhangi bir konuyu, Rauf Tamer gibi büyük üstatlar 6-7 satırda anlatabiliyor. 

İşte ustalığın sırrı da burada yatıyor. 

Diyeceğim o ki, hikaye edilen konuyu onlarca bölüm dizi çekerek anlatmak işin kolayı olsa gerektir. Asıl zor olan, onlarca bölümde anlatılanı 90 dakikalık bir filme sığdırabilmektir. 

Hasan Eser / Mahalli Gündem.com 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Tazelenme Üniversitesi ilk mezunlarını verecek
Tazelenme Üniversitesi ilk mezunlarını verecek
Shell deli2go Çekilişinde BMW 4 Serisi Coupé Sahibini Buldu
Shell deli2go Çekilişinde BMW 4 Serisi Coupé Sahibini Buldu