Travmalar kaderimiz olmak zorunda mı?

Altınbaş Üniversitesi Psikoloji Bölümü ve APAM Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Şirvanlı Özen: "Bugün nasıl bir insan olduğumuz aslında çocukluğumuzda yaşadıklarımızla çok ilgili. Ama yaşanan bazı olumsuzların da tüm hayatımızı etkilemesine de izin vermemeliyiz."

Travmalar kaderimiz olmak zorunda mı?
04 Ocak 2024 - 17:25

Prof. Dr. Dilek Şirvanlı Özen: “Çocukluk travmaları kaderinizi belirlemesin” 

“Travma sonrası stres bozukluğu.” Artık bu tanıyı giderek daha fazla duymaya başladık. Zorlaşan yaşam şartları, artan stres oranları bireyleri bazen başa çıkamayacakları durumlarla karşı karşıya bırakabiliyor. Özellikle çocukluk döneminde ya da akran zorbalığı gibi nedenlerle okul çağında yaşanan travmaların etkisi çok daha derin ve uzun süreli oluyor. Peki, bireyin tüm hayatını etkisi altına alabilecek boyutta sonuçlar doğuran bu travmalar, kaderimiz olmak zorunda mı?

Altınbaş Üniversitesi Psikoloji Bölümü ve APAM Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Şirvanlı Özen, genellikle uzun soluklu olan bu sorunları çözmenin imkânsız olmadığını söylüyor. Prof. Dr. Dilek Şirvanlı Özen, Kolay Kampüs platformunda yer alan makalesinde, “Travmanın nedenlerini iyi anlayarak, belirtilerini gözlemleyerek ve gerektiğinde profesyonel yardım alarak, çocukluk travmalarının kaderinizi belirlemesine izin vermeyin” diyerek önemli önerilerde bulunuyor.

Çocukluk travmalarını atlatmak bireyden bireye değişebiliyor. Prof. Dr. Özen, sağlıklı bir iyileşme süreci için yapılacakları ise şöyle anlattı. “Sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürmek, düzenli egzersiz yapmak ve dengeli beslenmek, fiziksel ve duygusal sağlığın iyileşmesine katkıda bulunabilir. Benzer şekilde, resim yapma, müzik dinleme gibi duygusal ifadeyi teşvik eden sanatsal ve yaratıcı aktiviteler de duygusal iyileşme süreçlerine katkı sağlar.” dedi.

Her şeyin başı eğitim. Gerek ebeveynlerin gerekse çocukların travma konusunda eğitim almaları da çok önemli. Eğitimin konuya olan farkındalıklarının artmasına neden olur ki iyileşme sürecinde önemli rol oynayacağını kaydetti. Ayrıca aile üyelerinin arasındaki ilişkileri güçlendirmek ve desteklemek amacıyla aile terapisine katılmanın faydalarına da değinen Özen, “Çocuğun aile ve arkadaşları gibi sevdiği kişilerden duygusal destek alması, onların çocuğun duygusal dünyasını anlamaları ve ona empati göstermeleri, çocuğun kendisini daha iyi ifade etmesine ve duygusal iyileşme sürecinin desteklenmesine neden olabilir.” diyerek önemi tavsiyelerde bulundu. 


En yaygın yaşanan çocukluk travmaları

Prof. Dr. Özen, en yaygın yaşanan çocukluk travmaları hakkında da bilgi verdi. Çocukluk döneminde yaşanan ihmal ve/veya istismarın öncelikli neden olduğunu belirtti. Özen’e göre, çocuğa yeterli bakımın verilmemesi, duygusal olarak ihmal edilmesi, cinsel ya da fiziksel olarak istismar edilmesi gibi durumlar maalesef ağır travmalara neden oluyor. Aile içi şiddet önemli etkenlerden bir diğeri. Anne-baba arasında yaşanan fiziksel, duygusal veya cinsel şiddetten çocuk çok etkileniyor. Aynı şekilde ebeveynlerinin boşanması ya da ayrılması da sarsıcı bir etken. Özen diğer önemli etkenleri ise şöyle sıralıyor:

* Kayıplar veya ayrılıklar: Çocuğun yaşamındaki önemli bir kişinin (örn. Ebeveynlerden biri) kaybı ya da çocuğun yaşamından çıkıp gitmesi
* Ekonomik problemler: Ailenin yaşadığı ekonomik problemlerden dolayı çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanamaması
* Hastalık: Çocuğun kendisinin veya aile üyelerinden birinin ciddi ve uzun süreli sağlık problemi yaşaması.
* Göç: Ailenin farklı bir yere göç etmesi
* Doğal afetler: Deprem, yangın, sel gibi doğal afetler.

Prof. Dr. Özen, bu gibi durumların yaşanmasının, çocukta duygusal zorluklara, güvensizlik, kaygı, uyum zorlukları ve stres yaşanmasına neden olduğunun altını çizdi; “Ancak şu unutulmamalıdır ki, her çocuk farklı ve biriciktir, dolayısıyla aynı olaylar farklı çocuklarda farklı tepkilere neden olabilir.” dedi.

Öte yandan çocukluk döneminde yaşanan travmaların etkileri çocuğun yaşına, gelişim düzeyine, kişisel özelliklerine ve sahip olduğu destek sistemine bağlı olarak değişiklik gösterebiliyor. Özellikle belirli yaş dönemlerinde yaşanan travmatik olaylar çocukların o döneme özgü sahip oldukları özellikleri çerçevesinde, farklı etkilere sahip olabilir. Prof. Dr. Özen, yaş gruplarına göre travmanın sonuçlarına da şöyle açıklık getirdii
  • Bebeklik döneminde (0-2 yaş) yaşanan ana-baba ayrılığı bireyin sonraki yaşamında güvenlik ve bağlanma sorunları yaşamasına neden olabilirken; bu dönemde yaşanan ihmal bebeklerin duygusal ve fiziksel gelişimin olumsuz etkileyebilir.
  • Okul-öncesi dönemde (3-6 yaş) maruz kalınan aile içi şiddet, çocuğun duygusal ve davranışsal sorunlar yaşamasına yol açabilirken; bu dönemde yaşanacak bir cinsel istismar kişinin kişilik gelişimine ve güven duygusuna zarar verebilir.
  • Okul döneminde (7-12 yaş) karşılaşılan okul zorbalığı, çocuğun sosyal ilişkilerini etkileyebildiği gibi, öz-saygı sorunlarına da neden olabilir. Yine bu dönemde yaşanan aile içi çatışmalar, çocukların duygusal dengesini olumsuz yönde etkileyebilir.
  • Ergenlik (13-18 yaş) döneminde yaşanan cinsel şiddet gencin kimlik oluşturma sürecini zorlaştırabilirken; bu dönemde yaşanabilecek olası travmatik olaylar, gencin bağımsız birey olma çabasını olumsuz yönde etkileyebilir.


“Travmanın sebep olduğu başlıca sorunlar”

Çocukların yaşadığı travmatik deneyimler kuşkusuz onların duygusal, sosyal, bilişsel ve fiziksel gelişimlerini olumsuz yönde etkiliyor. Prof. Dr. Özen, bütün bu etkilerin çocukluktan yetişkinliğe uzanan bir dizi alanda görülebildiğini söyledi. Çocuklukta yaşanan bu travmaların ileriki yaşlarda ilişki kurmadan, bağışıklık problemlerine, güven ve özsaygı sorunlarına kadar pek çok yansıması olduğunu anlatarak, şu bilgileri paylaştı.
  • Depresyon, anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu gibi duygusal sorunlara neden olabilir,
  • Güven sorunları, bağlanma problemleri ve ilişki zorlukları gibi ilişki sorunlarına yol açabilir. Çocuklar yetişkin yaşamlarında güvenli ilişkiler kurma konusunda problem yaşayabilir,
  • Saldırganlık, isyan, dikkat eksikliği ve hiperaktivite gibi davranış problemlerine yol açabilir,
  • Kronik ağrı, bağışıklık sistemi problemleri gibi fiziksel sağlık sorunlarına neden olabilir,
  • Çocukların kendilerine olan güven ve öz saygılarını etkileyebilir ki bu da yetişkinlik döneminde başarı, yetenek ve kendi değerine inanmada zorluk yaşanmasına yol açabilir,
  • Çocuğun içinde yaşadığı topluma uyum sağlamasını zorlaştırabilir, bu da akademik başarısızlık, sosyal izolasyon, disiplinsizlik gibi uyum sorunlarını beraberinde getirebilir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Başkan Tugay Bergama'da köylülerle buluştu
Başkan Tugay Bergama'da köylülerle buluştu
Uluslararası öğrenci hareketliliği ve eğitim turizmi
Uluslararası öğrenci hareketliliği ve eğitim turizmi