SEBAHATTİN KARACA

SEBAHATTİN KARACA

Turizmci / Yerel Tarih Araştırmacısı

Dede torun başbaşa, Bayern yollarında!..

28 Kasım 2017 - 21:23

Yıl 1977 Tegernsee’de, eşimle birlikte yaşıyor ve çalışıyorduk. Haftada bir izin günümüz olduğunda yakın yerleri gezer  dolaşırdık.  Fırsat buldukça da Münih’in altını üstüne getirirdik.  Münih şehrinde gezilip görülecek tarihi mekanlar, düzenlenmiş güzel parklar,  meydanlar, ortak yaşam alanları, tiyatrolar ve müzeler  vazgeçemediğimiz alanlar olmuştu.

 

Bir izin günümüzde yolumuz Deutsche Museum’a  (Alman Teknoloji  Müzesi)’ne düşmüştü. Çok beğenmiş hatta abatmadan söyleyim büyülenmiştik.  Yıllar sonra müzeyi yenilenmiş yüzü ile ikinci kere gördüğüm 2016 yılında , buraya teknolojiye çok meraklı olan torunum Tarık’ı getirmeliyim diye düşünmüş, hatta çok istemiştim.  O bu yıla nasip oldu. 2017 yaz  tatilinin ilk günlerinde,   İzmir’den bindiğimiz gibi uçağa  2 saat 40  dakika sonra Münih hava alanına indik. Tarık her şeyi izlesin, yaşadığı İzmir’i  mukayese edebilsin daha çok görebilsin diye,  S bahn  ile şehir merkezine  gitmeyi  tercih ettik. Tarık yol boyu her şeyi  izledi. Ara sıra sorular sormayı da ihmal etmedi.  Merkeze ulaştık.  Otelimize  yerleştik.  Biraz dinlendikten sonra, akşam dolaşması sırasında ufak tefek alışveriş yaptık.  

Şehir turu: Ertesi sabah güzel bir kahvaltının ardından  üstü açık  otobüs ile şehir turu yapmak üzere  hareket noktasına yürüdük.. Hava da çok güzeldi.  Bu tur,  öğretici ve keyifli olacaktı.  Bir kaç dakika sonra otobüs hareket etti. Tarık rehberin Almanca anlattıklarını anlayabilmek için, kulaklığını İngilizceye seçeneğine ayarladı . Anlatılanları dinliyor, gördüklerinden çok etkileniyordu.   17 noktadan oluşan ve yaklaşık 2 saat süren turu  tamamladığında, “ dede bu tur  iyi geldi. Çok  ve gördüm ve çok etkilendim” dedi.

Deusche Museum  yakındaydı.  Tarihi sokakları, meydanları ve mekanları  görmek istediğimizden, yürümeye karar verdik. Münih’in zengin tarihi dokusu ile kalbi olan, Marien Platz’ı geçtik. İsar nehrinin öteki tarafında kurulu  müzeye vardık. Bir kaç saat süren ziyaret sırasında,  gördüklerine inanamadı.  İlk uçaktan, paraşüte,  ilk kayıktan, ilk buharlı gemiye ,  Kanat takıp uçmaya çalışan insandan ilk aya inişe,  sayılamayacak kadar ilk buluşlardan  öylesine etkilendi  öylesine hoşnut oldu ki “inşallah kardeşlerim de görür” diye dilekte bulundu. İleride hatırlamak için bol bol resim çekti.  Müzeden çıkınca akşam olmuş, hava kararmıştı.  Hafif bir akşam turu ve yemeğinden sonra , dinlenmeye çekildik.  Ertesi gün proğramda Tarık’ın annesinin de doğduğu şehir olan Tegernsee’ye , nostaljik trenle yolculuk var . Bu vesile ile erkenden  uyuduk. Niyetimiz ilk trene yetişmekti.

Tegernsee, Cennetin arka bahçesi.
Ertesi  sabah saat 7:30 da güzel bir kahvaltı sofrasından kalktık. Sırt çantalarımızı aldık. Çok uzakda olmayan büyük tren istasyonuna vardık.  Bizi Teğernsee’ye götürecek  tren peronda yolcularını almak üzere bekliyordu. Bindik, tren doluydu. Tegernsee’de  gün geçirmek isteyen  Münih’lilerden  tutun,  Çinlilere kadar çok ülkeden turistin varlığı gözden kaçmıyordu. 

Herkesin haklı gerekçeleri vardı. Tegernsee’de her şey 200 yıl önce 1817’de Bayer Kralı Max  1.Joseph’in o zamana kadar Benedik Kilisesi olan binayı satın alması ve kendisine  yazlık residence yaptırmasıyla  başladı. Bölge kısa sürede, asillerin, soyluların, kralların, diplomatların uğrak noktası oldu.  Ünü kısa sürede tüm Avrupa nın önemli şehirlerinde duyuldu.  Kaplıcaları ve bira fabrikası kitleleri  çekti. Bunlar önemliydi elbet. Ancak daha da önemlisi Onlar 21 Km uzunluğunda ki göl kıyısını , geleneklerini, yaşama tarzlarını değiştirmediler, doğayı  bozmadılar,  Gölü hiç kirletmediler.
  Yerimize oturduk. Tren ilerledikçe ben Tarık’a  geçtiğimiz yerleri bir bir anlatıyordum. O da can kulağı ile dinliyordu.  Yaklaşık 1 saat sonra Tegernsee’ye yaklaştık. Gmund tepelerinden şehre adını veren Tegensee gölü  göründü.  Güzelliği, temizliği  ve berraklığı ile büyülüyordu.

Çok geçmedi istasyonda indik. Tepeden gölü ve gölün kıyısında Tegernsee’nin yanısıra  kurulmuş olan  Rottach Egern- Bad Wiessee- Gmund  köyleri , güzellikte birbiriyle yarışırcasına “ Cennetin Arka Bahçesi”  olarak ziyaretcilerini bekliyor gibiydiler. Yukarıdan - aşağıya göl kıyısına doğru, yarısı ahşap , yarısı taş, bol çiçekli geniş balkonlu evleri , bahçeleri, parkları  keyifle izleyerek  iskeleye kadar yürüdük.  

Bir İtalyan cafe’sinde  dondurmalarımızı yerken,  yerel kıyafetlerle  kuruluş gününü kutlayan halkın kortej yürüyüşünü  seyrettik.   Şehrin bir kaç yerinde ve diğer köylerinde gösteriler, müzik,folklör, gezimize ayrı bir lezzet katıyordu. Tegernseer Brauhaus bahçesi  festival meydanıydı sanki.  Göl kıyısından 3-4 km yürüyerek, Rottach Egern’e ulaştık. İlk iş Tarık’ın annesinin doğduğu Saliterer weg’deki  evi ziyaret etmek oldu.  Ardından teleferikle 1722 metre yükseklikteki Wallberg’i ziyaret gezimizi taçlandırdı.  Doyumsuz manzarasının yanı sıra,  bu yükseklikte hayvancılık yapan köylüleri  görmek  yaşamlarına şahit olmak, onlarla konuşabilmek  güzel bir duygu. 

 Rottach Egern’den  Bad Wiessee’ye  gitmek üzere bir küçük gemiye bindik. Bad Wiessee çok ilginç bir geçmişe sahiptir.  Rivayete göre  bir  kişinin,  Bad Wiessee hudutları içinde bulunan,  St Quirin-Kirchline’de 1441 yılında Balsamik etkisi  içeren yağ bulduğu  söylenir. Bundan tam 500 sene sonra Hollandalı Adrian Stoop  petrol aramak için yaptığı sondajda, insan sağlığı için çok faydalı olan Almanya’nın en güçlü iyot ve kükürt  içeren kaplıcalarını buldu.  Mutlulukla sonuçlanan bu buluşun ardından özel klinikler, masaj salonları ardı ardına açıldı. Özel doktorlar ve uzmanlar yetiştirildi. Sağlıkları için, Kraliçe Elizabeth dahil dünyanın her yerinden tanınmış insanların  uğrak yeri oldu. Hitler sağ kolu ve kendinden sonra gelen yardımcısını bir konuda  görüş ayrılığına düştüğü için  Ernst Röhm ‘ü  Bad Wiessee’de  tedavi  gördüğü Hotel Lederer’de yakalatmış ve  idam ettirmiştir. 

Bad Wiessee’ye Seyir halindeyken, 70 li yıllarda çalıştığım ve güzel anılarımın olduğu  Hotel Hubertus’u  gördük.  Geçmişten biraz konuştuk. Gerçi bu arada oteli Araplar satın almış.  Yatırım yapmış, büyütmüşler.  Sonradan öğrendim. Fiyatlar uçmuş. Zengin Arapların  uğrak yeri olmuş.   Köy içinde biraz dolaştıktan sonra,  biraz yükseklerde orman içinde bulunan  Sonnenbichl’e  yürüdük.  Oradan Tegernsee Gölünü ve kenarında ki  köyleri  içimize sindire sindire seyrettik. Korunmuş doğası ve yaşattıkları gelenekleri  ile “sürdürülebilir  turizm” için  gerekli tüm koşulları yaratmışlar. Günümüzü  Tegensee  Gölü  ve kıyısında ki köylerde geçirmiş olmanın mutluluğu ile  tamamladık. Memleketimizde de benzer yerlerin  çoğalması ve yaşatılması için dua ettik. 

 

Sebahattin Karaca