Kıbrıs'ın Gerçek Fatihi Kimdi?

KIBRIS'IN GERÇEK FATİHİ KİMDİ?

Kıbrıs'ın Gerçek Fatihi Kimdi?
05 Kasım 2017 - 11:54

Kıbrıs'ta Rumlar Türklere baskı ve zulüm yapıyorlardı.

Kıbrıslı Türkler Anavatan'dan yardım bekliyor, fakat Türkiye'deki hükümetler gereken duyarlılığı göstermiyorlardı. 

CHP hükümette olduğu sırada Başbakan İsmet İnönü idi.

Rumlar yine azmışlardı ve katliama girişmişlerdi. Bir doktorumuzu, eşini ve üç çocuğunu doğrayarak öldürmüşlerdi.

Meclisler birleşik olarak toplanıp Kıbrıs'a asker çıkarma izni verdiği halde yine kesin çözüm olmadı. Çünkü; yabancı devletler, yarı rica yarı tehdit zamanın İnönü hükümetini kesin netice almaktan alıkoydu. 

Süleyman Demirel tek başına iktidarda iken de Makarios'un karşısında İnönü hükümetinin durumuna düşmekten kurtulamadı. Hatta koalisyon hükümetinin başkanı Ecevit'in de yaklaşımı farklı değildi. 

"Ben bir ara çözüm öneriyorum. Biz bu işi Atatürk'ün yurtta sulh, cihanda sulh ilkesine göre de çözebiliriz. Ben hemen İngiltere'ye gideyim. Başbakan Vilson'la görüşeyim. Zaten İngiltere de Kıbrıs'ın statüsünü korumaya görevli üç garantör devletten biridir. 
Biz askerimizi İngilizlerle anlaşarak onların adadaki askeri üslerine sulh yoluyla, kan dökülmeden çıkaralım. Bizim askerimizle İngiliz askerleri müştereken adada asayişi iade ederler. Bu iş kapanır..." (Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı, 1974, Bülent Ecevit, Başbakan) 

"Sayın Ecevit  bu teklifinizin İngilizler tarafından  kabul edilmesine imkan yok. Onlar Rumlardan, Yunanlılardan yana olmak isterler. Kabul edilse bile bizim için daha tehlikeli olabilir, İngilizler bizim Mehmetçiklerimizi rehin tutarak bize kendilerinin ve Yunanlıların istedikleri çözümü dikte ettirmeye kalkışabilirler..." (Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı, 1974) 

Sonunda Erbakan'ın dediği oldu ve Kıbrıs barış harekatı başlatılarak zaferle sonuçlandı. Bu karar, Türkiye'nin dış politikasında  eşi görülmemiş bir ataktı. 

"15 Temmuz 1974'te  Samson adlı EOKA'cı Kıbrıs'ta Makarios'u devirip darbe yapmış ve Ada'yı Yunanistan'a katacağını ilan etmişti.

Artık Kıbrıs'a müdahale etmemiz kaçınılmaz hale gelmişti. 

Ama hem Ecevit,  hem de başta Demirel bütün muhalefet,  askeri çıkarmayı çılgınlık olarak nitelemekte ve karşı gelmekteydi.

Sonunda İngiliz Başkanı Callahan'la  konuyu görüşmek üzere Ecevit, Oğuzhan Asiltürk'le birlikte Londra'ya gönderildi. 

Böylece Erbakan, artık tam yetkili  başbakan vekiliydi. Hava alanında, Ecevit uğurlandıktan hemen sonra Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar ve Kuvvet Komutanları Erbakan'la özel bir odaya geçiyor ve orada bulunan Süleyman Arif Emre Bey bile içeri alınmıyordu. 

Bu uzun ve tarihi toplantıda, Kıbrıs'a derhal çıkarma kararı üzerinde anlaşıyorlar.

Kuvvet Komutanları "yıllardır böylesine onurlu ve olumlu bir karara hasret çektiklerini, düşmanların dikkatini çekmesin diye, dağıtılarak Dörtyol, İskenderun ve Mersin'de konuşlandırılan birliklerimizin çıkarmaya hazır hale gelmesi için 2-3 gün gerekeceğini" bildiriyorlar. 

Bu arada daha önce İnönü ve Demirel'in yaptığı gibi verilen karardan geri dönülmemesi için, Erbakan'dan özellikle ricada bulunuyorlar. 

Ve arttık Ecevit, Türkiye'ye döndüğünde  alınan bu karar gereği, hazırlıkları tamamlanan ve Kıbrıs'a doğru yola çıkan kahraman ordumuza mani olamıyordu. 

Bu savaş; Erbakan'ın savaşıydı.  Hem dışarıda Rumlara hem içerde Ecevit'e karşı savaş vermek zorunda kalıyordu.

Ecevit, daha çıkarmanın ilk gününde, BM Güvenlik konseyinin ateşkes kararını uygulamaya koymak istiyor, Kıbrıs'ta beş parçalı kanton çözüm önerilerini gündeme getiriyor ve ikinci harekatı engellemeye çalışıyordu. 

Erbakan uzun mücadeleyle harekatta önemli bir başarı kazandığı halde; ortağının ısrarı üzerine başladığı işi bitiremiyordu. 

"Sayın Erbakan, her mühim işte senin dediğin oldu. Bu kez de benim dediğim olsun, ne olur Kıbrıs'ta hemen ateşkes kararı alalım. Ben Sancar Paşa ile de konuştum. Talebimi kabul et." 

"Sayın Erbakan,  Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi  olay hakkında ateşkes kararı aldı. Biz üye sıfatıyla bu karara uymak zorundayız."  (Bülent Ecevit, Başbakan, Bakanlar Kurulu Toplantısı, 1974) 

Nitekim Ecevit; ateşkes kararını saat 17.00'yi bile beklemeden gündüz 11.00'de açıkladı.

Bu arada Kıbrıs'ta kesin çözümü zora sokan; "Kanton Çözüm"  gibi yanlış ve Milli çıkarlarımıza aykırı bir öneriyi karşı tarafa acelecilikle sunmak,  2. Harekata şiddetle karşı çıkmak ve harekatın durdurulması için koalisyon ortağından habersiz gizli talimatlar yağdırmak, Kıbrıs'ta ordumuzun rahatlıkla alabileceği  stratejik ve ekonomik bölgelerin ele geçmesine engel olmak, Maraş'ı boş bırakıp pazarlık gücümüzü zayıflatmak, "Federe Devlet" sözünü sakız yapıp Kıbrıs'ta kesin ve kalıcı bir çözümü zora sokmak gibi tarihi ve talihsiz hatalar yapmıştır. Ama buna rağmen Kıbrıs Fatihi rolünü oynamaktan da geri durmamıştır. (Ahmet Akgül / Erbakan Devrimi) 

Kıbrıs meselesini kararlıkla ele alanın  kim olduğunu her akıl sahibi bilmekte ve yürekleri yetenler bunu itiraf etmektedirler.

Erbakan'dan başka hiçbir siyasi liderin, bırakın Türkiye toprakları dışındaki Türklerin güvenlik ve haysiyetini umursamayı, kendi vatandaşına dahi sahip çıkmadığını kim gizleyebilir?

Güneydoğu Anadolu'da korkak siyasetçiler yüzünden yıllardır kardeş kanı akmakta değil midir? Türk ordusu eğer kararlılıkla yönetilse  bir avuç çapulcuyla baş etmekten aciz midir?

ANAP'lı eski Sağlık ve Turizm Bakanı Bülent Akarcalı 'Vip Diplomat' isimli dergiye mühim açıklamalar yapmış: "Kıbrıs'ın gerçek fatihi Necmettin Erbakan'dır."

Bunu muhafazakar bir siyasetçi açıklasa, pek kimse inanmazdı. Ama, liberal ve demokrat bir siyasetçinin bunu açıklaması önemli. 

Gazeteci Bülent Kavuk'un genel yayın müdürlüğünü yaptığı 2 ayda bir yayınlanan dergide Akarcalı, Kıbrıs ve Ecevit için şunları anlatıyor: "Eski Başbakan Bülent Ecevit'in Kıbrıs'la ilgili fatihliği tamamen tesadüfidir. O sırada hasbelkader başbakan olduğu için o işi yürütmek durumundaydı. 

Kıbrıs'a Türk ordusunun müdahalesindeki en büyük şans Necmettin Erbakan'ın Başbakan Yardımcısı olmasıdır.  
Erbakan'ın ısrarıdır o işi yaptıran. Ecevit tek başına olsaydı, yapmamak için şiirlerine geri dönerdi. Bizim Erbakan'a teşekkür etmemiz gerekir."

Maalesef bırakın Erbakan'a teşekkürü, onun mirasına sahip çıkılamadı bile. Ondan sonraki hükümetlerin basiretsizliği ve malum medyanın tahrikiyle, 'Bir hatadır oldu. Buyurun geri alın adanızı" diyecek noktaya getirildik. 

Oysa Kıbrıs atağı, hem stratejik hem psikolojik  büyük bir kazanımdı.

Biz Türkler onlarca yıldır batının kapısında kul olmakla en ufak bir merhametlerini, hüsnü kabullerini celp edebildik mi?

Onlara yaranmak için kaç takla atsak; düşmanlıkları daha da kuvvetlenmedi mi?

Uluslararası maçlarda, hakemlerinin kararları bile düşmanlık hissettirmiyor mu?

Düşmana karşı tek dil, caydırıcı güç ve kararlılıktır. 

Düşmandan insaf beklemek saflıktan da öte adeta kendi milletine karşı kötülüktür. 

Kıbrıs harekatıyla Türkiye ilk kez, milli bir gurur ve özgüven yaşadı. Atak politikanın kazanımları  görüldü hissedildi. 

Kıbrıs harekatı nedeniyle ülkemize uygulanan ambargo bile, bizim kendi ayaklarımızda durma, kendi ihtiyaçlarımızı dışa bağlı olmadan gidermemiz için bir fırsat sağladı. 

Ayrıca düşmanı bile insana ancak güçlü ve şahsiyetliyse saygı duyar. 

Kıbrıs atağımızdan sonra dış itibarımız bir şekilde yükseldi. 

Türkiye  bölgesinde kendi gücünün farkında ve tepki gösterme yeteneğini  kaybetmemiş bir ülke olarak ciddiye alınır oldu. 

Nitekim Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki kararlılığı Bosna'da da gösterilebilseydi, zannedildiğinin aksine, batı bizi çok daha fazla ciddiye alırdı.

Bugün AB kapısında sürünen değil, korkuyla da olsa başıboş bırakılmayan, dostluğu ve işbirliği talep edilen bir ülke konumunda olurduk. 

Türkiye'nin,  MSP'nin marifetiyle, kendi güdümlerinden çıktığını ve giderek Milli bir çizgiye kaydığını gören malum merkezler, sonunda Ecevit'i istifa ettirmek suretiyle, 19 Ekim 1974'te bu koalisyonu dağıtmışlardı. 

Dış güçler  kendi arzuları hilafına başlatılan ve başarılan bu harekatın  suçlusu ve sorumlusu(!) olarak Erbakan'ı görüyorlardı.

Çünkü Erbakan; Kıbrıs'ın sadece alınmasını değil, o günden bugüne elimizde kalmasının da kahramanıdır.

2006 / Araştırmacı-yazar Mehmet Ergin / Dünden Bugüne Necmettin Erbakan /   Akis Kitap / Sayfa:83-87 


 

 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Araştırma: Genç kuşağın algı seviyesi düşük çıktı
Araştırma: Genç kuşağın algı seviyesi düşük çıktı
52 yıl sonra gelen buluşma
52 yıl sonra gelen buluşma