Wembley Yolunda Bir Türk Kaplanının Sessiz Çığlığı
İngiliz futbolunun en sert, en "tekinsiz" deplasmanlarından biri olan The Den Stadı’nda, Millwall taraftarının o sağır edici baskısı altında bir destan yazıldı dün gece...
Acun Ilıcalı’nın 2021 yılında 20 milyon poundluk bir yatırımla temellerini attığı Hull City, dün gece Premier Lig’in kapısını ardına kadar araladı. Sadece bir yıl önce küme düşme hattının kıyısından, averaj farkıyla dönen bir takımın, bugün yaklaşık 300 milyon euro değerindeki o devasa finale adını yazdırması, sadece bir spor başarısı değil; sarsılmaz bir inancın ve doğru yönetilen bir vizyonun manifestosu...
Sahadaki mücadele, teknik direktör Sergey Yakirovic’in taktiksel bir başyapıtı gibiydi. İlk maçı 0-0 biten eşleşmenin rövanşında, Londra’nın kalbinde Millwall’u 2-0 ile geçmek her yiğidin harcı değildir.
64. dakikada Mohamed Belloumi’nin o büyüleyici sol ayak vuruşuyla gelen gol ve ardından 79. dakikada Joe Gelhardt’ın fişi çeken vuruşu, "Kaplanlar"ı Wembley’in güneşli çimlerine taşıdı. Bu başarıda aslan payı kuşkusuz Yakirovic’in; Championship gibi her anı kaos dolu bir ligde, takımı bir arada tutmayı başaran, oyuncuyla abi-kardeş ilişkisi kuran o "çaylak" ama deha kokan yönetim tarzınındır.
Ancak bu hikayenin arka planındaki insan hikayeleri, sahadaki skorun çok ötesine geçiyor. Joe Gelhardt’ın durumuna bir bakın; Premier Lig oyuncusu olmasına rağmen, sırf Hull City’de kurulan o sıcak aile ortamında yer alabilmek için haftalık 10 bin poundluk bir fedakarlık yaparak buraya gelmeyi kabul etmesi, modern futbolun para odaklı dünyasında eşine az rastlanır bir romantizmdir.
Keza Oliver McBurney gibi bir "transfer mucizesinin" takıma kazandırılması ve onun kritik anlarda sahneye çıkması, yönetimin ne kadar doğru bir mühendislik yaptığının kanıtıdır.
Bu başarı, sadece Hull şehri için değil, bizim için de çok şey ifade ediyor. Fatih Terim’in tribünde bizzat takip ettiği, "Bir Türk’ü nerede görsem desteklerim" diyerek sahiplendiği bu proje, artık resmen bir "Türk takımı" hüviyeti kazanmıştır. İngiliz spikerlerin bile Terim’i ekranda görünce heyecanlanması, markamızın globaldeki gücünü gösteriyor. Öte yandan, savaşın ortasında Ukrayna’da Shakhtar Donetsk ile şampiyonluk yaşayan Arda Turan’ın başarısı ile Hull City’nin bu yükselişi aynı paralele hizmet ediyor: Türk spor insanlarının, doğru fırsat verildiğinde dünyanın en zorlu arenalarında nasıl zirveye oynayabileceğinin kanıtı.
Duygusal derinlik ise "Owen Amca" gibi isimlerde gizli. Geçen sezon ömrünün son günlerinde kulübü ziyaret eden o Alzheimer hastası yaşlı taraftarın Premier Lig hayali, bugün tüm şehrin ortak duası haline gelmiş durumda. Acun Ilıcalı’nın sadece bir kulüp sahibi değil, bir hayal ortağı olarak bu insanlara dokunması, Hull City’yi İngiltere’nin ortasında bir gönül elçisine dönüştürdü.
Şimdi önümüzde sadece 90 dakika var. 23 Mayıs Cumartesi günü Wembley Stadı’nda Southampton veya Middlesbrough ile oynanacak o final maçı, sadece bir üst lige çıkış mücadelesi olmayacak. O gün kazanılacak olan sadece 300 milyon euro değil, bir Türk iş insanının Premier Lig’in o pırıltılı masasında Manchester City, Liverpool ve Manchester United başkanlarıyla yan yana oturacak olmasıdır. 2008 ve 2016 yıllarında play-off finalini kazanarak lige çıkan Hull City için tarih tekerrürden mi ibaret olacak, göreceğiz.
Bitirmeden önce...
Türkiye’de bazen kıymetini bilemediğimiz, "futboldan ne anlar" diye eleştirdiğimiz insanların, ada futbolu göbeğinde nasıl devrim yaptığını izliyoruz. Bu başarıyı alkışlamak için sadece futbolsever olmak yetmez, bu topraklardan çıkan bir vizyonun dünyayı dize getirmesini izlemenin gururunu yaşamak gerekir. 23 Mayıs akşamı Wembley’de o kupa kalktığında, sadece Hull şehri değil, tüm Türkiye bayram yapacak. Sahi, biz kendi içimizde küçük hesaplarla birbirimizi yerken, evlatlarımızın dünyada yazdığı bu destanları daha ne kadar görmezden gelebiliriz?
SERKAN TİYANŞAN
Yorumlar
Kalan Karakter: