Montella’nın Masalları ve Gerçeklerin Soğuk Yüzü
Türk futbolu yine o tanıdık, puslu labirentin içinde yolunu bulmaya çalışıyor; ancak bu kez elimizde dünyanın gıpta ile baktığı bir "altın çocuk" varken kayboluyoruz.
Bir yanda 520 bin nüfuslu, yüzölçümü Türkiye’nin sadece yüzde 0,5’i kadar olan küçük ülkelerin Dünya Kupası’nda son 32 takım arasına kalma başarısı, diğer yanda ise devasa potansiyeline rağmen dışarıda kalan bir Türkiye gerçeği duruyor.
Eğri oturup doğru konuşmanın vakti geldi de geçiyor; ABD’nin yedeklerinin bile maçın ikinci yarısında bize karşı iki farklı galip gelecek kadar pozisyon ürettiği bir tabloda, son dakika golüyle gelen galibiyetin arkasına saklanmak, sadece bir sonraki hüsrana davetiye çıkarmaktır.
Sahi, biz ne zaman masalları bırakıp gerçeklerle yüzleşeceğiz ve Montella’nın vaatleri ile sahadaki gerçek tabloyu konuşacağız?
Vincenzo Montella’nın saha kenarındaki tercihleri ve oyuncu yönetimi, bizi tehlikeli bir "başarı illüzyonuna" hapsetmiş durumda.
Oysa dünya futbolunun birbirinden önemli aktörleri, başarısızlığı nasıl göğüsleyeceklerini ve analiz edeceklerini bir kez daha gözler önüne serdiler.
Dünya Kupası’na veda eden Uruguay’ın başındaki efsane teknik adam Marcelo Bielsa’nın sözleri, Montella ve bizim teknik heyetimiz için birer ders niteliği taşımalı...
Bielsa, Copa America üçüncülüğü gibi küçümsenmeyecek bir dereceye rağmen, bireysel yeteneklerden iyi bir takım oluşturamadığını, Uruguay futboluna hiçbir şey bırakamadığını ve bu yüzden başarısız olduğunu açık yüreklilikle ilan edebiliyor.
Bizde ise hataları görmezden gelip günü kurtaran skorlarla avunmak milli bir refleks haline geldi.
Birileri bu örnek açıklamaları Montella’ya göstermeli; çünkü geride somut bir şey bırakmadan hatırlanmak, bir teknik adam için en büyük yenilgidir.
Bu taktiksel körlüğün ve yönetimsel zafiyetin en acı kurbanı ise şüphesiz Arda Güler oluyor.
Rakip teknik adamların bile hayranlıkla izlediği, durdurmak için özel planlar yaptığı bir dehayı, biz kendi elimizle bir sistem krizine dönüştürdük.
ABD Teknik Direktörü Mauricio Pochettino’nun Arda hakkındaki yorumları aslında futbol kamuoyunun yüzünde bir tokat gibi patlıyor: "Arda Güler farkı yarattı... Bazı oyuncular o seviyede özgüven ve zeka ile oynarken durdurulamaz hale geliyor".
Pochettino, Arda’nın sahada kapatılamayan boşlukları bulduğunu, tempoyu bizzat belirlediğini ve yapılan her hatayı anında cezalandırdığını söylerken, aslında modern futbolun yeni prensini tarif ediyor.
Ancak ne acıdır ki biz, rakip hocanın bile "olağanüstü kalite" diyerek kabul etmek zorunda kaldığı bu cevheri, turnuvanın en kritik ilk iki maçında verimli bir şekilde kullanamadık.
Peki, neden bu olağanüstü kaliteyi sahada bir fark faktörüne dönüştüremedik?
Yanıt, hem teknik hem de psikolojik bir düğümde gizli.
Arda Güler’in bu büyük potansiyelini ilk iki maçta sahaya tam olarak yansıtamamasının ardında, saha içindeki uyum ve görev dağılımına dair bazı aksaklıklar olduğunu söylemek mümkün.
Takım içinde, reklam yüzü olarak öne çıkan bazı isimlerin sahada da benzer bir ağırlık kurma çabası, Arda’nın doğal oyun zekâsını ve yaratıcılığını sergilemesini zaman zaman zorlaştırdı.
Bu durum, Arda’nın hareket alanını daraltan ve onu etkisizleştiren bir oyun anlayışını beraberinde getirdi.
Montella’nın, Avrupa’nın en parlak genç yeteneklerinden biri olan Arda’yı bu kadar sınırlı bir role hapsetmesi ise, üzerinde durulması gereken ayrı bir konu.
Bu tercihin, hem oyuncunun gelişimi hem de takımın genel verimliliği açısından yeniden gözden geçirilmesi gerekir.
Arda Güler kısıtlı şablonlara mahkûm edildikçe, aslında Türk futbolunun geleceği de prangalanmış oluyor.
Montella’nın Arda Güler’e yaklaşımı, dünya futbolundaki trendlerle taban tabana zıt bir tablo çiziyor.
Portekiz 41 yaşındaki Cristiano Ronaldo’nun tecrübesinden, Arjantin ise 39 yaşındaki Lionel Messi’nin dehasından sonuna kadar faydalanırken; biz henüz 20 yaşındaki, enerjisi ve zekası zirvedeki Arda’ya "sıradan bir topçu" muamelesi yapıyoruz.
Onu sahanın mutlak lideri ve oyun kurucusu olarak konumlandırmak yerine, sıradanlaştırmaya çalışmak tam anlamıyla bir vizyonsuzluk örneğidir.
Pochettino’nun "hazırlandığımız halde durduramadık" dediği bir zekayı, kendi teknik direktörümüzün taktiksel tercihleriyle durdurması ne büyük bir trajedidir.
Montella’nın bize anlattığı pembe masalların sonuna geldik ve gerçeklerin soğuk yüzüyle baş başayız.
Ya Bielsa gibi hatalarımızla yüzleşip Arda Güler gibi bir dünya yıldızını sistemin merkezine koyacağız ya da elimizdeki bu "olağanüstü kaliteyi" egoların ve dar taktiklerin kurbanı etmeye devam edeceğiz.
Türk futbolunun kurtuluşu, Arda’yı bir vitrin süsü değil, sahanın mutlak hakimi olarak kabul etmekten geçiyor.
Aksi takdirde, küçük yüzölçümlü ülkelerin büyük başarılarını televizyondan iç çekerek izlemeye mahkûm kalacağımız yeni hüsranlar kapımızda bekliyor olacak.
Gerçekten soruyorum; biz Arda’nın zekasından mı korkuyoruz, yoksa bu zekanın bizim taktiksel yetersizliklerimizi deşifre etmesinden mi?
SERKAN TİYANŞAN
Yorumlar
Kalan Karakter: