Gemi biraz sağa mı çekiyor?
HASAN ESER

HASAN ESER

hasaneser35@gmail.com
  • Youtube
  • Instagram

Gemi biraz sağa mı çekiyor?

17 Nisan 2019 - 18:43

Şu notu öncelikle düşelim: Bu yazıyı 2 Nisan 2019 tarihinde kaleme aldım, yayınlamak bugüne kısmet oldu. 

Evet, yerel seçimler geride kaldı.

2014'te İzmir'i kaybeden Binali Yıldırım, bu defa da  İstanbul'u kaybetti.

Recep Tayyip Erdoğan gibi güçlü bir siyasi figürün listelerinden milletvekili olmak, Ulaştırma Bakanlığı'na, hatta Başbakanlık görevine atanmak, sonra da iki güçlü partinin desteğiyle TBMM Başkanlığı'na seçilmek...

Bunların hepsi 'çantada keklik' kabilinden görevlerdi.

Hadi İzmir'i kaybetmiş olması, 'İzmir CHP'nin kalesidir' kolaycılığına sığınılarak açıklanabilir.

Ama... Recep Tayyip Erdoğan'ın çıkış noktası olan İstanbul'un kaybedilmesini,  'hile yapıldı' şeklinde klişeler üzerinden açıklamaya çalışmak, ne derece tatmin edici olur, bilemeyiz!

Aslında gerçek soru şu olmalı: İstanbul'u Binali Yıldırım mı kaybetti, yoksa Ekrem İmamoğlu mu kazandı?

Gelin bu sorunun cevabını birlikte arayalım.

Türk siyasi tarihinde belki de en çok ti'ye alınan liderlerden biri olan Kemal Kılıçdaroğlu, bir kısım medya tarafından lanse edildiği ve sanıldığı gibi zayıf bir lider olmadığını bir kez daha kanıtladı.

Devlet Bahçeli'nin telkinleriyle aday gösterdiği Ekmelleddin İhsanoğlu hatasını saymazsak...

Ekseriyeti sabit fikirli olan CHP tabanına rağmen sıra dışı hamleler yapan, büyük riskler alan Kılıçdaroğlu, özellikle bu dönem  belediye başkan adaylarını belirleme noktasında yaptığı tercihlerle kıvrak zekaya sahip satranç ustalarını aratmadı diyebiliriz.

CHP'nin marjinal tabanı Kılıçdaroğlu'nu partiyi sağa çekmekle itham ededursun...

Türkiye'nin 70'e 30 olarak kabul edilen sağ-sol denkleminin bilinciyle hareket eden Kılıçdaroğlu, İstanbul ve Ankara'da 25 yıldır iktidar yüzü görmeyen CHP'nin yüzünü güldüren genel başkan olarak tarihe geçti. Bunu da pek tabii ki sağ tandanslı adaylarıyla başardı.

Ha! CHP'li kardeşler rahat olsunlar, ki CHP'nin (ideolojik olarak) bir AK Parti ya da MHP'ye dönüşmesi, her şeyden önce eşyanın tabiatına aykırı olur. Yani CHP'nin dönüp-dönüşeceği sağ kavram, yemeğin üzerine serpilen sos misali, sağ kökenli isimlerin belli başlı noktalarda  değerlendirilmesinden öte değildir. Kısaca hiç kimsenin paniğe kapılmasına gerek yok.

Ülkemizde herhangi bir ismin biraz öne çıkmasıyla birlikte yakıştırmalar da peşinden geliyor.

Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul'u kazanmasının hemen ardından, "Geleceğin CHP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Adayı..." şeklinde kehanetler de dolaşıma sokuldu.

Kehanette bulunanlar haksız da sayılmazlar. Çünkü Recep Tayyip Erdoğan örneği herkesin hafızasında.

Fakat Erdoğan ile İmamoğlu'nu aynı kefeye koymak, Erdoğan için büyük haksızlık olur.

Evet, Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki başarısı  kendisinin  çıkış noktası oldu.

Ama... Erdoğan, belediyeciliğin yanı sıra Milli Görüş Hareketinin de yükselen değeriydi. İmamoğlu ise, daha düne kadar kimsenin adını-sanını bilmediği, sıradan bir ilçe belediye başkanı.

Ki, kehanetin gerçek olması için İmamoğlu'nun başarılı olması yetmez, sol tabana da kendisini kabul ettirmesi gerekir.

Ayrıca...

Yeni dönemde CHP'nin en büyük avantajı,  vitrin konumunda olan İzmir, İstanbul ve Ankara'da birbirinden farklı dünya görüşleri olan belediye başkanlarına sahip olması.

Özellikle İzmir ile İstanbul arasında tatlı bir rekabetin olacağını düşünüyorum.

Sol ideolojiyle birebir örtüşen Tunç Soyer ile sağ tandanslı Ekrem İmamoğlu arasında olası bir rekabetin sonucu da CHP'nin gelecekteki rotasını belirleyecektir.

Yeri gelmişken...

Ekrem İmamoğlu'nun seçilmesi beni hiç mi hiç şaşırtmadı.

Dahası, İmamoğlu'nun ne Beylikdüzü'ne ne de İstanbul'a tesadüfen aday olduğunu/seçildiğini düşünmüyorum.  (Şimdilik bu yöndeki öngörümü saklı tutuyorum.)

Diğer taraftan, İmamoğlu'nun az bir oy farkıyla seçilmiş olmasına işaret ederek kendisini hafife alanlar var.

Ancak bu yönde düşünenler; Recep Tayyip Erdoğan'ın 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna  yüzde 25,19 oy oranıyla oturduğunu da unutuyorlar sanırım.

Yani bir karşılaştırma söz konusu olursa, çıkış noktası olarak İmamoğlu'nun daha başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

Peki,  Erdoğan'ı siyasetin zirvesine taşıyan İstanbul, İmamoğlu'nu da taşır mı?

Açıkçası... Recep Tayyip  Erdoğan'ın çıkış döneminde ve devamındaki konjonktür farklıydı.

Toplum o dönem masaya yumruğunu vuran ve sesi gür çıkan lidere ihtiyaç duyuyordu.

Türkiye'de güçlü lider boşluğu vardı. Ve o boşluğu da Recep Tayyip Erdoğan doldurdu.

Gelinen noktada ise, Türkiye'de siyasetin tarzı değişmeye başladı. Toplum agresif siyasetten yorulunca, İmamoğlu gibi naif siyasetçilerin de önü açılmış oldu.

İstanbul'u neredeyse tek başına alan İmamoğlu'nun başarısının altında  yatan gerçek, hümanist kişiliğiyle  birebir örtüşen barışçıl siyaset anlayışı...

Keşke Muharrem İnce de, Erdoğan'ı taklit etmek yerine, İmamoğlu gibi kendi tarzını yaratabilmiş olsaydı.

Yazımızı noktalarken, başta sorduğumuz sorunun cevabını da verelim.

Her ne kadar 'aşk' gibi sihirli kavramlar üzerinden bir kampanya yürütmüş olsa da, Binali Yıldırım'ın İstanbul adaylığının gönülsüz olduğu, verdiği izlenimden belli oluyordu.

Milli Selamet Partisi İstanbul Gençlik Kolları Başkanlığı'ndan başlayıp siyasetin basamaklarını birer birer tırmanan Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul'a (tıpkı Kılıçdaroğlu gibi) İlçe belediye başkanlarından, yani tabandan gelen bir ismi aday göstermek yerine,  temelinde İDO Müdürlüğü olan Binali Yıldırım'ı tepeden inme aday göstermesini hala anlayabilmiş değilim.

Tamamen halk iradesiyle seçilen belediye başkanlığı makamını, Devlet Başkanı'nın atamasıyla gelinen bakanlık gibi makamlarla karıştırmamak lazım, öyle değil mi?

Son söz, İstanbul'un kazananı Ekrem İmamoğlu, kaybedeni ise Adalet ve Kalkınma Partisi'dir.

Son Yazılar