HASAN ESER

HASAN ESER

hasaneser35@gmail.com

AK Parti için yolun sonu görünüyor mu?

07 Ağustos 2021 - 12:33

Donald Trump'ın başkanlık seçimlerini kaybetmesi, ABD ekonomisini olumsuz etkileyen Kovid-19’un sebep-sonuç ilişkisi üzerinden yorumlanmıştı. Doğru! Kovid-19’un öncesine kadar seçimi kazanmasına kesin gözüyle bakılıyordu Trump’ın. Mahalli Gündem.com yazarı Engin Civan’ın deyimiyle, Trump’ın 2’nci dönemi çantada keklikti! Ancak Süleyman Demirel'in "Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur." tespiti, bu sefer de Amerika’da tecelli buldu. Gözle görülmeyen bir virüs ABD ekonomisini, ABD ekonomisi deTrump’ı çökertti.

ERKEN SEÇİM TUZAĞI
Kovid-19 salgının Türkiye ekonomisini ne derece etkilediğini veya 2023 seçimlerine ne şekilde yansıyacağını öngörmek şu an için çok zor! Fakat salgının olumsuz etkilerini bertaraf etme noktasında, AK Parti iktidarının önünde oldukça uzun bir zaman dilimi var. Bu sebeple olsa gerek, CHP lideri Kılıçdaroğlu da ısrarla “erken seçim” çağrısı yaparak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sürekli tuzağa çekmeye çalışıyor.  

TARİH TEKERRÜR EDER Mİ?
2002’de Hükümet ortağı olan MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin erken seçim çağrısı üzerine aynı yıl yapılan seçimde, Bülent Ecevit’in DSP’si sandığa gömülmüştü. MHP de sürpriz bir şekilde parlamento dışında kalmıştı. Demem o ki, rüzgârın Millet İttifakı’ndan estiği bir dönemde ne Sayın Erdoğan’ın ne de Sayın Bahçeli’nin ‘erken seçim’ kartını açacağına pek ihtimal vermiyorum.

ARDI ARDINA GELEN FELAKETLER
Dünya’nın hemen her ülkesinde olduğu gibi,Türkiye'de de Kovid-19 salgınının ekonomiye olumsuz etkisini göz ardı edemeyiz. Dahası, pandemi sürecinde sırasıyla yaşadığımız deprem, kuraklık, müsilaj, sel, heyelan ve yangın gibi doğal felaketler de cabası… 

TEK BAŞINA!
Yaklaşık 20 yıldır Türkiye'yi yöneten Recep Tayyip Erdoğan, iktidarının en zor sınavını veriyor. Hem de tek başına! (Daha önce birçok yazımda tekrarladığım “AK Parti il ve ilçe teşkilatlarının kapısına kilit vursun, oyunu en az yüzde 10 artırır!” tezimin hala arkasındayım.)   

KARA BULUTLAR
Yüzyılın salgın hastalığını yaşadığımız yetmiyormuş gibi, ülkemizin üzerinde kapkara bulutlar geziyor. Ülkede fikir ayrılıklarına ve tepkilere neden olan Suriyeliler ve Afganistanlılar konusunun gelecekte ne yönde sonuçlar doğuracağını da henüz bilmiyoruz.  

MEVCUDU DEĞİŞTİRMEK KOLAY DEĞİL!
Belediyelerde, siyasi partilerde, derneklerde, odalarda, kooperatiflerde ve tabii ki merkezdeki iktidarı/mevcudu değiştirmek/göndermek, dünyanın en zor işlerinden biridir.  Her şeyin günlük gülistanlık olduğu bir dönemde, seçicilerin öncelikli tercihi istikrardır! Bunun tam tersi de girizgahta işaret ettiğimiz Donald Trump örneğiyle açıklanabilir.  

KRİZ, DEĞİŞİMİ TETİKLİYOR MU?
Hadi bir örnek de ülkemiz Türkiye’den verelim. 17 Ağustos 1999'da vuku bulan Marmara Depremi, Türkiye ekonomisini de önemli ölçüde etkilemiş ve süreç 2001 ekonomik kriziyle sonuçlanmıştı. Daha net ifade edelim: Depremin sonucu kriz, krizin sonucu da AK Parti’nin iktidara gelişi olmuştu.(Tıpkı Kovid-19’dan doğan ekonomik buhranın sonucuyla, Joe Biden’in ABD’de iktidara gelişi gibi.)  

DEMİREL, ÖZAL, ERBAKAN, ECEVİT
Tam da bu noktada merak edilen “Donald Trump’ı koltuğundan eden Kovid-19, Başkan Erdoğan’a da kaybettirir mi?” sorusuna yanıt vermek gerekir. Lafı hiç dolandırmadan söyleyeyim: Bugün aramızda olmayan Demirel, Özal, Erbakan ve Ecevit gibi eski tüfek siyasetçiler; eğer 70’lerin,80’lerin, 90’ların değil de günümüz siyaset dünyasının aktörleri olsaydılar; AK Parti, bu kadar uzun süre iktidarda kalamazdı. Dahası, rüzgârın muhalefetten yana estiği böyle bir dönemde AK Parti, kuvvetle muhtemel iktidarı kaybederdi.  

KLİŞELERİ BOŞ VERİN!
“Türkiye’de muhalefet eksikliği var!”, “Türkiye'nin sorunu reel bir muhalefetin olmayışı…”, “Kemal Kılıçdaroğlu’nda liderlik kumaşı yok!” gibi ya da benzeri kalıplaşmış klişeleri savunacak değiliz. Amma velakin “Ekmeleddin İhsanoğlu vakası” da hafızalardaki yerini koruyor. Dahası, CHP içindeki “Aday içimizden çıksın” isyanı üzerine Cumhurbaşkanlığına aday gösterilen ‘Muharrem İnce’ için de tam anlamıyla bir pişmanlık havası hâkim CHP cenahında. 

HER DÖNEM ALTIN TEPSİ İÇİNDE… 
Şunu demek istiyorum: “Ekmek için Ekmeleddin” ile başlayan ve “Kuantum diyen Cumhurbaşkanınız olacak” söylemiyle devam eden sürecin, “Devlette devamlılık esastır,” sözünü hiçe sayan Kılıçdaroğlu’na evrilmesi söz konusu. Evet, 2023 seçimleri için Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Cumhurbaşkanı adayı olacağı” bir süredir dillendiriliyor. Ve Kılıçdaroğlu, gerçekten Cumhurbaşkanlığına aday olursa da hiç ama hiç şaşırmayınız! Nihayetinde bir tarafta 20 yıldır iktidarda olmanın yorgunluğunu ve yıpranmışlığını yaşayan AK Parti var. Diğer tarafta ise her dönem AK Parti’ye iktidarı altın tepsiiçinde sunmayı, kendilerine görev addeden bir CHP var. 

CHP’NİN TERCİHİ VE SONUÇLARI…
Dostoyevski'nin çok güzel bir sözü var: “İlk yapılan yanlışa kaza, ikincisine hata, üçüncüsüne ise tercih denir.”  Kıssadan hisse, CHP’nin artık hata veya kaza bahanesine sarılma lüksü yoktur. CHP, 2023’te tercihini yapacak, müspet ya da menfi olarak sonuçlarına da katlanacaktır.  

YENİ DÜNYADA SİYASET
Buraya kadar anlattıklarımızın hepsini boş verin -ki isteyen istediğini aday gösterebilir- ancak yeni dünyada; karizmatik aday, popülist söylemler, hamasi yaklaşımlar ve ekonomik faktörler; gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde seçim kazanmak içinyeterli etkenler değil.  

Z KUŞAĞI 
Hitabeti en güçlü olanın en çok oyu aldığı dönem, yavaş yavaş sona eriyor. Çünkü “z kuşağı” olarak tanımlanan yeni nesil seçmenler, kürsülerden edebiyat parçalayan siyasetçilere hiç mi hiç itibar etmiyor. 

BİZE NE AMERİKA'DAN...
Girizgahtaki Trump örneği okuyunca, “Bize ne! Amerika’dan…” demiş olabilirsiniz. Ne var ki, son Amerikan seçimleri sadece Türkiye için değil, bütün dünya ülkelerine örnek teşkil edebilecek birbirinden ilginç veriler ortaya koyuyor. Evet, Joe Biden’i ABD Başkanlığı koltuğuna taşıyan itici gücün kovid-19 olduğu su götürmez bir gerçek. Ancak ve ancak Engin Civan’ın kaleme aldığı yazılardan edindiğim bilgiler ışığında şunu da söylemek isterim: Kovid-19’un ABD seçimlerinin kaderini tek başına tayin ettiğini kabul edersek, fena halde yanılmış oluruz.
 
SİYASİ SOSYOLOJİ 
Evet, ABD seçimlerinde en az Kovid-19 kadar etkili olan bir faktör daha vardı: İklim değişikliği – küresel ısınma! Tabii Amerikan’daki siyasi sosyoloji, Kongre Binasını basan kostümlü saldırganlardan ibaret değil. Yeryüzündeki yaşamı tehdit eden ve yakın zamanda bizim de yavaş yavaş yüzleşmeye başladığımız; “Küresel Isınma, İklim Değişikliği, Karbon Salımıve Karbon Ayak İzi” gibi realiteleri önemseyen, yakından takip eden, dünyamız için tehdit kabul eden ve geleceğe yönelik sıkı önlemler alınmasını isteyen bilinçli vatandaş sayısı da azdeğil Amerika'da.

KOVİD + İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ 
Şuraya geleceğim, iklim değişikliği politikaları noktasında Trump’ın tutumuyla, Biden’in söylemleri/vaatleri/programı Amerika’da pek çok kişinin oyunun rengini etkileyen bir konuydu.
Donald Trump, takvim yaprakları  2017’yi gösterdiğinde, ABD’nin Paris İklim Anlaşması'ndan çekileceğini açıklaması üzerine, konuya olan yaklaşımını ve tarafını daha en başından belli etmişti. İklim değişikliği ile mücadele ve önlemler bir yana dursun, belki de mezkûr olgunun varlığına dahi inanmıyor veya inansa bile yeterince konuya itibar etmiyordu Trump. 
Joe Biden ise iklim değişikliği konusunu, kampanya dönemi boyunca en önemli gündem maddelerinden biri olarak açıkladı. 

'İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ' DİYEN KAZANDI! 
Netice olarak, Meksika sınırına duvar öreceğini söyleyen değil, “İklim değişikliği bizim öncelikli gündem maddemizdir” diyen kazandı ABD seçimlerini. Toparlamak gerekirse, karbon ayak izini azaltmayan şirketlerin dahi yakın gelecekte büyük risklerle karşı karşıya kalacağı bir dönemdeyiz.  Başta Avrupa Birliği ülkelerinde olmak üzere, küresel ısınma dünya gündeminin ilk sıralarında yer alıyor. Düşünün, Almanya'da İklim Koruma Bakanlığı'nın kurulması gündemde! Dahası, Avrupa siyasetinde çevreci partilerin yükselişi devam ediyor. 

POPÜLİZM, HAMASET, ROMANTİZM...
Uzun yazının kısası: Değişen dünyanın şartlarını yeterince kavrayamayan siyasetçiler/partiler, kaybetmeye mahkûm olacaklar. Öyleki, “Hesap sormazsam namerdim”, “Ben kuantum diyorum, o 'kıraathane' diyor” veya “Kim ne veriyorsa ben 5 fazlasını veriyorum”  gibi romantizm kokan söylemlerin/popülizmin  artık toplumda bir karşılığı yok. Özelliklede z kuşağı nezdinde… 

Hasan Eser / Mahalli Gündem.com