HASAN ESER

HASAN ESER

hasaneser35@gmail.com

A Sınıfı Kadroyla, C Sınıfında Oynamak...

19 Kasım 2020 - 16:19

Beşiktaş’tan ayrılacağını öğrendiğimde ne kadar çok sevinmiştim, ama bu sevincim çok da uzun sürmedi.

Ne ki Beşiktaş ile yollarını ayırmaya hazırlanan Şenol Hoca, çoktan A Milli Takımımızın başına geçmişti bile!

Bir futbolsever olarak hiçbir zaman haz duymadım Şenol Hoca’nın kendine özgü futbol anlayışından.

Taraftar bakış açısıyla, Beşiktaş’ın başında olduğu dönemde de Şenol Güneş’i eleştiren yazılar yazdım, birçok da tweet attım!

Hatta bir keresinde şöyle demiştim: Marifet, şöhretler topluluğu Beşiktaş’ı değil, uzun yıllardır şampiyonluğa susamış olan Trabzonspor’u şampiyon yapabilmektir!

Yazı ve paylaşımlarımla, hem okurlarımın hem yakın arkadaşlarımın tepkisini çekmiştim.

“Nankörlük yapıyorsun Hasan Eser, senin acımasızca eleştirdiğin o Şenol Güneş, 2002’de ülkemizi Dünya 3’üncüsü yaptı. Senin o çok sevdiğin Beşiktaş’ı da 2 dönem üst üste şampiyon yaptığı gibi, Avrupa’da da önemli başarılara imza attı!”

Evet, ortada somut bir başarı vardı, ama sanki kendi içinde paradokslar barındırıyordu.

‘Acaba Hoca’ya haksızlık mı ediyorum, yanılıyor olamaz mıyım?’ düşüncesiyle, uzun bir süre, deneyimli isimlerin kaleminden ‘Şenol Güneş’ hakkında çok sayıda yazı/yorum okudum. 

Ve bu konuda yalnız olmadığımı öğrendim!

Özellikle Sabah Gazetesi Yazarı Hıncal Uluç’un düşüncelerime tercüman olan, Şenol Güneş hakkındaki analizlerini ilgiyle takip ettim.

Daha önce de yazdım, bir daha yazıyorum: Şenol Güneş’in yerinde futbol anlayışı biraz daha cesurluk üzerine kurulu olan başka bir Teknik Adam olsaydı; Türkiye, 2002’de Dünya Şampiyonluğu fırsatını kaçırmaz, Beşiktaşımız da Avrupa’da en azından Yarı Final oynardı.

Şimdi ‘Geçmişe mazi’ diyelim ve geleceğe bakalım!

Dün gece Sırbistan Rusya’yı evire çevire mağlup etti: 5-0

Bu şu demek oluyordu: Macaristan karşısında eğer varlık gösterebilseydik,  grubu lider tamamlayıp UEFA Uluslar A Ligi'ne yükselme hakkını elde edecektik. 

Karşılaşma sonrası, Teknik Direktörümüz Şenol Güneş; "Daha çok isteyen Macaristan'dı. Gücümüzü sahaya yansıtamadık. Oyun karakterimiz sahada değildi” açıklamasında bulundu. 

Bayılıyorum şu klişe kokulu birbirinden süslü açıklamalara…

Sayın Hocam farkında mısınız? 

Küme düştük! 

A Milli Takımımız artık C Ligi'nde mücadele edecek ve muhtemel rakiplerimiz şöyle: Faroe Adaları, Cebelitarık, Lüksemburg, Azerbaycan, Makedonya, Gürcistan, Yunanistan, Kosova, Beyaz Rusya, Litvanya, Bulgaristan, Slovakya, Kuzey İrlanda. 

Evet…

juventus, Milan, Leicester City, Everton, Lille, Schalke 04, Fortuna Düsseldorf, Sassuolo ve  Celta Vigo gibi (A SINIFI KULÜPLERDE) Avrupa takımlarında top koşturan isimlerden müteşekkil olan A Milli Takımımız, artık C Ligi’nde oynayacak!

Nitekim...

A sınıfı bir kadroyla, C sınıfı bir ligde oynamak zorunda kalıyorsak, şapkalarımızı önümüze koyup ciddi ciddi düşünmemiz gerekiyor. 

Hiçbir futbolcu sahaya çıkıp da kafasına göre oynayamaz! Futbolcu, teknik direktörünün verdiği taktiği uygulamakla mükelleftir. 

Taktiğin başarılı/geçerli olması halinde ancak futbolcuların kalitesi, bireysel yetenekleri, motivasyonu önem arz edebilir. 

Örneklemek gerekirse, Barselona’da harikalar yaratan Lionel Messi, Arjantin Milli Takımında aynı başarıyı gösteremiyor. 

Tıpkı Milan’da başarılı bir grafik çizen, ama aynı performansı milli takımına yansıtamayan Hakan Çalhanoğlu ve/veya Lille formasını terleten Yusuf Yazıcı gibi… 

Bizde unun, yağın, şekerin en kalitelisi var, ama ustamız bir türlü helvayı hakkıyla karamıyor; helvanın tadında sürekli bir şeyler eksik kalıyor!

Tabii bazen bardağın dolu tarafından bakmak gerekiyor.

‘En azından artık dişimize göre rakiplerle oynayacağız’ diyeceğim, ama Andora gibi son derece zayıf bir rakip karşısında ne kadar zorlandığımızı hatırlayınca, geleceğimiz adına çok da iyimser düşündüğümü söyleyemiyorum!

Öyle ki A Milli Takımımız büyük takımlar karşısında sahaya daha pozitif bir futbol yansıtıyor.

Tabii büyük takımlara daha güçlü reaksiyon gösteriyor olmamız, 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda başarılı olacağımız anlamına da gelmez!

Mevcut anlayışla, Euro 2020’de de hüsrana uğramamız kaçınılmaz…

Sayın Şenol Güneş, bir an önce deneme-yanılma taktiğinden vazgeçip ideal 11’ini belirlemelidir.

Tarihte başarılı olmuş (UEFA Şampiyonu Galatasaray da dahil olmak üzere) takımların en büyük özellikleri, ideal 11’lerinin oluşu değil midir?

43 yaşındayım, Gordon Milne’yle 1989, 1990 ve 1991’de üst üste 3 şampiyonlukla bir dönem kupalara ambargo koyan Beşiktaş’ın ideal 11’i halen ezberimdedir. 

Diyeceğim o ki, istediğiniz kadar kaliteli futbolculara sahip olun, eğer birlikte oynamaya alışmış bir takım oluşturamazsanız, başarılı olamayacağınız gibi, elde edeceğiniz olası başarılar da ancak tesadüflerden ibaret olur.

Son olarak…

Hazır konu bugün futboldan açılmışken…

Yazıcıdan çıktısını alıp sakladığım ve futbola ilgi duyan bütün arkadaşlarıma okuttuğum bir anekdot var arşivimde. 

Bahsettiğim anekdot, yazılarının tiryakisi olduğum, duayen gazeteci Fatih Altaylı’ya ait. 

Fatih Altaylı'nın Habertürk’teki köşesinde “Kol gibi yanıt” ara başlığı altında kaleme aldığı 30. 11. 2018 tarihli yazısını (Kendisinin affına sığınarak) sizinle de paylaşmak istiyorum. 

Mutlaka okumanız dileğiyle...

// “Bu anlatacaklarımdan kim üzerine ne alınırsa alınsın.

Benim lafım ortaya karışık.

İngiltere Milli Takımı Teknik Direktörü Gareth Southgate, teknik adamlığının zirvesinde bir isim kuşkusuz.

Öyle olmasa dünyanın en önemli futbol ülkesinin teknik adamlığını alamazdı.

Son Dünya Kupası'nda da finalin kapısından döndü.

O Gareth Southgate, bir süre önce İngiltere’de üst düzey bir antrenör kursuna kaydoldu ve “elit antrenör kursuna” gitmeye başladı.

Milli takım antrenörünün teknik direktörlük kursuna başlaması İngiltere’de garip karşılandı ve medyada alay konusu yapılmaya başlandı.

Tabii İngiliz medyası bunu Southgate’e sormadan edemedi.

Southgate’in yanıtı müthişti:

“Benim milli takımımın oyuncuları dünyanın en üst düzey kulüplerinden geliyorlar. O kulüplerde dünyanın en iyi hocaları ile çalışıyorlar. Guardiola, Kloop, Mourinho ile antrenman yapan, onlardan taktik alan oyuncuların karşısına çıkarken, oyuncularımın saygısını kazanacak kadar bilgili olmalı, takımlarındaki hocalardan aşağıda olmadığımı kanıtlayacak donanımda olmam lazım. Eğer bir takım hocasının bilgisine saygı duymazsa, o hocanın takımı başarılı olamaz. Ben de bu saygıyı bilgimle hak etmek için kendimi geliştirmeye çalışıyorum”

Bu yanıt karşısında İngiliz basını da kamuoyu da sus pus.

Siz bu yanıtı alın ve Türkiye’de istediğiniz takıma ve istediğiniz kuruma adapte edin.”

https://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli-1001/2241979-5-yildir-bir-aday-bulamadiniz-mi