HASAN ESER

HASAN ESER

hasaneser35@gmail.com

94 Ruhu, AK Parti, Milli Görüş ve Mekanın Sahibi

02 Mart 2021 - 18:35

Yıl: 2008!
O dönemde AK Parti Foça İlçe Başkanlığı’nın herhangi bir çalışanı/sekreteri yoktu. Parti binasını, dönemin İlçe Kadın Kolları Başkanı Emine Hanım (Aksu) açıp kapatıyordu.

Emine Hanım, her sabah parti binasını açıyor, temizliğini yapıyor, gün boyunca telefonlara bakıyor, gelip giden misafirlere çay-kahve ikram ediyor ve üzerine bir de Kadın Kolları’nın faaliyetlerini yürütüyordu.

AK Partili olmanın en zor olduğu dönemde, üstelik Foça gibi seküler bir ilçede AK Parti’nin bayraktarlığını yapan Emine Hanım, zaman zaman türbanlı olmanın da sıkıntısını yaşıyordu. 28 Şubat zihniyetine sahip olanlar, katıldığı resmî törenlerde Emine Hanım’a sürekli sorun çıkarıyordu.

2008 yılında ne kadar soğuk ve çetin geçen bir kış mevsimi yaşadığımızı hatırlarsınız. İşte o soğuk kış günlerinden birinde, yolum AK Parti Foça İlçe Başkanlığı binasına düşmüştü.

Kapıdan içeri girdim, bir de ne göreyim! Emine Hanım o buz gibi havada battaniyeye sarılmış oturuyor masasında.

Daha merhaba bile demeden “Klima arızalı mı?” demiş bulundum gayri ihtiyari.

Ne cevap verse beğenirsiniz?

“Hasan kardeşim, koca salonda bir kişi için klima çalıştırmak büyük israf olur. Ayrıca dünya kadar kira ödüyoruz buraya, üzerine bir o kadar da elektrik parası ödemeyelim…”

Emine Hanım, Millî Görüş ruhunu AK Parti’de yaşatmaya çalışan isimlerdendi.

Aradan yıllar geçti.

Yeni AK Partililer, ilk iş olarak dönemin AK Parti Foça İlçe Başkanı Ramazan Genç’i ilçe başkanlığından al aşağı etti. Sonra da Emine Hanım’ın Kadın Kolları Başkanlığı koltuğuna CHP kökenli bir isim oturtuldu. Evet, Foça’da AK Parti’yi kuranlar bir bir dışarıda bırakıldı.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın şimdilerde işaret ettiği 1994 ruhunu düşünüyorum da…

Millî Görüş Hareketi, hiçbir kişisel beklentisi/çıkarı olmayan insanların kendilerinden fedakarlıkta bulunduğu bir hareketti. Millî Görüşe gönül veren aileler, Recep Tayyip Erdoğan’ı da kendi ailelerinin bir ferdi gibi kabul ediyorlardı.  

Ortada bir dava şuuru vardı ve o davanın başarılı olması adına 7’den 70’e herkes seferber olmuştu. Şimdiki gibi geniş imkanlar da yoktu. İnsanlar dişinden tırnağından artırdığını hareketin başarısı için harcıyordu.

Gelinen noktada ise her şey tersine döndü. Partisine güç veren teşkilatlar, partisinden güç alan teşkilatlara dönüştü.

Yeniden başlamak için herkesin bir sona ihtiyacı vardır. 25 yıl aradan sonra İstanbul ve Ankara’nın kaybedilmesi de yeni bir başlangıcın vesilesi oldu.

Ve nihayet Başkan Erdoğan, AK Parti’yi fabrika ayarlarına döndürecek ilk adımı attı.

Bilindiği üzere, Millî Görüş geleneğinden gelen Osman Nuri Kabaktepe, 7. Olağan İl Kongresi'nde AK Parti İstanbul İl Başkanlığı görevine getirildi ve bu değişim bir “öze dönüş” olarak yorumlandı kamuoyunda.

Teşbihte hata olmazmış: Ustaya “Her şeyi kaybettik ne yapacağız?” diye sormuşlar. Usta şöyle yanıt vermiş: “Çay koyun, yeniden başlayacağız!”

Bu noktada...

‘İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder’ gerçeğinden yola çıkarak bir değerlendirme yapacak olursak…


İstanbul’un kaybedilmesini “sonun başlangıcı” olarak yorumlayanlar, acaba biraz erken mi konuşuyorlar?

AK Parti, 2019’da her ne kadar büyükşehir belediyelerini kaybetmiş olsa da henüz her şeyi kaybetmiş değil.

Fakat kaybedilen belediyeleri “Yel kayadan ancak toz alır” kabilinden süslü ifadelerle açıklamaya çalışmak, yarayı tedavi etmeyeceği gibi, yaraya sebebiyet veren rehaveti de körüklemekten başka bir şeye yaramaz.

Evet, her şey AK Parti hareketinin lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994’te Refah Partisi’nden İBB Başkanlığı görevine seçilmesiyle başladı.

Peki, her şeyin başladığı yer, her şeyin bittiği yer olabilir mi?

Bu soruya iki türlü cevap vermek mümkün!

  • Ekrem İmamoğlu’nun ne derece başarılı olacağı…
  • Başkan Erdoğan’ın koyacağı teşhis ve uygulayacağı reçete…
Birincisinden başlayalım: ‘Kahraman’ın Yolculuğu’ diye kitabı bile yazıldı.

Zat-ı alilerine ‘Geleceğin CHP lideri’ ve/veya ‘Müstakbel Cumhurbaşkanı’ gibi yakıştırmalar da yapıldı.


Çok geçmeden İmamoğlu’nun içi hava ile doldurulmuş büyük bir balondan ibaret olduğu anlaşıldı.

Öyle ki, ‘Her şey çok güzel olacak’ denildiği günden bugüne, hiçbir şeyin güzel olmadığı aşikâr.


Aslında sadece CHP’liler değil, Türkiye’de bir iktidar değişikliğinin elzem olduğu düşünen hemen herkes, İmamoğlu’ndan umutlanmıştı.

“2’nci bir 1994 mucizesi mi yaşanıyor, yine İstanbul’dan yeni bir lider mi doğuyordu?” 


İmamoğlu’ndan beklenti bir hayli yüksekti, ancak umutlar suya düştü.

Başarısızlığına bahaneler üretmek dışında hiçbir konuda başarılı olamayan İmamoğlu, tek şarkıyla ünlü olan ve zirveye çıktıktan bir süre sonra aynı hızla başa dönen pop müzik sanatçılarına benzemiyor mu sizce de?

Görünen köy kılavuz istemezmiş. Temizliğin şart olduğu bu pandemi günlerinde, 1994 öncesini hatırlatan çöp manzaralarıyla anılır oldu İstanbul. Diyeceğim o ki, İstanbul’un hal-i pürmelali ortadır; gerisi de laf-ı güzaftır.

Gelelim ikincisine…

‘Tereciye tere satılmaz’ demiş atalarımız.

Başkan Erdoğan, İstanbul’u 1994’te “beş benzemez ittifakıyla” değil, kendisine inanan ve güvenen gönüldaşlarıyla kazanmıştı.

İstanbul’un neden kaybedildiğini ve yeniden nasıl kazanılacağını, AK Parti cenahında Başkan Erdoğan’dan daha iyi bilen birilerinin olacağını sanmıyorum.

Ayrıca bazı AK Partilileri de tutumlu babanın bonkör mirasçılarına benzetiyorum. Özellikle de AK Parti gibi güçlü bir iktidar partisinde yönetici, belediye başkanı, milletvekilli veya bakan olmak güzel şey…

Ama hiçbir şey kendiliğinden olmadı.

Nitekim AK Parti iktidarının harcında Millî Görüşçülerin emeği/hakkı var.

AK Parti iktidarını (metafor olarak) devasa bir bina olarak kabul edersek, o binanın temelini kazan, harcını karan ve her bir tuğlasını taşıyıp örendir, Millî Görüşçüler.

Velhasıl, Başkan Erdoğan’ın bir daha yanılacağına ve/veya yanıltılacağına ihtimal vermiyorum. Ki, Osman Nuri Kabaktepe’nin İstanbul İl Başkanlığı görevine getirilmesi, AK Parti’de hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının en somut göstergesi olsa gerektir. 

Z kuşağının moda tabiriyle: Mekânın sahibi geldi!

Öte yandan, 2019’da belediyelerin kaybedilmesinin müsebbibi olanlar; bu saatten sonra gölge etmesinler başka ihsan istemez.

NOT: Girizgahta bahsettiğim dönemde; Ethem Ali Haydar Çapçı da AK Parti Foça İlçe Başkan Yardımcılığı görevindeydi. Sayın Çapçı, uzun yıllar yönetimden uzak kaldı ama partisine de hiçbir zaman küsüp gitmedi. Her şerde bir hayır vardır. İstanbul ve Ankara’nın kaybedilmesinden sonra AK Parti, Foça’da da Haydar Çapçı’yı İlçe Başkanlığı görevine getirerek özüne dönmüş oldu.  

###
Yeniden başlamak, legodan bir ev yapmaya benzer. Yenisine başlamak için önce eskisini parçalamak gerekir. (Replik)

Hasan Eser / MahalliGündem.com