Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray'da Transfer Süreci Ne Durumda?
Türk futbolunda her yaz olduğu gibi yine bir transfer heyecanı yaşanıyor.
Herkes kampa yetişecek yeni transferlerden, güçlü kadrolardan ve Avrupa’da başarı hedeflerinden bahsediyor.
Fakat Avrupa maçları için takvim işlemeye devam ederken, işlerin planlandığı kadar hızlı ilerlemediğini görüyoruz.
Beşiktaş’tan Fenerbahçe’ye, Galatasaray’ın yıldız rüyalarından UEFA’nın takvim karmaşasına kadar, yine bir belirsizlik yumağı ve "acaba"larla dolu bir bekleyiş...
Beşiktaş cephesinde Önder Özen’in açıklamaları, âdeta bir "bulmaca" gibi önümüze kondu.
İki isimle anlaşıldığı, birinin kulübüyle el sıkışıldığı söyleniyor ama bu isimlerin kampa yetişip yetişmeyeceği tam bir muamma...
Beşiktaş artık bir sezon planlaması yapmış görünüyor, evet; ancak bu planlamanın sağlıklı yürüyebilmesi için 10+4 kuralına uygun vedaların ve yeni isimlerin eş zamanlı gerçekleşmesi şart.
Özellikle Alexander Nübel transferinde Bayern Münih’in 20 milyon euro bandındaki inadı, Beşiktaş’ın bütçesini zorlayan bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor.
Öte tarafta Vlahovic için yapılan teklif, Avrupa piyasasının bile üzerinde bir "imza parası" yükü (yıllık 5-8 milyon euro arası) içeriyor. Oyuncu tarafında Beşiktaş’ın en ciddi aday olduğu bir gerçek; fakat imza atılmadığı her gün, Midtjylland gibi kritik bir Avrupa sınavı öncesinde endişe yaratıyor.
Bu belirsizlik ortamından çıkıp ezeli rakibe baktığımızda, Fenerbahçe’de de durumun çok farklı olmadığını görüyoruz.
Topuk Yaylası’ndaki o huzurlu serinlik ve taraftar coşkusu, yaklaşan Şampiyonlar Ligi fırtınası öncesinde Fenerbahçe’nin teknik olarak henüz tam anlamıyla "hazır" olmadığını düşündüren bazı gerçekleri perdeliyor gibi bir izlenim yaratıyor.
Aziz Yıldırım yönetiminin mazbatayı alır almaz hoca ve transferleri bitirme planı, pratik hayatta 10 günlük bir gecikmeyle sonuçlandı.
Amara Diouf gibi "zamanla kazanılacak" isimler bir kenara, Fenerbahçe’nin şu an asıl ihtiyacı olan "hazır oyuncu" profili hâlâ eksik.
Millî takımdan dönen Mert Müldür, Çağlar Söyüncü ve Kerem Aktürkoğlu gibi isimlerin yaşadığı psikolojik yıkım ve fiziksel yük, Şampiyonlar Ligi elemesi öncesi büyük bir risk barındırıyor.
Üstelik Talisca’nın sakatlığı, Asensio’nun henüz hocayla yeni yeni çalışmaya başlaması ve Kante’nin millî takımda olması, sarı-lacivertlilerin bu hayati ön eleme maçına hiç de "hazır" çıkamayacağını düşündürüyor.
Tüm bu iç dinamiklerin yanı sıra UEFA ve FIFA’nın takvim konusundaki vurdumduymazlığı, sadece bizim devlerimizi değil, tüm Avrupa’yı vuran bir sistem hatasına dönüşmüş durumda.
Birbirinden önemli oyuncuların Dünya Kupası sonrası ancak bir haftalık izinle takımlarına katılması, bu oyuncuların en kritik Avrupa maçlarına nasıl bir fiziksel kapasiteyle çıkacağı sorusunu doğuruyor.
Ancak dış faktörlere sığınmak, yönetimlerin transfer konusundaki yetersizliğini aklamaz.
Beşiktaş ve Fenerbahçe, geçtiğimiz sezon Galatasaray’ın kasasına koyduğu o 60-65 milyon euronun değerini biliyorsa, planlamadaki bu aksaklıkların bedelinin sadece sportif değil, ekonomik bir yıkım olacağını da anlamalıdır.
Bu devasa gelirin mimarı olan Galatasaray cephesinde ise Kevin De Bruyne gibi "manşet süsleyen" isimlerin telaffuz edilmesi, camiadaki beklentiyi en üst seviyeye çekmiş durumda.
Belçikalı yıldızın son dönemdeki performans düşüşü bir soru işareti olsa da Galatasaray’ın "dokunduğu oyuncuyu altına çevirme" becerisi, bu transferde en büyük motivasyon kaynağı.
Hakan Çalhanoğlu’nun Inter’den ayrılma ihtimali ve Camavinga gibi isimlerin havada uçuşması, sarı-kırmızılıların Şampiyonlar Ligi için daha fazla vakti olmasının da verdiği bir rahatlık.
Toparlamak gerekirse, Beşiktaş’ın transfer piyasasındaki fiyat artışını önlemek adına yürüttüğü gizlilik stratejisi bir yönetim tercihi olsa da, bu durumun Midtjylland gibi kritik bir Avrupa sınavı öncesinde takımı "geçen sezonun eksik kadrosuna" mahkûm etme riski taşıdığı göz ardı edilemez.
Fenerbahçe cephesinde ise Topuk Yaylası’ndaki yüksek moral, maalesef kilit oyuncuların eksikliği, sakatlıklar ve millî oyuncuların üzerindeki ağır psikolojik yük gerçeğini ortadan kaldırmıyor; bu da sarı-lacivertlilerin Şampiyonlar Ligi ön elemesine ciddi bir hazırlık eksiğiyle çıkacağını gösteriyor.
Galatasaray tarafında ise kamuoyuna yansıyan büyük isimler her ne kadar camiada heyecan ve umut yaratsa da asıl kritik konu bunlardan çok daha derindir.
Sarı-kırmızılı yönetim için esas mesele, ellerindeki zamanı en verimli şekilde değerlendirirken, geçen sezon Şampiyonlar Ligi’nde elde edilen o büyük mali başarıyı tekrarlayabilecek, sahada da karşılığı olan çok daha güçlü bir kadro inşa edebilmektir.
Nihayetinde Türk futbolu için mazeretler dönemi kapanıyor. Günün sonunda asıl başarı kriteri, sadece tur atlamak değil; geçen sezonun ekonomik verilerinde de açıkça görülen o devasa gelir kalemini yeniden gerçeğe dönüştürebilmektir.
Zira bu rakam, Avrupa arenasında rekabetçi kalabilmek ve finansal dengeyi koruyabilmek adına bir lüks değil, artık bir zorunluluktur.
SERKAN TİYANŞAN
Yorumlar
Kalan Karakter: