Kıbrıs'ın Faturası 

EROL MARAŞLI

“Kıbrıs” kelimesiyle ilk önceleri, Coğrafya kitabında tanıştı bizim kuşak: Akdeniz de bir ada. Hepsi o kadar!

1950’li yıllarda Hürriyet gazetesi sahibi Sedat Simavi’nin açtığı “Kıbrıs Türk’tür” kampanyası ile halk arasında konuşmaya, sahiplenmeğe ve öğrenilmeye başladı, başladık. Ortaokuldaki eğitimimiz sırasında bizleri toplayıp kimimizin elinde Türk bayrağı ile yürüyüşler tertiplenirken, bazı arkadaşlarımızla biz de çok büyük bayrağımızın altında yürüdük. Yürürken; “Kıbrıs Türk’tür Türk kalacaktır… Kıbrıs bizim canımız helal olsun kanımız…” gibi sloganları atıyorduk. Bir arkadaşımla,  küçük bir cam parçasının üzerine; ilk önce o zamanlar okullarda ve resmi kurumlarda kullanılan, kullanılırken elimizi boyayan “Sabit Kalem” dedikleri kalemi tükürükleyerek Kıbrıs haritası çizmiş, daha sonra çizilen bu haritanın içini parmağımızdan akan kanla ile doldurmuştuk…Yani Kıbrısın sınırlarını çizmiştik.

Daha sonraları biraz tavizle “Ya taksim ya ölüm.” diye yürüdük.

 1953 yılında çok ünlü bir bilim adamımız, Türkiyat Enstitüsünü kurup, Türkiyat dergisini yayınlayan ve Türkoloji’ye büyük hizmetleri geçen, Dışişleri bakanı Prof.Fuat Köprülü “Bizim Kıbrıs diye bir davamız yoktur.” dediğinde işte o zaman Sedat Simavi “Hürriyet gazetesine” GAFLET başlığını atmasıyla Türk milleti “Kıbrıs diye bir davalarının” olduğunu öğreniyordu…

Kıbrıs 548 yıl önce,1 Ağustos 1571 tarihinde Osmanlı donanması tarafından fethedildi. Bu dönemde padişah II. Selim/Sarı Selim/dir. Burayı Fetheden, aynı Osmanlı; 1878 de adayı İngilizlere kiraladı. Bu dönem de de Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit idi. 1914 yılında İngiltere Kıbrıs’ı ilhak etti. Bu dönemde de Osmanlı Padişahı Mehmet Reşat idi.1923 Temmuz’unda Lozan’da imzalanan barış anlaşmasını 20’ci maddesi gereğince “Türkiye, Britanya Hükümetince Kıbrıs’ın 5 Kasım I914’te açıklanan ilhakını tanıdığını bildirir.” Bu dönemde kurtuluş savaşını veren TBMM vardır, cumhuriyet daha kurulmamıştır. İngiltere 1925 yılında “Kraliyet kolonisi” olarak ilan etti, Kıbrısı.

1931 yılında Yunanistan’ın desteği ile Rumların kurduğu Eoka terör örgütü Enosis/ Kıbrıs’ın Yunanistan’a katılması için yer yer isyanlar çıkardı. 1955 yılına kadar Türklere karşı başlayan Rum terörü daha azarak devam ederken, İngiltere, Türkiye ve Yunanistan arasında Londra görüşmeler başladıysa da bir sonuç doğurmadı: 1956 yılında Rumların kışkırtıcısı ve lideri olan papaz Makarios Sycshelles adalarına sürüldü. Bu sırada Kıbrıs’ta Volkan adlı Türk mücadele teşkilatı kuruldu; Kıbrıs Türkleri kısmen de olsa, tecavüzleri def ediyordu… Ancak yetersizdi: daha önce Dr.Fazıl Küçük  tarafından kurulan Kıbrıs Türk Mukavemet Birliği  ile Kara Çete teşkilatları da Volkan’a katılarak tek merkezden yönetilmeye başlandı. 1957 yılında Nato’nun devreye girmesiyle Eoka terör örgütü ateşkesi kabul ettiyse de hiçbir zaman Türklere yaptığı zulmü ve terör olaylarını durdurmadı. Bunun üzerine 1958 yılında Başbakan Adnan Menderes’in bilgisi dahilinde Türkiye Dış işleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu/ 1961 yılında idam edildi/  ve Rauf Denktaş  ile  Genelkurmay başkanı İ.Feyzi Mengüç Türklerin lideri Dr. Fazıl Küçük ile  görüşüp mutabakata varılınca Türk Mukavemet Teşkilatının kurulmasına, TKB’ninde bu teşkilata katılarak, Türkiye’den gönderilecek bazı subay ve astsubayların katılması ile Kıbrıslı gençlerden kurulacaktı. Kuruluşunda İsmail Tansu ve Rıza Vuruşkan/Kod adı Ali Conan/ adlı subayların adları geçmekte. Sonra bu teşkilatın başına Rıza Vuruşkan getirildi. Buradaki erlere “Kurt” adı verildi Daha sonra bu ad “Arı’ya 1963 yılından sonra da “Mücahit”’e çevrildi. TMT kuruluş aşamasında 6 sancak iken daha sonra 4 sancağın katılmasıyla 10 sayısına, Kıbrıs çıkarmasından sonra Mehmetcik sancağının kurulmasıyla 11’ yükseltildi. Sancaklar, tabur, bölük, mangalardan meydana geliyordu. Tepede ise Bayraktar adıyla anılan bir Türk subayı vardı,

 1960 yılında Kıbrıs Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu; cumhurbaşkanlığına adaya dönen Makarios seçilirken Başkan yardımcılığına ise Dr. Fazıl Küçük getirildi. Ancak Rumların Enosis hayâlinden vazgeçmemeleri üzerine bu devlet uzun ömürlü olmadı.

 1963 yılında Rumlar; Türklere yönelik terör olaylarını artırarak katliamlara giriştiler: Akritas planı ile Türklere soy kırım başlatıldı. 24 Aralık gecesi Rumlar; Türk alayında görev yapan doktor binbaşı Nihat İlhan’ın nöbetçi olduğu sırada evini basarak Nihat ilhanın 3 küçük çocuğu ve karısını banyoda kurşun yağmuruna tuttular: “Kanlı Noel” adı verilen bu katliamda çocuklar ve eşinin bedeninden fırlayan etler ve kemikler duvarlara ve tavana yapışıyordu.

     Sadece bunlar değil; Muratağa, o dönemde bölgedeki Türk köylerinin en büyüğüydü: 1960 yılında 94 nüfuslu bir Türk köyü.13-14 Ağustos tarihinde EOKA-B tarafından basılmış olan Sandallar köylüleri, daha sonra Muratağa'ya köyüne götürülerek 14 Ağustos günü Muratağa köylüleri ile birlikte öldürüldü.  Köylüler öldürüldükten sonra buldozerlerle terk edilmiş bir taşocağının yakınlarındaki toplu mezara gömüldüler.  Cesetlerin büyük çoğunluğu parçalanmış haldeydi ve bu da katliamda otomatik tüfeklerin yanı sıra kesici silahlar da kullanılarak başlar, diller ve kulaklar kesilmiş, gözler oyulmuş. Kadınlar is çırılçıplak soyularak memeleri ve rahimleri parçalanmış halde bulundular. Atlılar köyünde de sadece 3 kişi kaçarak kurtulabildi.

Bunların fotoğrafları arşivimde vardı. Hatta 1975 yılında bu fotoğrafları Fethiye’de sergilemiştim. Tüm aramalarıma rağmen bulamadım. Bu vahşet TİME dergisinde bile yayınlandı. Maazallah bunu Türkler yapsaydı dünya ayağa kalkardı ama Rumların bu vahşetine Avrupa ve dünya sessiz kaldı. Türk hükümetleri de bu soy kırımı BM’ye taşı/ya/madı: sessiz kalındı.

 30 bine yakın Kıbrıslı Türk oturdukları yeri terk etmek zorunda kaldılar…

 15 Temmuz 1974 tarihinde Nikos Samson adlı cani yönetiminde, Yunanistan ve Kıbrıs Rumlarının desteği ile darbe yapıldı ve katliamlar başladı. Bunun üzerine Türkiye garantörlük anlaşmasının tanıdığı hakları kullanarak, Mehmetçik Kıbrıs’a çıktı. Rumların anlaşmalara sadık kalmaması üzerine 14 Ağustos 1974 günü ikinci hareket başladı ve bu günkü sınırlara ulaşıldı. Ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu. Cumhurbaşkanlığına ömrünü “Kıbrıs davasına” vakfeden Rauf Denktaş seçildi.

    Türklere yapılan katliamlara sessiz kalan Birleşmiş Milletler “Barış harekatını”, utanmadan sıkılmadan “İşgal olarak” kabul etti. 

    Ödediğimiz fatura kısaca şöyle:

Osmanlı Türk askerinin verdiği şehitler ve gazileri.

Kıbrıs’ın fethinden sonra Kıbrıs da yaşayan Anadolu Türkmenlerinin yıllarca azınlık muamelesi görmesi.

Rumların yıllarca uyguladığı, taciz, yaralama ve katletme yoluyla uyguladığı soykırım.

Türk köylerinin isimlerinin değiştirilmesi, bura insanının asimilesi ve Muratağa, Sandallar ve Atlılar köyündeki vahşet.

Binbaşı Nihat İlhanın eşi ve üç küçük çocuğunun vahşiler tarafından katledilmeleri.

1974 Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kıbrıs çıkarması sırasında Kıbrıs Barış Harekatı’nda Türk ordusu, 498 şehit verdi. Kıbrıs Türk tarafı ise, harekatta 70’i mücahit, 270 kişiyi kaybetti. Kıbrıs Türklerinin genel olarak verdiği şehit sayısı ise 1672.

Kıbrıs Türkleri evlerinden barklarından oldular: bazı aileler kayboldu, bazıları Rum tarafında kalarak asimile oldular. Acılar çektiler. Hafızaları yok oldu.

Türkiye Cumhuriyeti; maddi ve manevi olarak büyük zararlara uğradı, ambargolarla yıllarca yoksulluğa itilirken yalnız başına kaldı; KKTC ise izole edildi. Görmezlikten gelindi, tanınmadı. Tanınmıyor.

Yani büyük bedeller ödendi ve hâlâ ödeniyor…

Dün bir haberi dinlerken içim burkuldu: Kıbrıs gazileri çok düşük miktarda gazilik maaşı alıyormuş.

Yazıktır, günahtır.

Yıllar önce bizim yürüyüşlerimiz sırasında söylediğimiz ve pankart halinde taşıdığımız “Kıbrıs Türk’tür, Türk Kalacak” cümlesi bir ant’dır.

Elimdeki bir gazete kupüründe bir yaşlı şehit anası; rahmetli Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a “Kıbrıs’tan bir karış toprak verirsen; ilk önce seni, ben öldürürüm.” diyor. Bundan öte söz mü var?

Hiç kimse Kıbrıs’ı satamaz! Buranın bedeli hiçbir zaman ödediğimiz faturayı karşılayamaz.

   Erol Maraşlı