Herkese lâzım olan demokrasi

EROL MARAŞLI

Demokrasi deyince hemen hemen herkesin beyninde şekillenen Abraham Lincoln’ün “Halkın halk tarafından, halk için idaresi”dir.

Gerçekte öyle midir?

Demokrasi anlayışı/idraki ülkelere, iktidarlara, yönetilenlere, ülkenin rejimine ve de MAURİCE DUVERGER’in 'seçimle gelen kralları', bu kralların yönetimine ve erk’i teslim ettiği güçlü lidere göre değişir.

Benim de yıllar önceki düşüncem; yaşadığımız ortam ve aldığımız kültürün dayattığı ve yanılttığı “halkın halk tarafından idaresi” idi.

Ta ki DUVERGER’in 'Seçimle gelen krallar' kitabı ile rahmetli Ord.Prof. Ali Fuat Başgil hocanın kitapları ile tanışana kadar, bu sürdü gitti..

Demek bu özlü söz yukarıdaki faktörlere göre doğru değilmiş.

Cumhuriyet ve demokrasi kavramı yöneten/lerin/ dayatması ile özdeşleşir.

Tarihte bunun örneklerini çok gördük. Ve de görmekteyiz…

Bizde demokrasi idraki “hürriyet”tir. Bu sadece halk arasındaki inanç değildir: rahmetli Osman Turan, Mümtaz Turhan, Erol Güngör gibi hocalar da aynı kanattadırlar.

Hürriyet telakkisi de yukarıda saydığım faktörlere göre, hudutları; ancak seçilenler tarafından çizilen bir kavram ve uygulama ölçüsüdür.

Başgil, onların bu tespitine: “Demokrasi ve hürriyet rejimi ilk bakışta aynı bir şeydir görünürse de aynı şeyler değildir” der ve ne olduğunu “ikisi arasında, tıpkı bir zarf/kılıf/ve mazruf/içindeki/ münasebeti vardır. Suyun kabına nispeti ne ise, hürriyetin de demokrasiye nispeti, aşağı yukarı odur. Yani, demokrasi  bir hükümet  ve idare/yönetim/usulü olarak  sadece bir zarf ve bir muhittir. Bu muhitte hoş bir medeniyet havası esebildiği gibi, ağır bir baskı ve esaret havası da esebilir.” diye de kaygısını dile getiriyor.

Çünkü, seçimle gelen krallara/seçilenlere/ yetki alanları dar geldiğinde bu alanı genişletmek için anayasa ve yasaları değiştirerek muhalefetteki halkın birçok hakkını elinden alıp hürriyet alnını daraltırken, esasında, kendisine oy veren yandaşlarının da haklarını kısıtlamış olur.

Ayrıca çoğunluğun azınlığa tahakkümü de söz konusudur. Buna gerekçe olarak çeşitli argümanlar ortaya sürülür.

Hatta inkılap/devrim ve reformlar yapılıyor bahanesiyle temel hak ve özgürlükler askıya alınır.

Bizde demokrasi ve özgürlük kavramı; Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde tüm baskı ve direnmelere karşı ortaya çıkmış, bedeli acı veren taleplerle, isyan ve hareketlerle aydınlar tarafından halka mal edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda adı cumhuriyet olmasına rağmen 'demokrasi tam anlamıyla işletildi' diyemeyiz.

Çok partili hayata geçtikten sonra da demokrasi tam anlamıyla uygulanamadı.

İki darbe ve birkaç muhtıra (1) ve sayısız askeri darbe teşebbüsleri (2) ile zaman zaman demokrasi askıya alındı.

Halkımızda da demokrasi kültürü tam anlamıyla yerleşmediği için bize demokrasi diye sunulan uygulamalar; uygulatanların sınırını çizdiği ve dayattığı bir hastalık olarak karşımızda duruyor.

Anayasa, siyasi partiler ve seçim yasaları ile seçmenin tercih hakkı abluka altındadır.

Siyasi partiler; zaman zaman şikayetçi olsalar da, iktidar olduklarında siyasi partiler ve seçim kanunlarında demokrasiye yaraşır bir yasayı çıkartmazlar.

Muhalefet de iktidara geldiğinde aynı yolu izler. Sadece kendilerine uygun gelecek şekilde “kısmi değişiklikler “ ile meşgul olurlar

Yine Başgil hocaya kulak kabartalım: “Demokrasilerde ekseriyet  de böyle bir gidiş alabilir. Temsil ettiği milli irade’nin kutsiyetine dayanarak en zalim diktatörlere  bile rahmet okutacak şeklide hareket edebilir. Bir hükümdar veya diktatörden gelen istibdat  arasında ise asla  bir mahiyet farkı yoktur. Kötülük kimden gelirse gelsin kötülüktür.”  

Ancak Demokrasi ve hürriyet bir nimettir: ihsan edilmez, toplumun konsensüsü ve talebi ile yerleşir.

Bu bir kültür meselesidir.

Bunu başarabilmek için siyasetin ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, düşmanlaştırıcılığından kurtulmak lâzımdır.

AYRICA SİYASET BİR UZLAŞMA VE SİVRİLİKLERİ TÖRPÜLEME  SAN’ATIDIR.

Çünkü demokrasi herkese lâyıktır. Ancak tam demokrasilerde haklar; ve hürriyetle  kullanılabilinir.

Erol Maraşlı