Çizmenin üstüne çıkıp da sorgulamak...

Engin Civan yazdı: Çizmeden Yukarı Çıkarken...

25 Eylül 2019 - 17:11 - Güncelleme: 03 Ekim 2019 - 23:38

İtalya'nın en önemli kentlerinden olan Floransa'ya yıllar sonra yeniden seyahat etme imkanı buldum.

Aradan uzun zaman geçince, ister istemez mazi gözünde canlanıyor insanın.

Fakat bu mazi kişisel değil, Türkiye'nin tarihi tabii ki.

Mazide Türk tarihine Avrupa’da en yakın duran Almanya gibi gözüküyor.

Halbuki tarih İtalya'yı işaret ediyor aslında.

Almanya emperyal güç olunca Osmanlı’ya yanaştı. Hemen arkasından da İttihat ve Terraki'yi yanına çekti.

Fakat, Orta Doğu’daki doğal kaynaklar mücadelesini İngiltere'nin kazanması, Osmanlı'nın sonunu getirdi. Almanya da kış uykusuna daldı.

Hitler’in liderliğindeki Almanya (1'inci Dünya Savaşı'nda olduğu gibi) 2'nci Dünya Savaşı'nda Türkiye’ye eskisi gibi yakın olamadı. 

Çünkü o tarihte Türkiye artık içine kapalı bir ulus devletine dönüşmüştü. Orta Doğu da çoktan parsellenmişti.

İlginçtir!

2'nci savaşta Almanya dayak yiyince, Türkiye ile  yolları yeniden kesişti.

Alman ekonomik kalkınmasının en büyük dar boğazının emek gücü olduğu bir ortamda, Almanların savaşta kaybettiği insan gücü açığını, bizim Anadolu köylüleri kapattı.

Böylelikle Türkiye ile Almanya arasında (aslında doğal olmayan) ikinci bir yakınlık başladı. Halen de o yakınlık devam etmekte.

KONUMUZ İTALYA

Türkiye'nin Avrupa ve Orta Doğu’da doğal iş ortağı İtalya’dır.

Bunu ispat etmek için de önce Almanya'nın doğal ortak olmadığını izaha etmemiz gerekir.  Bunun içindir ki girizgahı biraz uzun tutmak zorunda kaldım.

CIGALAZADE’Yİ TANIR MISINIZ ?

Şimdi gelelim Türk-İtalyan tarihinin ufuk turuna.

Osmanlı- İtalya yüzyıllar boyunca Akdeniz’e hakim olmak için denizlerde birbiriyle kapışmıştır.  Bu savaşların önde gelenlerinden birisi de Cerbe Deniz Muharebesi'dir.

İşte o savaşta, asil İtalyan Kontu Cigala oğluyla beraber Osmanlı'ya esir düşer.

Küçük çocuk Osmanlı’da yetişir. Gelecekte  Kaptan-ı Derya,  hatta Sadrazam olur. Türkçe'nin  pratik ruhu Cigalazade'yi  'Cağaloğlu' yapar. Cağaloğlu Yusuf Paşa bir saray bir de hamam yaptırır. Hani bugün turistlerin keselendiği tarihi Cağaloğlu Hamamı...

Şimdi bu hadiseyi  burada neden yazıyorum, biliyor musunuz ?

Birincisi Osmanlı'nın adaptasyon kapasitesine tipik bir örnektir.

Asilzade bir çocuğu alır, yetiştirir ve hizmetinden faydalanır.  Aynı olayın içinde İtalya’nın da yaratıcı ruhu vardır. Tanıdığı-bildiği medeniyeti getirir, kin gütmez ve  yetiştiği toprağa katkıda bulunur.

Tabii dünya tarihini değiştirebilecek başka örnekler de var!

İtalyanlar önemli konularda hep doğuya bakmışlardır.

Şimdi size üç olaydan söz edeceğim, üçü de birbirinden keyifli.

Cenevizli Kristof Kolomb, dünyanın yuvarlak olduğunu başka bir İtalyan Galile’den öğrenmiştir.

Doğuya yelken açtığı takdirde Hindistan’a denizden ulaşacağını varsayar.

İstanbul’un Ceneviz'le özel ilişkisi vardır.

Galata Kulesi'ni ve serbest ticaretti kuranlar Cenevizlilerdir.

Hedeflediği seyahati finanse edecek bir egemen arar Kolomb.

İlk çaldığı kapı Osmanlı Padişahı 2. Beyazıt’tır.

Fakat proje Osmanlı Sultanı'nın kafasına yatmaz.

Kolomb’nun çaldığı ikinci kapı ise İspanya Kraliçesinindir.

Kraliçe, projenin üstüne atlar. 

Hindistan diye Amerika’yı keşfeden Kolomb’la beraber binlerce ton Aztek altını da İspanya’nın kasasına girer.

Daha da önemlisi, deniz yollarının keşfi ipek yolunu zayıflatır.

İpek yolunun hamisi Osmanlı büyük rant kaybına uğrar; uzun ve ağır bir inişe geçer.

İkinci olay daha yakın tarihte cereyan eder.

Radyo dalgasını icat eden bildiğimiz radyonun babası Marconi, Osmanlı Sultanı'nı ziyaret eder.

İcadının finansmanı için padişahtan ricada bulunur. Fakat padişah teklifi kabul etmez.

Ardı ardına kaçan bu fırsatların doğurabileceği sonuçları da sizin hayal gücünüze bırakıyorum.

Üçünü olayımız tam bir paparazzi olayı...

Kelimenin İtalyanca kökenli olması olaya ayrı bir tat veriyor.

Dünyanın sayılı opera sanatçılarından Luciano Pavarotti, genç bir soprano olarak Ankara Operası'na müracaat eder.

Cumhuriyet'in kurucu babaları özellikle de rahmetli İnönü, sembolik anlamda batı klasik müziğine aşırı önem verir. Ankara’da yıllar içinde ciddi bir batı müziği fan kulübü oluşur.

O yıllarda Ankara operasının ağası rahmetli Cüneyt Gökçer, Pavarotti’de  gelecek vaat eden bir ışık göremez ve  başvurusunu ret eder. Böylece Atatürk’ün kurduğu yoldan giden birçok Ankaralı'yı da hafta sonları Pavarotti dinlemekten mahrum eder.

ÖRNEK ÇOK!

Türklere ticareti öğreten, bankacılık ve finans uygulamalarıyla  tanıştıranlar da Venedikli ve Cenevizli tüccarlar olmuştur.

Tüm ticaret deyimlerini, faturadan firmaya, konşimentodan sigortaya İtalyanca'dan devralmışızdır.

Türkiye'nin en ileri orta sınıfı İzmirli Levantenlerdir.

Osmanlı’nın son döneminde Balkanlar’dan aldığı göçün beraberinde getirdiği Batılı teknolojik ‘know-how’ aslında İtalyan kökenlidir.

AVRUPA'NIN GELECEĞİ, İLİŞKİYİ BELİRLEYECEK!

Yıllardır yazıyorum! 

AB bu haliyle sürdürülemez. Benim öngörüm Avrupa’nın ‘Şarapçılar’ ve ‘Biracılar’ olarak ikiye ayrılacağı doğrultusunda.

Böyle bir durumda Brüksel’de Avrupa’yı tasarlayan bürokratların kanatları kırpılacaktır.

Türkiye ve İtalya’nın birbirine vereceği karşılıklı katkı da çok yönlü...

Çizim, mimari ve tasarımda İtalya hayati kaynak.

Küçük ve orta ölçek teknolojiye dayalı tarımda İtalya’nın üstüne yok.

Deniz araçları, tekneler ve otomobilde İtalya söz sahibi.

Alt yapı inşaatı, tekstil , dericilik ve yazılım alanında yaş ortalaması düşük, yani Türkiye dinamik pazar.

Ama en önemlisi İtalyanların daha önce iş tuttuğumuz birçok Batılı ülkenin aksine kendi kültürünü, kendi dinini empoze etmek gibi bir iddiası yok.

Başka ülkeler gibi gizli veya açık emperyalist duyguları yok.

Daha rahatlar,  daha duygusallar ve daha az robotlar...

BAŞLIĞIN HİKAYESİ...

Ayakkabı üreticisi bir usta ünlü bir ressamın sergisine gider.

Tablolardan birinde bakar ki ressam çizmeyi yanlış çizmiş.

Hemen ressamın yanına gider ve uyarıda bulunur.

Ressam tabloya bakar ayakkabı ustasına hak verir.

Bizim usta havaya girer; başka bir tablodaki üniforma  hakkında da uyarıda bulununca, bizim ressamın tepesi atar. Bana bak der ve ekler: ‘Çizmeden yukarı çıkma!’

İşte böyle sevgili dostlar.

İtalya’da birkaç gün gezdim. Düşüncelerimi de sizlerle paylaştım.

Dünyada ve Türkiye’de dinamikleri etkileyen ve yöneten ve tabii ki kendi çıkarlarını her şeyin üstünde tutan gruplar var.

Ezcümle, bazen çizmenin üstüne çıkıp sorgulamak fena olmuyor.

Engin Civan 

Kaynak: Mahalli Gündem
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Amerikan Seçimleri Üzerine...
Amerikan Seçimleri Üzerine...