Tartışmaların Odağındaki LGS Matematik Soruları
Son günlerde nereye gitsem, hangi kafede otursam ya da hangi sosyal medya grubuna göz atsam konu hep aynı: LGS ve o dillerden düşmeyen matematik soruları. Velilerin telaşı, öğrencilerin yorgunluğu ve eğitim çevrelerindeki o bitmek bilmeyen "Bu sorular matematik mi yoksa Türkçe mi?" tartışması...
Konuya ilgi duyan bir mali müşavir olarak bu tabloya baktığımda, aslında meselenin sadece birkaç zor sorudan ibaret olmadığını, eğitim dünyamızda sessiz sedasız ama devasa bir zihniyet değişiminin yaşandığını görüyorum.
Eskiden matematik denince akla, bir formülü kağıda döküp hızlıca sonuca ulaşmak gelirdi. "X’i bul, cevabı işaretle ve geç." Ancak o devir çoktan kapanmış görünüyor. Şimdiki sınav kağıtlarında karşımıza çıkan sorular, bazen yarım sayfayı bulan uzun metinler, karmaşık grafikler ve günlük hayatın içinden fırlamış senaryolarla dolu. Hal böyle olunca, sadece formül ezberleyen, binlerce "mekanik" soru çözen çocukların bu yeni düzende neden zorlandığını anlamak güç değil. Çünkü artık mesele sadece işlem yapmak değil; o uzun metnin içinden gerekli bilgiyi ayıklamak, gereksizleri çöpe atmak ve hepsinden önemlisi, o bilgiyi hayatın neresine koyacağını bilmek.
Uzmanların değerlendirmelerine kulak kabarttığınızda, çok ilginç bir detayı fark ediyorsunuz: Başarının anahtarı artık sadece 8. sınıfta çok çalışmakta gizli değil. Bu "yeni nesil" beceriler dedikleri şey; aslında bir çocuğun küçük yaşlardan itibaren kitaplarla kurduğu bağdan, oyun oynarken kurduğu neden-sonuç ilişkisinden ve karşılaştığı bir sorunu çözme biçiminden besleniyor. Yani aslında bir matematik sorusunu çözebilmek, sadece o dersin konusu değil; bir okuma kültürü ve muhakeme becerisi meselesi haline gelmiş durumda.
Bir de madalyonun diğer yüzü var: Psikolojik dayanıklılık. Sınav anı, artık sadece bilginin değil, aynı zamanda o stres anında dikkati ne kadar koruyabildiğinin bir ölçüsü olmuş. Çocuk konuyu çok iyi bilse bile, o uzun ve karmaşık görünen metin karşısında paniğe kapıldığı anda her şey bir anda uçup gidebiliyor. Bu noktada "sınav başarısı" kavramı, yerini "kaygı ve zaman yönetimi" ustalığına bırakıyor.
Görünen o ki, eğitim sistemimiz çocuklara şu mesajı veriyor: "Seni sadece ezberinle değil, anlama kapasitenle, sabrınla ve bilgiyi kullanma zekanla değerlendiriyorum." Bu, kuşkusuz hem öğrenciler hem de çocuklarının eline sadece test kitabı tutuşturan veliler için sarsıcı bir değişim...
LGS matematik soruları üzerinden kopan bu fırtına, aslında geleceğin dünyasına bir hazırlık provası gibi...
Bilginin her yerde olduğu bir çağda, o bilgiyi anlamlandıramayan ve hayata uyarlayamayanların işi her geçen gün zorlaşıyor.
Belki de artık sadece "Kaç net yaptın?" diye sormayı bırakıp, "Okuduğunu ne kadar anladın?" ve "O zor anla nasıl başa çıktın?" sorularına odaklanmanın vaktidir.
Çünkü yeni nesil hayat, tıpkı bu sınavlar gibi, sadece cevapları bilmeyi değil, doğru soruları sormayı ve sakin kalabilmeyi gerektiriyor.
Yeşim Tekoğlu
Yorumlar
Kalan Karakter: