Dolmabahçe’de İtalyan Usulü Devrim: Vincenzo Italiano Dönemi
Beşiktaş’ta haftalardır süren ve camianın nefesini tutarak beklediği teknik direktör bilmecesi, bugün saat 15.00 sularında İstanbul semalarında süzülen özel bir uçağın Atatürk Havalimanı Genel Havacılık Terminali'ne inmesiyle nihayet son buldu.
Siyah-beyazlıların yeni "proje mimarı" Vincenzo Italiano, yanında Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı ve Futbol Direktörü Önder Özen eşliğinde şehre adımını attı.
Ayağının tozuyla uçaktan inerken verdiği ilk mesaj ise sadece bir nezaket cümlesi değil, aynı zamanda Dolmabahçe’de başlayacak olan fırtınanın ilk habercisiydi: "Çok mutluyum. Bir an önce başlamak için sabırsızlanıyorum. Haydi Beşiktaş!"
Ancak bugün asıl konuşmamız gereken konu, bu görkemli karşılamanın ötesinde, Beşiktaş’ın nasıl bir zihniyet değişimine imza atacağıdır.
Vincenzo Italiano ismini sadece bir Serie A figürü olarak değerlendirmek, onun futbolun gerçek tozunu ve çamurunu yutmuş geçmişine büyük haksızlık olur.
Karşımızda; kariyerine İtalya’nın alt liglerinden başlayıp kademeleri birer birer tırmanan ve tabiri caizse tırnaklarıyla kazıya kazıya bugünkü zirvesine ulaşan bir başarı öyküsü var.
Trapani’yi 3. Lig’den 2. Lig’e çıkarması, Spezia’yı tarihinde ilk kez Serie A’ya taşıması ve kısıtlı imkânlarla devler arasında tutması, onun sadece bir taktik uzmanı değil, aynı zamanda kriz anlarında aşılmaz bir direnç kalesi inşa edebilen güçlü bir karakter olduğunu kanıtlıyor.
Beşiktaş gibi her an türbülansa girmeye müsait bir yapıda, "tozu, toprağı ve çamuru" bilen bir hocanın varlığı; soyunma odasındaki disiplin ve sahadaki ruh için hayati bir kazanımdır.
İtalyan çalıştırıcının vaat ettiği oyun felsefesi son derece net ve bir o kadar da cesur: "Kaybetmemek için değil, kazanmak için oyna."
Bu motto, son yıllarda oyun kimliğini arayan Beşiktaş için radikal bir kırılma noktasıdır.
Italiano’nun oyun planı; mutlak topa sahip olma, rakibi kendi yarı sahasına hapseden boğucu bir ön alan presi ve stoperlerin dahi oyun kurucu gibi inisiyatif aldığı yüksek bir savunma çizgisine dayanıyor.
Spezia gibi mütevazı bir ekiple dahi yakaladığı %53’lük topa sahip olma oranı, bu oyunun bir tesadüf değil, sistematik bir kurgunun ürünü olduğunun kanıtıdır.
Ancak bu ofansif iştahın, beraberinde ciddi bir savunma zafiyeti riski taşıdığını da göz ardı edemeyiz.
Önde kurulan savunma hattının arkasında bırakacağı devasa boşluklar, Türkiye gibi hızlı geçiş hücumlarının sevildiği bir ligde Italiano’nun en büyük sınavı olacaktır.
İşin ekonomik tarafında ise (medyadan öğrendiğimize göre) yönetimin yıllık 6 milyon Euro maaş ve 2 yıllık bir projeksiyonla bu vizyona yatırım yapması, aslında Italiano’ya sadece bir "hoca" değil, bir "sistem lideri" olarak bakıldığını tescilliyor.
Ne var ki bu seviyedeki bir yatırımın sahada karşılık bulabilmesi için, İtalyan çalıştırıcının o meşhur "Kaleci dâhil her oyuncu oyun kurucudur" felsefesine uygun bir oyuncu grubunun tesis edilmesi şart.
Nitekim (yine medyanın aktardığına göre) hocanın gelir gelmez Sassuolo’nun Fransız yıldızı Armand Laurienté'nin transferine onay vermesi, sistemin ihtiyaç duyduğu yaratıcı kanat oyuncusu profiliyle tam anlamıyla örtüşüyor.
Ayrıca kadrodaki Orkun Kökçü gibi teknik kapasitesi yüksek isimlerin, Italiano’nun dinamik orta saha kurgusunda nasıl bir evrim yaşayacağı da şimdiden merak konusu.
Italiano’nun bir diğer güçlü yönü ise "forma adaleti" konusundaki tavizsiz duruşudur.
Formayı isme değil; sisteme sadık kalan ve sahada mücadele eden oyuncuya teslim eden bu hırslı teknik adam, son yıllarda motivasyon dalgalanmaları yaşayan siyah-beyazlı soyunma odasına beklenen profesyonel standartları getirecektir.
Fiorentina ile üst üste iki Avrupa finali görmesi ya da Bologna ile yarım asırlık kupa hasretine son vermesi kesinlikle tesadüf değildir; bunlar doğru bir sistemin ve o sisteme inanan bir oyuncu grubunun ortak meyveleridir.
Netice itibarıyla Vincenzo Italiano hamlesi, Beşiktaş adına son yılların en vizyoner ancak bir o kadar da cesur adımıdır.
Bu hamle, Beşiktaş’ı yeniden oyunu domine eden ve "izlenmesi keyif veren" bir takım hâline getirme potansiyeli taşısa da, sistemin adaptasyon sürecindeki sancılara karşı camianın göstereceği sabır her şeyin belirleyicisi olacaktır.
Sahada her saniye hücumu düşünen ve taraftarı tribünde ayağa kaldıran bir Kara Kartal hayali artık çok daha yakındır.
Peki, Beşiktaş camiası bu modern futbol mimarına, Dolmabahçe’deki o büyük inşaatı tamamlaması için gereken huzuru ve zamanı verebilecek midir?
Beşiktaş’ın geleceği, skor tabelasından ziyade bu futbol devrimine duyulan sadakatte saklı.
Sizce Italiano alt liglerin çamurlu sahalarından getirdiği o inatçı ruhu, Beşiktaş’ın şampiyonluk genetiğiyle kalıcı bir formüle dönüştürebilecek mi?
SERKAN TİYANŞAN
Yorumlar
Kalan Karakter: