Hayal Tacirliğinden Gerçekliğin Duvarına: Bir Çöküşün Anatomisi
Dünya Kupası serüvenine başlarken ülkedeki en kötümser futbolseveri bile karşınıza alsanız, herhalde bize böyle bir senaryo çizemezdi.
Hani o "en azından gruptan çıkarız" özgüveni vardı ya, işte o özgüven bugün Amerika semalarında buhar olup uçtu.
Avustralya ve Paraguay gibi, kağıt üzerinde "dişimize göre" gördüğümüz rakipler karşısında tek bir gol bile atamadan valizleri toplamak, sadece bir sportif başarısızlık değil; Türk futbolu için tam manasıyla bir zihinsel ve taktiksel iflastır.
Kabul etmek gerekir ki rakiplerimiz derslerine bizden çok daha iyi çalışmışlar.
Buldukları formül de alelade: "Topu Türkiye’ye ver, geriye yaslan ve hızlı hücumla vur."
Bu kadar basit bir plana karşı 200 küsur dakika boyunca çözüm üretememek, "biz bu işe ne kadar kafa yorduk?" sorusunu tokat gibi yüzümüze çarpıyor.
Sahada 9 numarasız, rakip ceza sahasında elli küsur kez topla buluşan ama bitiricilikten uzak, etkisiz bir kalabalık izledik.
10 kişi, hatta yer yer 9 kişi kalmış bir rakibe karşı bile o kilidi açacak anahtarı bulamadıysak, ortada "iyi niyetli çabadan" çok daha derin bir problem var demektir.
İşin teknik direktör boyutunda ise Vincenzo Montella, "iyi hoca" ile "büyük hoca" arasındaki o ince çizgide takılıp kaldı.
Turnuva boyunca kriz anlarını yönetemeyen, hamle yapmak için maçın 60. dakikasını bekleyen ve oyunun şeklini değiştirmek yerine sadece oyuncu değiştiren bir kulübe profili vardı.
Elbette Montella’yı "neden santrfor oynatmadın?" diye eleştirmek kolay, ancak bu ülkenin altyapıları bir tane safkan golcü yetiştiremiyorsa, suçun tamamını İtalyan teknik adama yıkmak da haksızlık olur.
Bizim asıl meselemiz, sadece bir turnuvada başarılı olmak değil; her turnuvanın gediklisi olacak o istikrarlı makineyi kurabilmektir.
Ancak en üzücü olanı sahadaki oyundan ziyade, oyuncu grubunun mental kırılganlığıydı.
Sosyal medyada yazılanlardan etkilenen, antrenmana çıkarken üzerinde "ne derler?" baskısı hisseden bir sporcu topluluğuyla Dünya Kupası’nın o sert rüzgarlarına karşı duramazsınız.
Eleştiri de övgü de bu işin fıtratında var.
Eğer o formayı giyiyorsanız, direnciniz klavye başındakilerin yorumlarından daha güçlü olmak zorundadır.
Netice olarak; Euro 2020 dejavusunu bu kez dünya sahnesinde yaşadık.
Kendimizi olduğumuz yerin çok üzerinde görmenin bedelini, sahada hiçbir varlık gösteremeyen en kötü beş takımdan biri olarak ödedik.
Bu turnuva hepimiz için devasa bir ders, sert bir tokat olmalı.
Ayaklarımız yere sağlam basmadığı sürece, büyük hedefler sadece birer hayal tacirliğinden ibaret kalacaktır.
Şimdi suçlu aramak yerine, bu enkazdan nasıl bir sistem çıkaracağımızı düşünme vaktidir. Tabii eğer ders almayı gerçekten istiyorsak...
SERKAN TİYANŞAN
Yorumlar
Kalan Karakter: