Millî Ruhun İzinde: 2002’den 2026’ya
Futbolun büyüsü, bazen bir geçmiş zaman hatırasında, bazen de ufuktaki yeni bir zafer umudunda gizlidir. Yıllar sonra yeniden o görkemli sahnede, Dünya Kupası’nda yer alırken içimizdeki heyecan 2002’nin tozlu ama altın yaldızlı sayfalarını yeniden aralıyor. O dönem okul koridorlarında, kültür merkezlerinde dersi kırıp televizyon başına koşan 13 yaşındaki çocukların gözlerindeki o parıltıyı bugün yeniden yakalamak üzereyiz. Ancak bu kez durum farklı; karşımızda bambaşka bir jenerasyon ve bambaşka bir futbol iklimi var.
Dünün Efsaneleri, Bugünün Yıldızları
Hepimiz ister istemez o meşhur soruyu soruyoruz: 2002 kadrosu mu daha iyiydi, yoksa şimdiki jenerasyonumuz mu? 2002’de Rüştü’den Bülent Korkmaz’a, Tugay’dan Hasan Şaş’a kadar sahada âdeta devleşen bir karakterler bütünü vardı. O günlerin samimiyeti kuşkusuz derin bir dostluk üzerine kuruluydu. Bugün ise Real Madrid’de devleşen bir Arda Güler, Juventus’un kaptanlık bandını takan bir Kenan Yıldız ve Inter’in lokomotifi Hakan Çalhanoğlu gibi isimlerle sahadayız. Belki 2002’nin o sert fiziksel gücü bugün yerini biraz daha teknik zarafete bırakmış durumda ancak yeteneğin fiziği yendiği o büyülü anlara olan inancımız tam.
Sakin Güç: Montella
Millî Takım’ın başında bu kez bizden biri gibi olan, kibirden uzak bir İtalyan, Vincenzo Montella var. Türk teknik adamların o alışılagelmiş "fazla öz güvenli" ve kimi zaman çatışmacı tavırlarının ardından... Montella’nın oyuncularla kurduğu o sakin ama otoriter ilişki, takıma bir ferahlık getirdi. Takımı âdeta dipten, o sancılı dönemlerden çekip çıkaran bir el oldu. Montella’nın en büyük sınavı, sakatlıktan dönen kilit isimlerin form durumunu dengelemek ve santrforsuz oyun ile klasik forvet anlayışı arasındaki o ince çizgide doğru kararı vermek olacaktır.
Grup D: Fizik mi, Yetenek mi?
Rakiplerimiz Paraguay, Avustralya ve ev sahibi Amerika Birleşik Devletleri... Kimi otoriteler grubun fiziksel olarak en zayıf halkası olduğumuzu düşünse de bizim en büyük kozumuz yine o öngörülemez yeteneğimiz olacaktır. Özellikle ev sahibi ABD’nin fiziksel gücü ve kendi seyircisi önündeki avantajı göz ardı edilemez. Ancak liderlik yarışı sadece koşmakla değil; Barış Alper’in patlayıcı hızı veya Arda’nın kaleden uzaklaşmayan o keskin zekâsıyla kazanılacaktır.
Son Söz: Renkleri Kapıda Bırakmak
Şimdi kulüp formalarını ve "o Galatasaraylı, bu Fenerli" sığlığını bir kenara bırakma zamanı... Millî Takım bir kulüp takımı gibi kenetlenmişken bizlerin de üzerimizdeki o ağır eleştiri hırkalarını çıkarıp sadece ay-yıldızın peşinden gitmemiz gerekiyor. 2002’de olduğu gibi yine bir peri masalı yazılabilir; yeter ki o günkü ruhumuz bugünle birleşsin. Çünkü unutmayın ki kazanmak önce zihinde başlar.
SERKAN TİYANŞAN
Yorumlar
Kalan Karakter: