Yüzümüzdeki Güneş: Bir Tebessüm Yeter
Hayatın koşturmacası, ekonomik kaygılar, bitmek bilmeyen şehir gürültüsü ve her gün üzerimize çöken irili ufaklı dertler... Her birimizin heybesinde kendine has bir hüzün, her birimizin omuzlarında kimselere anlatamadığı yükler var. Ancak tüm bu karanlığın ortasında, hiçbir maliyeti olmayan ama etkisi dünyaları değiştirebilecek kadar büyük bir anahtarımız mevcut: Gülümsemek. Belki de modern insanın en çok ihmal ettiği, oysa ruh sağlığımızdan komşuluk ilişkilerimize kadar her kapıyı açan o sihirli dokunuş, işte tam da burnumuzun ucundadır. Unutmamalıyız ki hüzün kişisel olsa da gülümseme her dilde aynı anlamı taşır; o, insanlığın ortak ve en içten lisanıdır.
Eskiler bu gerçeği asırlar öncesinden görmüş, hayatın tam merkezine koymuşlar. Konfüçyüs’ün o meşhur uyarısını hatırlayalım: "Güler yüzlü olmayan bir kişi dükkân açmamalıdır." Bu söz sadece ticari bir tavsiye değil, aslında insan olmanın temel yasasıdır. Zira suratı sirke satan, çevresine negatif enerji yayan bir insanın yanında kim durmak ister ki? Somurtmayı adeta bir maske gibi yüzüne yapıştıranlar, farkında olmadan etraflarına görünmez duvarlar örerler. Oysa bizler, çevremiz tarafından sevilmek ve kabul görmek isteyen varlıklarız. Eğer kapıların size açılmasını istiyorsanız, başvuracağınız ilk ve en etkili yol basit bir tebessümdür.
Gülümsemenin gücü sadece bir nezaket kuralı olmasından gelmez; o, aynı zamanda biyolojik bir mucizedir. Doktorlar bile söylüyor: İnsan yüzü somurturken tam 46 kasını kasmak zorunda kalırken, içten bir gülümseme için sadece 16 kasın harekete geçmesi yeterli oluyor. Yani meseleye "tasarruf" açısından baksak bile gülmek, somurtmaya göre çok daha az yorucu ve daha ekonomiktir. Doğanın bize sunduğu bu imkânı neden kullanmayalım? Az enerji harcayarak büyük bir pozitif etki yaratmak varken, neden yüzümüzü asarak hem kendimizi hem de sevdiklerimizi yoralım?
İşin aslı şu ki; biz mutlu olduğumuz için gülmeyiz, güldüğümüz için mutlu oluruz. Tebessüm, mutluluğu bir insandan diğerine aktarmanın en zahmetsiz yoludur. Güzel bir gülümseme, karanlık bir eve giren güneş gibidir; sadece sizin içinizi ısıtmakla kalmaz, girdiğiniz her ortamı, dokunduğunuz her ruhu aydınlatır. Güler yüzlü bir çalışma arkadaşı veya bir komşu, en zor işleri bile hafifleten bir huzur kaynağıdır.
Üstelik bu hazine tamamen bedava! Birine gülümsemek için banka hesabınızda bir paraya ihtiyacınız yok; sadece kalbinizde bir nebze nezaket ve yüzünüzde küçük bir irade yeterli. Somurtmak bizi yaşlandırırken, gülümsemek ruhumuzu gençleştirir. Kötü enerjiyi sadece insanlar değil, evdeki çiçeğinizden sokaktaki kedinize kadar tüm canlılar fark eder ve ondan kaçar.
Sonuç olarak, hayat her zaman toz pembe olmayabilir. Ancak cebimizde her zaman taşıyabileceğimiz o "sihirli anahtarı" asla unutmamalıyız. Gülümsemek için büyük nedenler beklemek yerine, gülümsemeyi hayatın başlangıç noktası yapmalıyız. Bu yüzden diyorum ki; her ne yaşarsanız yaşayın, bol bol gülümseyin. Bu hem kendi ruhunuza olan borcunuz hem de çevrenize sunabileceğiniz en zarif hediyedir.
Şimdi kendinize şu soruyu sorun ve cevabını aynaya bakarak verin: Neden bugüne, şu an yanınızdakine veya sadece kendinize içten bir gülümseme ile başlamıyorsunuz? Unutmayın; yüzünüzdeki o küçük kıvrım, dünyayı değiştirebilecek kadar büyük bir güce sahip.
Not: Bu yazı genel motivasyon amaçlıdır, profesyonel psikolojik tavsiye yerine geçmez.
NECLA KETENCİ ESER
Yorumlar
Kalan Karakter: