Korku Siyasetinin Gölgesinde Bir Ülke
Yayınlanma :
23.07.2025 16:55
Güncelleme
: 23.07.2025 16:55
Tabii bu durum yeni bir şey değil. Türkiye’de “korkutma” politikası, neredeyse bütün siyasi toplulukların zaman zaman başvurduğu bir yöntemdir. Misal, “Yakında komünizm gelecek” korkutması, sağ partileri on yıllar boyunca iktidarda tutan taşıyıcı bir kolon niteliğindedir.
Son 20 yıldır da “Şeriatı getirmek istiyorlar!”, “Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i yıkmak istiyorlar”, “Türkiye İran gibi olacak” şeklindeki söylemler toplumun neredeyse yarısını aynı şemsiye altına topluyor ve konsolide ediyor.
Buna karşılık olarak da geriye kalanlar dönemin şartlarına uygun ama değişken söylemlerle muhafaza ediliyor. Artık “Bunlar zamanında ekmeği karneyle verdiler” şeklindeki hatırlatmaların toplumda karşılık bulmadığı ise aşikâr.
Türkiye’de futbol takımı tutar gibi parti tutan bir seçmen profili olsa da Z kuşağının öncülüğünde seçmen davranışlarında değişim sinyalleri yok değil. En azından kendi çevremde, “Biz zaten atadan dededen Menderesçi, Demirel’ciyiz veya Halk Partili’yiz” diye övünen birilerine şahit olmuyorum artık.
Tekrar başa dönecek olursak, toplumu “korkutan” söylemlere her geçen gün bir yenisi daha ekleniyor! “İsrail'in asıl hedefi Türkiye mi?”, “Türkiye Lübnan mı olacak?” gibi sansasyonel paylaşımlar sosyal medyada kol geziyor. Ver korkuyu…
Geçtiğimiz günlerde dolmuşta istemeden kulak misafiri oldum. Vatandaşın biri yanındaki arkadaşına İsrail’in asıl hedefinin Türkiye olduğuna dair çıkarımlarda bulunuyordu.
Dayanamadım ve sohbete dahil olarak şunu sordum: “İsrail, NATO üyesi olmakla birlikte Amerika ve Rusya arasındaki ince çizginin merkezinde olan Türkiye’yi mi vuracak?”
Gazeteci İsmail Saymaz’ın, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin bir süre önce MHP milletvekilleriyle yaptığı toplantıda, "Cumhurbaşkanının iki yardımcısı olsun, biri Kürt, diğeri Alevi olsun" dediğini öne sürmesi üzerine gündeme gelen “Türkiye Lübnan mı olacak?” sorusu da zihinleri bulandıran bir diğer gündem maddemiz oldu.
Başka ülkelerin yaptığı hataların sonuçlarından ders çıkarmak, örnek göstermek ve sorumluluk duygusuyla uyarılarda bulunmak son derece kıymetlidir. Ki dünyanın neredeyse bütün ülkelerinde olan olumsuzlukları Türkiye ile bağdaştırmak konusunda oldukça mahiriz.
Fakat “Bunlar ekmeği karneyle dağıttılar” söylemi ne kadar zayıfsa, “Türkiye onun gibi olacak, bunun gibi olacak” söylemi de o kadar zayıftır. Öyle ki her dönemi ve her ülkeyi kendi şartları içinde değerlendirmek gerekir. Her şeyden önce de verilen örneğin içi doldurulmalıdır.
Korkutan ifadelerde bulunmak yerine, öne sürülen söylemin temellendirilmesi o tezi güçlendirir. Yani vatandaşı aydınlatmaya çalışan bir münevverin, aktardığı konuyu bir kronoloji çerçevesinde ele alması ve neden-sonuç ilişkisiyle anlatması gerekir. Öne sürülen “Lübnan çıkarımı” anlatan değil dinleyenler tarafından yapılabilmelidir.
Daha dün bir arkadaşım telefonda bu Lübnan konusundaki endişelerinden bahsetti.
Kendisine “Peki, ne olmuş ki bu Lübnan’da?” diye sorduğumda detaylı bir cevap veremedi.
Ben de dahil olmak üzere bildiğimiz veya bildiğimizi sandığımız tek şey “Siyasal sistemin din ve mezhep esasına göre şekillendirilmiş olmasının Lübnan’ın sonunu getirdiği.”
Bu çıkarıma göre, doğru gibi görünse de yanlış bir örnekleme söz konusu. Cumhuriyet’in kurucu partisi CHP’nin önceki genel başkanı Alevi’ydi. Kürt olduğunu saklamayan merhum Turgut Özal, bu ülkede cumhurbaşkanlığı yaptı.
Tabii ki aynı şey değil. Hakeza "Cumhurbaşkanının iki yardımcısı olsun, biri Kürt, diğeri Alevi olsun" önermesi de savunulacak bir husus değildir.
Kaldı ki MHP Lideri Devlet Bahçeli de “…İster Alevi, ister Kürt olsun, herhangi bir Cumhurbaşkanı adayı yüzde 50 oy nisabını geçtikten sonra vaki demokratik ve milli irade hükmünü yok sayacak, tecelli eden meşruluğu tartışmaya açacak birisinin çıkması da düşünülemeyecektir” beyanıyla meseleye son noktayı koymuştur.
Ayrıca Lübnan veya benzeri ülkelere göre demografik yapısı daha homojen olan Türkiye’de farklı etnik ve mezhepsel gruplar olsa da nüfusun büyük çoğunluğu Sünni Müslüman Türklerden oluşmaktadır.
Yani Lübnan örneği “yönetim şekli” konusunda kısmen somut bir örnek olabilir, ama Türkiye’yi Lübnan’ın şartlarıyla özdeşleştirmek bana göre çok da ikna edici değildir.
Ayrıca yeri gelmişken…
Kuruluşundan bu yana güçlü ve merkezi bir devlet geleneği olan Türkiye, terör örgütüyle kırk yılı aşkın süredir çetin bir mücadele verdi. Böylesine çetin bir mücadeleye geri adım atmadan dünyada acaba kaç tane ülke dayanabilirdi?
Tahterevalli Siyaseti ve Alternatifsizlik
Bir kez daha başa dönecek olursak… Türkiye’de ne yazık ki bir tahterevalli siyaseti var.
Tahterevallinin iki ucunda bulunanlar ve onları destekleyenlerin siyaset anlayışları “Onlar gelirse…” yönünde!
Fakat bir Allah’ın kulu da çıkıp şunu diyemiyor: “Bence ikisi de gelmesin! Tıpkı 2002’de ANAP’ın, Doğru Yol’un ve DSP’nin silindiği gibi…”
Yerel Yönetimlerdeki Yankısı
NOT: Toplumsal konuları dar kalıplara hapsetmekle birlikte seçmeni iki zaruri seçenek arasına sıkıştıran politik anlayış, sadece siyasetin merkezinde değil, yerel siyasette de karşılık bulan bir yöntemdir. Doğup büyüdüğüm ilçeye, Foça’ya bakıyorum: Kırk yıldır belediye seçimlerini kesintisiz kazanan CHP’nin bütün alamet-i farikası “Biz gidersek onlar gelir, onlar gelirse Foça’nın plajlarını satarlar, dağını taşını imara açarlar, belediyeyi öyle bir yönetirler ki belediyeyi batırırlar…” korkutması üzerinden güttüğü bir politikadır. Bu arada, isnat ettiklerinin çok daha fazlasını yapmaktan geri kalmadıklarını da gözden kaçırmamak gerekir.
HASAN ESER
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: