Saraçhane’den Bugüne: CHP'de Sönen Heyecan ve Stratejisizlik
Türkiye’de değişim için "tek umut" olarak görülen CHP’ye ve partinin vaat ettiği o değişim idealine duyulan güven giderek tükeniyor.
CHP’de adeta ikinci baharını yaşayan Kemal Kılıçdaroğlu, 2010 yılında "Yeni CHP" söylemiyle başladığı genel başkanlık serüveninde, tıpkı Deniz Baykal döneminde olduğu gibi "Küçük olsun, bizim olsun" noktasına evrildi.
Süreci yakından takip ediyorum. Özgür Özel’i destekleyen yayın organları "Flaş, son dakika: Özel’in heyeti ile Kılıçdaroğlu’nun heyeti görüşecek, kurultay kararı bekleniyor" diyerek heyecanı diri tutmaya çalışsa da, tıpkı Saraçhane mitingleri sonrasında olduğu gibi, öfkenin alevlendirdiği ateş giderek kül oluyor.
Zaten bu mahallenin en büyük sıkıntılarından biri de bu değil mi?
Saman alevi gibi bir anda parlıyorlar; şarkılar, türküler, marşlar, sloganlar ve kısa süreli toplu yürüyüşlerin ardından adeta deşarj olup rahatlıyorlar. Oysa asıl iş tam da o coşku biterken başlamalı.
Bir kısım medyanın "CHP lideri" unvanıyla takdim ettiği Özgür Özel’in en önemli handikaplarından biri de bu değil mi?
Özgür Özel’in polemiğe ve siyasi gündeme yönelik anlık refleksleri, yani hazırcevaplığı, bir "üstün yetenek" olarak görülebilir; ama "âşık atışmalarını" andıran bir siyaset tarzı, günümüz dünyasının normlarına ne kadar uyuyor?
Deneyimli gazeteci Levent Gültekin’in sık sık vurguladığı gibi, Özgür Özel’in net bir stratejisi yok. Halbuki kıraathanede çayını yudumlayan yaşlı amcalar, altın günlerinde bir araya gelen teyzeler bile şunu söylüyor: "Recep Tayyip Erdoğan atacağı her adımı önceden hesaplıyor ve stratejik davranıyor."
Bu süreçte CHP’den seçilen belediye başkanlarını da şaşkınlıkla izliyorum. Özellikle de CHP'nin kimi aday gösterirse göstersin mutlaka kazanacağı kentlerin belediye başkanlarını...
Bilindiği üzere, Kılıçdaroğlu’nu destekleyen CHP’li belediye başkanlarının sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Başkanların bir kısmı pusuya yatmışçasına sessizliğini korurken, bir diğer kısmı ise aleni bir şekilde Özgür Özel’i destekliyor.
Fakat dikkat çekici bir husus var: Birisi çıkıp da "Ben ne Özgür’cüyüm ne de Kemal’ci, ben CHP’liyim! CHP bir handır; Deniz’ler, Özgür’ler, Kemal’ler yolcudur. Aslolan CHP’dir. Eğer önümüzdeki seçimde sandıktan tek bir oy çıkarsa, bilin ki o oy benimdir!" demiyor veya diyemiyor.
Bir zamanlar meydanlarda "Söz konusu CHP ise gerisi teferruattır" diye nara atan bazı siyasetçiler, şimdilerde Özgür Özel’in yeni bir parti kurup CHP’nin oylarını eritme ihtimalini de göz ardı edemiyor.
Meselemizin bir de seçmen boyutu var.
Ne demiş atalar: "Büyük lokma ye ama büyük söz konuşma!"
Sokak röportajlarında kamera karşısına geçip "CHP odunu aday gösterse yine oy veririz. İnadına CHP..." diye haykıranları hatırlamayan yoktur herhalde?
Evet, dün bir "oduna" bile oy verebileceğini söyleyen bazı seçmenler, geldiğimiz noktada Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olduğu bir CHP’ye artık oy vermeyeceklerini söylüyor.
Ne diyeyim? "Tıpış tıpış verirsiniz" desem ayıp etmiş olur muyum?
HASAN ESER
Yorumlar
Kalan Karakter: