Plastik poşetlerin 11 bin metre derinliğe inmesi mümkün mü?

SERBEST KÜRSÜ

Dünyadaki deniz kirliliği giderek büyürken plastik poşetler bu kirliliğin başlıca sebebi olarak gösteriliyor. Son olarak dünyanın en derin noktası olarak bilinen Büyük Okyanus’taki Mariana Çukuru’nun 11 bin metre derininde plastik poşete rastlandığı haberleri yayınlandı. Özgül ağırlığı sudan hafif olan plastik poşetlerin okyanusun 11 bin metre derininde bulunması bilimsel olarak mümkün müdür? Yalova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Polimer Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerince hazırlanan rapora göre dış etkenler olmadan plastik poşetlerin böyle bir derinliğe inmesi mümkün değil.

Geçtiğimiz ayların en önemli çevre gündemi Mariana Çukuru’nda plastik atık bulunması haberiydi. İddiaya göre Büyük Okyanus’ta 11 bin metre derinliğe ulaşan Mariana Çukuru’nda plastik poşet görülmüştü. Haliyle hem uluslararası hem de ulusal medyada en çok yer alan haberlerden biri olmuştu. Peki, gerçekten hafifliği ile bilinen özgül ağırlığı çok düşük olan plastiğin okyanusun hem de 11 bin metre derinliğine inmesi mümkün mü? Bu sorunun yanıtını Yalova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Polimer Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Öksüz ve Prof. Dr. Hüseyin Yıldırım’ın hazırladığı rapor veriyor: Yoğunluğu 1 den düşük olan plastik malzemelerin tek başına denizin bu derece altına inmesi bilimsel olarak mümkün değil!

Rapora göre; okyanusları en çok kirleten beş ülke Çin, Endonezya, Filipinler, Tayland ve Vietnam’ın olduğu bu bölgede bu tip plastik atıklara rastlamak olası. Bu ülkeler atık yönetim sistemlerine yeterli yatırım yapmadıklarından, çöpe giden atıklar çeşitli yollardan denizlere karışıyor.Plastiklerin yoğunluğu her ne kadar deniz suyunun yoğunluğundan düşük olsa da katkı maddesi içeren ve sıkıştırılarak blok halinde preslenen veya daha yoğun maddelerin karıştırılmasıyla (metal, toprak, taş vb.,) yoğunluğu arttırılan plastik malzemeler büyük ve kontrolsüz şekilde denizlere atılarak batırılmakta ve büyük denizlerin tabanına kadar ilerleyebilmekte. Bunun yanında deniz ekosisteminde plastiklerin yüzeyinde oluşan çeşitli deniz bitkileri ve canlıları da malzemenin zamanla batmasını sağlayabiliyor. Yani bir plastik poşet su yüzeyinden kendi kendine Mariana Çukuru’na kadar inemez… Ancak kasıtlı veya kasıtsız bir dış etmen bunu sağlayabilir.

En çok rastlanan plastik türü olan PET’in yoğunluğu 1’den büyük olmasına rağmen film halinde olduğu için deniz yüzeyinde yüzebilir. Ancak bunlar preslenip blok haline getirildiklerinde batmaları mümkün olabilir. Ekonomik değeri de düşünülünce insanın aklına “biri bunu niye yapsın?” sorusu geliyor. Bunun yanında okyanuslarda oluşan dev dalgalar, şiddetli rüzgârlar ve denizaltı akıntıları da plastiklerin okyanus tabanına taşınmasına sebep olabiliyor.

Rapor tüm bu çıkarımlarıyla plastiğin Mariana Çukuru’na taşınmasında en önemli etkenin insan olduğunu gözler önüne seriyor. Raporun sonuç bölümünde geri dönüşümün dünya çapında desteklenmesi ve eğitim çalışmaları ile plastik ve diğer dönüştürülebilecek malzemelerin tekrar endüstriye kazandırılmasının çevre kirliliğinin önlenmesinde önemli rol oynayacağı belirtiliyor.

Dünya kıyılarını atıklardan temizlemek amacıyla kurulan Avrupa Merkezli sivil toplum kuruluşu Waste Free Oceans (Atıksız Denizler) Vakfı’nın Başkanı Bernard Merkx konu ile ilgili yaptığı değerlendirmede şunları söylüyor; “Denizlerimizdeki atıklar büyük bir problem. Bu atıkların en büyük kaynağı yeteri kadar geri dönüşüm ve atık yönetimine yatırım yapmayan devletlerdir. Ancak burada önemli olan suçlu aramak veya sansasyonel haberler yaparak, bilimsel olmayan sahneler oluşturarak halkı korkutmak değildir. Bu tarz gerçeklikten uzak haberler toplum nezdinde inandırıcılığı kaybettirerek çevreyi ve denizlerimizi koruma çabamıza zarar verir. Amacımız daha bilinçli tüketim, iyi atık yönetimi için çalışmaktır. Waste Free Oceans tüm kıtalardaki organizasyonuyla atıksız denizler için çalışmaya devam edecek.”

Mariana Çukuru’nda plastik poşete rastlanması ve deniz kirliliği noktasında okların bir kez daha plastik sektörüne çevrilmesi bir algı faaliyetidir diyen Tüketici Başvuru Merkezi Başkanı Aydın Ağaoğlu; “Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan sekiz temel unsurdan ikisi de sağlıklı çevreye sahip olma ve eğitilme hakkıdır. 20. yüzyılın ikinci yarısında hayatımıza giren ve sağladığı avantajlarla alternatif malzemelerin yerini alan plastik günümüzde çevre düşmanı ilan edilmektedir. Ancak çevre ve geri kazanım konusunda eğitilmiş, bilinçli tüketiciler kâğıt, metal ve ahşabın yerini alan plastikler sayesinde ağaç tüketiminin azaldığını ve çevrenin korunduğunu bilmektedir. Plastik çevreyi kirletiyor demek çok yanlıştır. Çevreyi kirleten yegâne unsur eğitilmemiş, bilinçsiz tüketicilerdir. Çünkü insan tarafından “çöp” diye çevreye atılan plastiklerle hem çevresel, hem de ekonomik zarar oluşmaktadır. Plastik atıklar çöp değildir, ekonomik bir değerdir. Plastiğin yerine alternatif malzemeler kullanılması çözüm değildir, çözüm bilinçli tüketim ve geri dönüşümdür. Bugün plastik yerine ahşap ya da kağıt kullanılacak olsaydı ortaya çıkacak ağaç kesme sayısı tahayyül bile edilemezdi. Ambalajlarda metal ya da cam üretiminde kullanılan enerji miktarını hesaba kattığımızda karbon ayak izinin oldukça koyu ve iri olduğunu söyleyebiliriz. Geri dönüşüm endüstrisi geliştikçe hem çevre kirliliği önlenecek hem de iş alanı yaratılarak ekonomik bir fayda sağlanacak. Üstelik plastik ithalatının azalması ile ülkenin cari açığına da önemli oranda katkı yapılabilecek. Buradan da anlaşılacağı üzere sorun malzemeden çok kullanım şeklinden kaynaklanıyor” diyor.

Raporun sonuçları ile ilgili değerlendirmede bulunan PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu ise “Bilimsellikten uzak, sansasyon amaçlı haberler maalesef günümüzün gerçeği haline geldi. Son yıllarda çevre dostu diye plastik yerine sunulan ürünlerin çoğu aksine çevre açısından zararlı hammadde ve yöntemlerle üretildiği gibi salgın hastalık riskini ve can güvenliği tehlikesini de beraberinde getiriyor. Binlerce kişinin aynı gün içinde yiyip içtiği bir fastfood restoranındaki cam bardak ne kadar temizdir? Ne kadar hastalık riski taşır? Bizden önce o bardakta içenlerin hepsi sağlıklı, temizliğe dikkat eden insanlar mıydı? Kırıldığında cam bardak, battığında metal pipetler çocuklar, yaşlılar, engelliler hatta yetişkinler için yaralanma riski taşımıyor mu? Artık bilimsel gerçekleri konuşmanın, çevrecilik oynamak yerine, bilimsel gerçeklerle çevreyi korumanın zamanı geldi hatta geçiyor bile. Dünya çapında bazı ülkeler çevreyi korumak için olmazsa olan atık yönetimi yatırımlarını yapmayıp diğer taraftan çevreci görünmek için pipet, poşet gibi ürünleri yasaklıyorlar. Çevre, popüler görünmek isteyenlerin, sloganlarla kendilerini parlattıkları bir alana dönüştü maalesef. Hâlbuki çevre bilimsel bir yaklaşımla korunabilir. Karbon ayak izi, küresel ısınma, döngüsel ekonomi bunlar hep bilimin konusudur” diye görüşlerini dile getiriyor.