Kadına yönelik şiddet insanlık suçudur

SERBEST KÜRSÜ

Kadına yönelik şiddet, birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de güncelliğini koruyan bir sorun olmaya devam etmektedir. Bu şiddet, kadının yalnızca bedensel ve ruh sağlığını etkilemekle kalmayıp, kendine saygısını, güvenini, yaşam kalitesini ve kendi yaşamını kontrol etme yetisini de yitirmesine neden olmakta ve bu anlamda bir insanlık suçu niteliğini taşımaktadır.

KADINA YÖNELİK ŞİDDET EKONOMİK VE SOSYAL STATÜ GÖZETMEYEN ULUSLARARASI BİR SORUN

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Kadınların % 35’i hayatında en az 1 kez şiddete maruz kalıyor. Yine, çarpıcı sonuçları olan Uluslararası Parlamenter Birliği ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin ortaklaşa, 45 Avrupa ülkesinden 123 Parlamento Çalışanı (Milletvekili ve Çalışanlar) Kadın arasında yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre; bu kişilerin %85,2’si psikolojik şiddete uğradığını, % 46,9’u ölüm ve tecavüzle tehdit edildiğini, % 67,9’u Fiziksel görünüşü ve hareketlerinden dolayı tacize uğradığını ve % 24,7’si cinsel şiddete uğradığını ifade etmiştir. Bu ve buna benzer çalışmalar gösteriyor ki Kadınlar; gelişmiş ya da az gelişmiş ülke vatandaşı olsun veya olmasın, etnik köken, sınıf, din, ekonomik ve/veya sosyal statü gözetmeksizin, şiddete maruz kalma riski ile karşı karşıyalar. Bu nedenle, kabul edilemez olan kadına yönelik şiddetle mücadelede çok yönlü, bütüncül bir yaklaşımla toplumun her kesiminin ortak ve kararlı çalışması gerekmektedir.

TÜRKİYE’NİN KADINA YÖNELİK ŞİDDET İLE MÜCADELEDEKİ YASAL ALT YAPISI ULUSLARARASI ALANDA EMSAL NİTELİĞİNDE

İstanbul Sözleşmesi olarak da bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, kadına yönelik şiddetle mücadelede uluslararası alanda atılmış oldukça önemli bir adımdır. Ülkemiz; Sözleşmeyi ilk imzalayan ülkeler arasında yer alarak ve çekincesiz onaylayarak kadına yönelik şiddetle mücadele konusundaki kararlılığını ortaya koymuştur. Bununla birlikte, İstanbul Sözleşmesi’nin iç hukuka 20 yansıtılması amacıyla, Partimiz döneminde “6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” hazırlanarak 2012 yılında yürürlüğe konmuştur. Yasal altyapıyı daha da güçlendirerek, kadına yönelik şiddetle mücadeleyi bir üst seviyeye taşıyan söz konusu Kanun, getirdiği kapsamlı düzenlemelerle uluslararası alanda da emsal niteliğindedir.

YAPTIRIMLARLA BERABER ÖNLEME POLİTİKASININ HAYATA GEÇİRİLMESİ ÖNEM ARZ EDİYOR

Kadına Yönelik Şiddetin önüne geçilmesi için yaptırımlarla beraber önleme politikalarının hayata geçirilmesi de önem arz ediyor. Bu anlamda da ülkemizde önemli adımlar atılmış ve şiddete maruz kalan bireylere yönelik şiddeti önleme amaçlı koruyucu tedbir kararlarının kapsamı genişletilmiş ve kişinin kimlik bilgilerinin değiştirilmesi gibi önlemler dâhil edilmiş; şiddet uygulayan bireyler için de önleyici tedbir kararları alınabilmesi için hâkimin yanı sıra gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kolluk kuvvetlerinin yetkileri arttırılmıştır. Bu ve buna benzer önlemler önemli olmakla birlikte, Kadına yönelik şiddetin bir eğitim ve kültür sorunu olduğu gerçeği kabul edilmeli ve önleyici politikaların daha da arttırılması gerekmektedir. Bu anlamda şiddeti uygulayan kişiler ve uygulanan mağdur kadınların gerek Kamu gerekse Sivil Toplum Kuruluşları aracılığı ile bilinçlendirilmesi; Toplumsal cinsiyet; onay kültürü; rıza ve rıza inşası gibi kavramlarının bu kişilere kazandırılması önem arz etmektedir.

NİLGÜN ÖK / AK PARTİ DENİZLİ MİLLETVEKİLİ