Foça'yı ballandıra ballandıra anlatmak...

SERBEST KÜRSÜ

Nasrettin Hoca’nın huysuz mu huysuz, aksi mi aksi, hiçbir işe yaramayan, yaramaz bir atı varmış. 

Nasrettin Hoca aslında bu atı satıp kurtulmak istiyormuş.

Fakat gelgelelim huysuz olduğu için atını ne satabiliyor, ne de atabiliyormuş.

Günün birinde komşuları hocaya: “Yahu Hoca Efendi sen bu atı satıp niçin bundan kurtulmuyorsun?” diye sormuş. 

Hoca bu soru karşısında, “Sanki bilmezmişsiniz  gibi bana sat dersiniz. Bu huysuz atı kim alır?”diye yakınmış.

Hoca’nın  içinde bulunduğu duruma üzülen  duyarlı bir komşu Hoca’nın yanına yaklaşıp, “Hocam benim filanca pazarda bu işleri yapan bir tanıdığım var. Adına Cambaz Ali derler. Hiç merak etme senin bu atını  en geç 2 gün içinde satar. Lakin  yüzdesini de alır. İstersen git Cambaz Ali ile bu konuyu bir görüş” demiş. 

Komşusunun bu önerisi Hoca’nın aklına yatmış.

Hoca apar topar gidip filanca yerin pazarında at alıp satan Cambaz Ali’yi bulup ona derdini anlatmış. 

Hoca’nın derdini can kulağı ile dinleyen Cambaz Ali,  “Hocam Allah aşkına  üzüldüğünüz şeye bakın. Siz hiç sıkılmayın. Yarın sabah bekliyorum; pazar saat sekiz sularında kuruluyor. Ancak siz  atınızı bana saat yedi civarında getirin” demiş. 

Hoca bu olaya çok sevinmiş. Hemen köyüne dönmüş. Sabah olmuş ve huysuz atını alıp erkenden yola çıkmış. 

Cambaz Ali ile sözleştiği gibi pazarın kurulmasından 1 saat kadar önce pazar yerine gelerek Cambaz Ali ile buluşmuş.

Cambaz Ali,“Hocam siz bu ata kaç altın istiyorsunuz?”diye sormuş Hoca’ya. 

Hoca da beş altına razı olduğunu belirterek, “Yeter ki şu huysuz attan kurtulayım” demiş. 

Cambaz Ali, Hoca’nın  bu sözlerine bıyık altından tebessüm ederek, “Anlaştık Hocam sen alacağın beş altını bil, beş altından üstü de benim olsun” diye teklifte bulunmuş. 

Hoca bu teklifi hemen kabul etmiş ve eklemiş; “Ben beş altına dünden razıyım bre!" 

Hoca bu sözleri telaffuz ederken de yine içinden, “Sanki bu huysuz atı beş altından fazlasına satabilecek de kalkıp üstünü alma hesapları yapıyor enayi...” diyerek aklınca Cambaz Ali'yi hafife almış. 

Bu arada pazar kurulmadan önce Cambaz Ali harekete geçerek hemen çantasını açmış ve huysuz atın nallarını yenilemiş, makası ile yelesini düzeltmiş, bezir yağı ile atı bir güzel parlatmış. 

Son olarak da atın üzerindeki eyeri fiyakalı bir eyer ile değiştirmiş. Atın yemini vermiş. Cambaz Ali kendi usulünce atı  bir güzel satışa hazır hale getirmiş.

Derken pazar saati gelmiş, ahali alış veriş yapmak üzere pazar yerine gelmeye başlamış.

Çok geçmeden Hoca’nın atına ilk talip olan müşteri  atın yanına yaklaşmış. 
Cambaz Ali, Hoca’nın kulağına eğilerek  “Hocam sakın pazarlık anında hiçbir şeye karışmayın” diyerek Hoca’yı son bir kez  daha uyarmış. 

Atı dikkatlice inceleyen müşteri Cambaz Ali’ye atın fiyatını sormuş. 

Atın değerinin yirmi altın olduğunu söyleyen Cambaz Ali’ye cevap veren müşteri, fiyatın çok pahalı bulduğunu belirterek, “Siz şaşırdınız mı? Bu at zinhar  yirmi altın etmez!..” demiş. 

Müşterinin bu sözleri karşısında harekete geçen Cambaz Ali, “Efendi efendi sen bu atın hangi cinsten olduğunu biliyor musun?" diyerek başlamış anlatmaya: 

"İşte efendim bu at filanca cins ile falanca cinsin karışımıdır. 

Bu atın ataları padişahı taşımış.

Soyu bilmem nerenin kraliyet ailesinin atlarına ulaşmış. 

Bu at rüzgardan hızlıdır.

Üstelik geçtiği yerlerde zelzeleler yaratır.

Dağlarda şimşek gibi çakar, şöyle iyidir, böyle asildir..." sözleri ile atı anlata anlata adeta göklere çıkarmış.

Cambaz öyle güzel anlatıyormuş ki o sözleri dinleyip de, atı satın almamak mümkün değilmiş.

Bu sözlerin etkisinde kalan müşteri öylesine heyecanlanmış ki, cambaza elini uzatmış ve “Hadi gel beni kırma ben bu ata 15 altın veriyorum” demiş. 

Teklife soğuk bakan cambaz, “Olmaaaazzzz efendi olmaaaazzzz” diyerek müşteriyi geri göndermiş. 

Müşterinin oradan ayrılması ile birlikte Nasrettin Hoca: “Ali efendi keşke diretmeseydin. Adamcağız bizim huysuz ata değerinden çok fazla verdi” demiş. 

Hoca’nın bu sözlerine tepki gösteren Cambaz Ali: “Hoca efendi biz seninle nasıl anlaşmıştık? Alışveriş esnasında pazarlığa karışmak yok. Konuştuğumuz gibi sen sadece beş altınını bil” demiş.

Hoca bu sözler karşısında, “Kusura kalmayın Ali efendi, tövbe bir daha işinize karışmam. Siz yeter ki satın bu atı bir an önce” demiş.

Akabinde o esnada bir başka müşteri daha gelmiş. 

Cambaz Ali almış yine sazı eline ve başlamış huysuz atı ballandıra ballandıra anlatmaya.

Yine cambazın anlattıklarından  etkilenen yeni müşteri de bir güzel tava gelmiş ve huysuz  at için 17 altın teklif etmiş. 

Ne var ki Cambaz Ali, nuh der peygamber demezmiş.

Derken peş peşe gelen müşterilere  atı pazarlamaya çalışan Cambaz Ali, her gelenin karşısında üzerine bire beş koyup bıkmadan, usanmadan anlatmaya devam etmiş. 

Cambazın anlattıklarını dinleyen Nasrettin Hoca bile etkilenmiş anlatılardan ve neredeyse anlatılanlara inanmaya başlamış.

Velhasıl en son gelen müşteri  atı yirmi altın karşılığında satın almaya razı olmuş. 

Fakat o da ne! 

Nasrettin Hoca: "durun" diyerek alışverişe müdahale etmiş. 

Nasrettin Hoca: “Bir dakika efendiler, ben bu atı satmaktan vaz geçtim” diye haykırmış. 

Duruma müdahale eden Hoca, cambaza dönerek “bu at satıldığında sana 15 altın düşüyordu değil mi?” diye sormuş.

Cambaz ‘evet’ yanıtını vermiş.

Bunun üzerine Hoca kesesini çıkarmış ve  cambaza “Al şu on beş altını, ben atımı satmıyorum” demiş. 

Bu duruma şaşıran Cambaz Ali, “Aman Hocam saçmalamayın. Bu at hiçbir işe yaramaz. Elinizden çıkarın” demiş. 

Nasrettin Hoca ise; “Yahu  Ali Efendi siz öyle diyorsunuz da, benim çocukluğumdan beri en büyük hayalim senin bu anlattığın at gibi bir ata sahip olmaktı. Meğer benim atım neymiş de ben farkında değilmişim.”demiş. 

Uzun hikayenin kısası..

Hasılı anlatan o kadar güzel anlatıyormuş ki anlattıklarına inanmamak mümkün değilmiş. 

Teşbihte hata olmaz!

Ben de bugün Foça hakkında bir yazı okudum. 

Yazar, Foça'yı ve belediye başkanımızı öyle güzel anlatmış ki... 

Ne diyeyim tesadüfün bu kadarı olur.

Zira ben de küçüklüğümden beri hep o yazarın anlattığı gibi bir Foça'da yaşamak istemişimdir. 

Buradan kendisine rica-minnet ediyorum.

Gerekirse Foça Belediyesi'nden aldığı reklam ücretini kendisine biz ödeyelim.

Yeter ki zatı alileleri ballandıra ballandıra anlattığı o Foça'yı bizlere tekrar tekrar anlatmaya devam etsin.  

FİKRİ BUDUR / FOÇA