İsrail-Filistin çatışmasının iç yüzünü öğrenmek ve Limon Ağacı

ŞEHRİBAN AKI

LİMON AĞACI

1967 yazında Altı Gün Savaşı’nın hemen ardından üç Arap genci, şimdi Yahudilere ait İsrail’de yer alan Ramla kentinde tehlikeli bir işe girişti.

Bunlar çocukluk evlerini görmek üzere çetin bir yolculuğa çıkmış üç kuzendiler; hemen hemen 20 yıl önce aileleri Filistin’den sürülmüştü.

Bir kuzeninin yüzüne kapı çarpılmış, diğeri ise eski evinin bir okula dönüştürüldüğünü görmüştü.

Ama üçüncü kuzen Beşir, adı Dalia olan genç bir kız tarafından kapıda karşılanmış ve içeri davet edilmişti.

Limon Ağacı işte bu anekdotla başlar ve kitaba adını veren ağaç, hikayeye kurgusal olarak eklenmemiştir. Sandy Tolan hem Filistin halkı hem de İsrail halkı açısından bakabileceğiniz, belki de her sayfasında gözyaşları dökeceğiniz kıymetli, arşiv niteliğinde bir eser ortaya koymuş.

Kitap Beşir ve Dalia’nın üzerinden atalarının (Yahudi-Arap) geçmişinden bu günlere gelişinin öyküsü ile başlıyor, Nazi Katliamı, Altı Gün Savaşı, Balfour Deklarasyonu, Dannecker Belev Anlaşması gibi iki ulusun kaderini belirleyen acı olayların yorumsuz ama sıkmadan anlatımı ile devam ediyor.

Kitapta öyle bir bölüm var ki yerinden yurdundan, en mutlu ve en acı günlerini yaşadığın evinden sürgün edilmenin sancısını ta içinizde hissediyorsunuz.

Beşir’in babası, Dalia’nın Beşir’e eve geldiğinde hediye ettiği limonları aylarca saklıyor ve kimsenin görmediği zamanlarda limonları ellerinin arasına alıp hasret gözyaşları döküyor.

Bir evlat için bu sahnelere tanık olmak acı verici olsa gerek…

Diğer taraftan Dalia da kendi halkı için Beşir’e “İki bin yıldır günde üç kez bu topraklara dönmek için dua ediyorduk. Başka yerlerde yaşamaya çalıştık. Ama başka yerlerde istenmediğimizi anladık. Eve dönmek zorundaydık.” diyerek artık İsrail halkının da gidecek başka bir yeri olmadığını anlatmaya çalışıyor.

Gerçekler bu kadar açık ve akıcı bir dille anlatılınca İsrail-Filistin çatışmasının iç yüzünü öğrenmek sizi konu hakkında siyasi ve insani konulara da şayet ilginiz varsa ciddi anlamda bilgi sahibi yapacak bir eser.

Bir tarafta toplama kamplarında işkence altında inleyen, soyulup gaz odalarında öldürülen, sabun yapılan, yakılan, akla hayale gelmeyecek acılar çekerek Nazi zulmü altında inleyen Yahudiler diğer tarafta yüzyıllarca barış içinde yaşadıkları, kök saldıkları topraklardan kovulan, işkencelere, sürgünlere ve vatansızlığa sürüklenerek Yahudi zulmü altında inleyen Araplar.

Ağlamadan okumak benim için mümkün olmadı, başlarında Yahudilere, sonlarına doğru Araplara ağladım.

Her iki devletin birbirlerine yaptığı ve halklardan bir taraf tamamen tükenmedikçe de bitmeyecek gibi duran bu savaşın sonuçlarına her zaman olduğu gibi yine bombalar altında büyüyerek serpilmeye çalışan minik bedenler ve masum halkın katlanmak zorunda kalması da içinizde üzücü bir boşluk bırakacak. Uzunca bir süre etkisini hissedeceksiniz.

Kan ile yıkanmış ve yıkanmaya devam eden, iki halkın sürekli birbirini kırdığı mülkiyet hakkı için bütün bu insanlık dışı uygulamalar yaşanmalı mı? İnsanların ve uygarlığımızın büyük bir kısmı, komünizmin bu hakkı yok edeceğinden korkar durur. Halbuki kapitalizm, bu hakkı her on kişiden dokuzu için zaten ortadan kaldırmıştır.

***

 “Mülkiyet hakkı, toplumsal yapının temeli oldukça en kalabalık ve en işe yarar sınıf yoksulluk, açlık ve umutsuzluk içinde yaşayacaktır.” 

 Thomas More 

 ***                                                                                                 

 “Tarihte ilk kez bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip “Burası benimdir” diyen ve buna inanacak kadar saf olan insanlar bulabilen ilk insan, uygar toplumun ilk kurucusu oldu. O zaman biri çıkıp, çitleri söküp atacak ya da hendeği dolduracak,  sonra da insanlara “Sakın dinlemeyin bu sahtekârı. Meyveler herkesindir. Toprak hiç kimsenin değildir. Ve bunu unutursanız mahvolursunuz” diye haykırsaydı, işte o adam,  insan türünü, nice suçlardan, nice savaşlardan, nice cinayetlerden kurtaracaktı.

Jean Jaque Rousseau

***

Kim bilebilir ki; belki binlerce yıl sonra bizden daha uygar, daha bilinçli ve daha gelişmiş  insanlar ya da uluslar, çıkar çatışmalarını bir tarafa bırakıp, insanlık ve dünya için bütün sınırları kaldırarak toplumumuzun geleceğinde yeni bir çığır açarlar. Belki de daha medeni olmak için çok daha gerilere gitmek, insanlık tarihine bakmak gerekiyordur.

İsrail - Filistin savaşı bize hiç bu kadar tarafsız sunulmamıştı.

Ortak acılarımızın, ortak haykırışlarımızın anlatıldığı bu mükemmel eseri okumanız dileğiyle…

Şehriban Akı Bakır