Foça'nın Karataş'ı nasıl efsane oldu?

SEBAHATTİN KARACA

80’li yılların ikinci yarısının ortalarıydı; sanıyorum 1987 yılıydı. Serdar Mersin Başkanlığında Nevzat Limnili, İsmet Üge, Mehmet İnan, Üstün Çağlar, Mehmet Söylemezoğlu, Uğur Ataklı, Halil Baltacı ve benden oluşan Belediye Meclisi, yaz mevsimi oturumu için, meclis odasında bir araya gelmiştik.



Bir eksiğimiz vardı. Meclis üyesi Recep Eser, mazeretsiz olarak toplantıya gelmemişti. Aslında başkanla araları bir konudan dolayı biraz açıktı. Gelmeme sebebi de buydu. O yıllarda meclisin kendi çalışma odası yoktu.


Recep Eser (Soldaki Kubala Mustafa) 

Dolapların, rafların, para kasasının ve dosyaların bulunduğu, memurlar tarafından günlük işlerin de yapıldığı herhangi bir odada, genel olarak mesai saati bitiminde toplanırdık. Yılda dört – beş kere toplanıldığı için gündem hep yoğun olurdu. Oturum saatlerce sürer, gece yarılarını bulurdu. Bu toplantının da uzun süreceği “gündem” önümüze konulunca belli olmuştu. Malum yaz mevsimi öncesi yapılması gereken işler, alınması icap eden kararlar ve her şeyden önce yüklü imar tadilatları vardı. Alt alta yazılınca gündemin büyüklüğü gözden kaçmıyordu. Gündem maddeleri ya sonuçlandırılarak karara bağlanıyor ya da bir sonraki toplantıda görüşülmek üzere detaylı araştırma yapılması için ilgili komisyonlara havale ediliyordu.



Sıra Geldi Karataş’a
Saatlerce süren meclis çalışmasının ardından, gün ağarmaya başlarken nihayet “Dilek ve Temenniler” faslına geçildi.  Bu fasılda bazı meclis üyeleri kendi mahalle veya sokakları hakkında eksikleri, noksanları ve yapılması gereken işleri dile getirdi. Bu sırada konu birdenbire Karataş’a geldi. Aradan on yıllar geçtiği için kim olduğunu tam olarak hatırlayamadığım üyelerden birisi; “Arkadaşlar, şu an Köprü başında bulunan, güzelde hikayesi olan Karataş, maalesef kötü durumda. Üzerinde karpuz kırıp yiyenden, etrafına çöp atandan, hatta geceleri içip içip şişe kıranlar, çok yakında umumi WC olmasına rağmen ihtiyaçlarını taşın üstüne ya da dibine yapanlardan geçilmiyor.  En başta biz olmak üzere, hiçbir zaman ve hiçbir kimsenin bilemeyeceği bir yere taşıtsak ve böylece Foça Turizm Danışma Eski Müdürlerinden Yılmaz Gencer’in yazdığı Karataş Hikayesini bir efsaneye dönüştürsek nasıl olur acaba?” dedi ve konuyu tartışmak üzere ortaya attı.


Yılmaz Gencer

Konu, ilginçti, her yönüyle ele alındığında doğuracağı sonuçlar da dahil olmak üzere müzakere edilerek, oy çokluğu ile bilinmeyen bir yere taşınmasına karar verildi.  Nasıl yapılacağı konusunda da Belediye Encümenine yetki verildi.

İş Kişinin Aynası, İyi Çalışan da Kurumun Yüz Akıdır.
O yıllarda çalışkanlığı ile her işin adamı olan; bununla beraber aynı zamanda Belediye traktörünü de kullanan Haşim Çoşkun’a, Encümen üyeleri tarafından gerekli bilgiler, talimatlar verildi. En önemlisi ise, nereye götürüp bıraktığına dair hiç kimseye bilgi vermemesi hususunda sıkı uyarı yapıldı ve hatta yemin ettirildi.


Haşim Coşkun 


İş artık tam bir görev adamı olan Haşim Çoşkun’undu. Haşim’i anmışken Kara vicdanlı Bülent Yıldırıcı’yı da (Nüfusda kayıtlı adıyla Yavuz’u) anmadan edemeyeceğim. Her ikisi de işini aşkla yapan, işten yılmayan, verilen iş ne olursa olsun mutlaka çözüm üreten insanlardı.

Mesela Kara Vicdanlı’ya “Havaalanından Belediyenin misafirini al getir” denildiğinde, o misafirin kim olduğunu; hangi uçakla nereden, hangi saatte geldiğini arar bulur; yol boyunca misafir ile iyi bir diyalog kurarak misafiri zamanında Foça’ya yetiştirirdi.  


Kara Vicdanlı Bülent

Başta Belediye olmak üzere, tüm kamu kurumlarında bu türden çalışkan insanların sayısı hangi oranda artarsa, ilgili kurumunda da itibarı o oranda artar. Bu da, iş için müracaat edenlerin arasından çalışkanlıkla rüştünü kanıtlamış, dürüstlükle de şeceresini parlatmış olanları işe almakla mümkün olur. 


Şükran Borcu
Karataş iki gün sonra yerinde yoktu. Daha sonra öğrendiğime göre, Haşim talimatı aldığı günün gecesinde, inşaat firmalarında çalışan bir iş makinası, Karataş’ı, Haşim’in kullandığı traktörün römorkuna yüklemiş. Haşim tek başına traktör ile Köprü başından ayrılmış. Hangi istikamete gittiğini Karataş’ı nereye bıraktığını ölünceye kadar sır gibi saklamıştı. Daha doğrusu saklamış olmalıydı ki, o günden bugün Karataş’ın nerede olduğunu bilen de gören de olmadı.



Bir zamanlar hüzünlü hikayesi olan Köprübaşı’nın Karataş’ı
, şimdilerde “Nerede olduğunu bilİnmeyen Karataş’a basanlar Foça’dan ayrılamaz. Ayrılsa bile döner döner tekrar Foça’ya gelir” diye ağızdan ağıza dolaşan ve Foça ile bütünleşen çok önemli bir efsaneye dönüştü.

Gün ağarırken aldıkları karar ve uygulama yöntemi ile Foça’ya gözle görülmeyen “Karataş Efsanesi” üzerinden “Soyut ve Önemli Bir Kültürel Değer” kazandıran dönemin meclis üyelerine, bir Foçalı, bir Turizmci ve bir Yerel Tarih Araştırmacısı olarak “Ahde Vefa” çerçevesinde şükranlarımı sunar, aramızdan ayrılanlara rahmet, yaşayanlara uzun ömürler dilerim.

Foça 17.06.2022
Sebahattin Karaca
sebahattinkaraca35@hotmail.com
www sebahattinkaraca com