Toplumlar Arasındaki Eşitsizlik Manzaralarının Düşündürttükleri -1

PROF. DR. İBRAHİM ORTAŞ

Virüs salgını sonrası insanlığın önüne çıkan gerçeklik dünyaya gelir ve refah farklılığını azaltacak eşitsizliğe son verecek, doğa ile barışık yaşayacağı yeni bir düzen ihtiyaç olduğunu gösteriyor.

İnsanlar ve Ülkeler Arasındaki Gelir Adaletsizliği Birlikte Barış İçinde Yaşamayı Yansıtmamaktadır

Dünyanın son yıllardaki gelişim seyrine baktığımızda, gelir dengesizliğine paralel, bölgesel ve etnik- inanç temelli savaşların halen tırmandığı görülüyor.

Özellikle de Asya ve Afrika gibi nüfus yoğunluğunun yaygın olduğu ülkeler, toplumlar ve bireyler arasındaki gelir ve refah farklılığındaki makasın giderek açıldığı ortamlarda beslenme, sağlık, sosyal sorunalar dünya güvenliğini tehdit etmektedir.

Dünyadaki 187 ülkedeki bütün ölçülebilen gelişmişlik indeksi göstergeleri halen yaşanılabilir dünyanın çok uzaklarda oluğunu gösteriyor.

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yayınlanan birçok raporda, dünyada ülkeler ve toplumlar gelir dağılımındaki uçurumun son yıllara giderek daha da arttığını belirtmektedir.

İngiltere’de bulunan yardım kuruluşu Oxfam’ın 2019 yılı için hazırladığı rapora göre, dünyanın en zengin 26 kişisinin toplam serveti, dünya nüfusundaki yoksulların (3.8 milyar insanın) yarısının toplam gelirine eşit olduğunu gösteriyor ki bu da dünyadaki gelir adaletsizliğinin ne kadar ciddi boyutta olduğunu ortaya koymaktadır.

Yine Oxfam'ın raporuna göre dünyanın en zengin yüzde 1'lik kesiminin serveti, geri kalan yüzde 99'luk kesimin servetinin toplamına eşit olması bilemiyorum insanlığa nasıl anlatılıyor.

Dünyada toplam üretimin ve gelirin yaklaşık yüzde 78'ini gelişmiş ülkelerde yaşayan 1 milyar civarındaki insan paylaşırken, geriye kalan gelir ve üretimin yüzde 22'sini geride kalan az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşayan insan tarafından sağlanmaktadır.

 ‘Zenginler servetlerine servet kattı, yoksullar daha da yoksullaştı’

Oxfam'ın hazırladığı rapor dünyadaki gelir eşitsizliğinin gözler önüne sermesi ile insanlığın kendi arasında nasıl farklılaştığını ve bu farklılaşmanın da beraberinde ciddi ekonomik, ekolojik, sosyal, siyasi nedenler yol açtığını göstermektedir.

Dünyadaki yoksul 3.4 milyar insan günde ortalama 5.50 dolardan daha az miktar kazanarak yaşamlarını sürdürdüğü rapor edilmektedir.

Ancak küresel çağda 25-30 TL ile geçim çıkarmak ne kadar mümkün ve ne kadar adaletlidir?

Ayrıca rapor gelir dağılımında kadın ve erkek eşitsizliğini de ortaya koymakta ki kadınlar her zaman olduğu gibi daha az gelir elde ettiğini de gösteriyor.

Bayram Ali Eşiyok. HBT dergisinde (18 Ocak 2019, sayı 147) küresel eşitsizlik manzaraları başlıklı makalesinde Neoliberal küreselleşme ile birlikte toplumsal ve mekânsal eşitsizliğin hiçbir dönemde bu kadar bozulmadığını belirtiyor.

Eğitim, sağlık ve kaynak kullanımı konusunda toplumların birbirinden ciddi olarak farklılaştığı görülmektedir. Çocuk işçiler ve çocuk ölümlerin arttığı, eğitimin ise gerilediği belirtiliyor. 

Son Kovid-19 pandemisi ile küresel krizin ortaya çıkması ile Dünya Gıda ve Tarım örgütü (FAO) ve Dünya Sağlık örgütü (WHO) verileri üzerinden yayınlanan birçok rapor/makalede dünyadaki gelişmelerin yarattığı tahribat, çevresel sorunlar, iklim değişimlerinin yoksulluğu tetiklediği ve bunun soncunda günümüzde dünya genelinde 2.9 milyar kişi yoksulluk sınırının altında beslenmekte, 2 milyar insan çinko ve diğer besin elementi noksanlığından dolayı gizli açlık yaşadığı, 2.5 milyar insan temiz suya ve tuvalete erişimden yoksun yaşadığını göstermektedir.

1.2 -1.5 milyar "eşref-i mahlûkatın (yaratılmışların en şereflisinin)’nın günde 1 dolardan daha az gelirle yaşamını sürdürdüğü günümüzde herhalde dünya yaşanılır ve güvenli olmayacaktır.

Teknoloji İnsanların Arasını mı açtı?

Sanayi devrimi ve daha sonrada 1900’lü yılarda peş peşe yaşanan iki büyük dünya savaşı ve bunların yaratığı savaş teknolojileri sonradan ülkeler arasındaki farklılaşmaya çok fazla yol açmışa benziyor.

İkinci Dünya savaşı sonrası batıda yükselen teknolojik gelişmeler yakın geçmişte yeniçağın iletişim teknolojileri çağının başatmış oldu.

Elektrik, elektromanyetik alandaki gelişmeler, uzay çalışmaları, otomasyon, Biyoteknoloji, nanoteknoloji, akılı cep telefonları, yapay zekâ robotları ve en son Endüstri 4.0 ile dünya teknolojinin en üst gelişmişliğini ortaya çıkarmış bulunuyor.

İnsan yaşamının her alanda olmasa olmaz konumdaki teknolojik ürünlerin kullanılması kaçınılmaz.

Ancak teknolojiyi üreten ülkeler ve üretemeyen ülkeler arasında ciddi bir gelir dağılımı farklılığı oluşturmuş bulunuyor. Bu durum ülkeler içinde de insanlar arasında da ciddi sosyal ve yaşam standartları farklılık yaratmaktadır.

Bu farklılıklar teknolojinin kullanım etkinliği, teknoloji üzerinden yapılan ticaret ve diğer aktiviteler kişiler, toplumlar ve devletlerarasında da farklılık yaratmış durumdadır. Bu da insanları ve toplumları kendi aralarında rahatsız eder durma gelmiştir.

Bilim ve teknolojideki gelişmelerin gelişmiş Kuzey Avrupa, Kuzey Amerika, Japonya ve Avusturalya gibi ülkelerin insanlığa sunduğu hizmetlerden yararlananlar ve diğer taraftan halen dünyanın % 80’nından fazlasının sağlıklı, su, yeterli beslenmeden yoksun, açlık ve çeşitli hastalıklar ile boğuşan milyonlarca insanı çaresizlik manzaraları.

Silahlanmaya Ayrılan Paranın 60’da Bir İle Yoksulluk Azaltılabilir

Dünyadaki gelir farklılıklarında doğan milyonlarca insanın beslenme ve sağlık sorunlarını gidermek için FAO’nun açıklamalarına göre 2008 yılı öncesi 24 milyar dolardı.

BM'nin açıkladığı verilere göre toplamının 14 trilyon doları kadar para toplanabilmiş. Diğer taraftan dünyada silahlanmaya yapılan harcamalar dudak uçuklatan düzeyde yüksek ve giderekte daha fazla silahlanmaya para ayrılmaktadır.

Dünya çapında askeri harcamalar 2018'de 1,8 trilyon dolara ulaşırken, dünyada savunmaya en fazla bütçe ayıran ülkeler ABD, Rusya Çin, Suudi Arabistan, Hindistan ve Fransa oldu. Üstelik bunlardan dördü BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesidir.

Anadolu Ajansının haberine göre Türkiye'nin askeri harcamaları bir önceki yıla göre yüzde 24 artarak 19 milyar dolara ulaştı (https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/kuresel-askeri-harcamalar-2018de-1-8-trilyon-dolara-ulasti/1465042).

Silahlanmaya bu kadar yüksek miktarda para harcanalar insanlığı açlıktan kurtarmak için FAO tarafından önerilen çok daha az miktardaki para “devede kulak” misali cüzi düzeyde kalmaktadır.

Bunca yoksul sorunu var iken silahlanmaya para yatıranların ihtiyaç duyulan 20- 30 milyar dolar için yeterli çabayı gösterilmemeleri nasıl anlatılabilir.

Basit bir hesaplama ile silahlanmaya ayrılan paranın 60’ta biri ile yoksulluk sorunu azaltılabilir (1800000000000/30000000000 = 60).

Yanı başımızda Suriye ve diğer Ortadoğu ülkelerindeki çatışmalara nerdeyse dünyanın çoğu gelişmiş ülkeleri alan için kapışırken, diğer taraftan değişik saflarda (bilerek mi? yoksa bilmeyerek mi? savaşa taraf oluyorlar) savaşmak için geldiği belirtilen insanlar yaşadığı perişan halleri ayrı bir konu olarak hep düşündürtüyor.

Maalesef bölgenin petrol gelirleri ve silah satışında doymak bilmez kâr hırsı insanlığa ciddi eziyetler çektirmektedir. Bu durum "eşref-i mahlûkat “’ın doğasında var mı bilmiyorum, ancak akıl çağında insanlığa yakışmıyor diye düşünüyorum.

İnsanın Birbirinden Farklılaşmasının Kaynaklarını Sorgulaması Gerekmiyor mu?

Bütün bu veriler göz önündeyken insanın durup düşünmesi ve sebep sonuç ilişkileri içinde nerden ve nasıl buraya kadar geldik demesi gerekmiyor mu?

Hatta bu duruma kısa sürede nasıl ve hangi sistemler sonucunda geldik.

İnsan nerde hata yaptı da bugün birbirine yabancılaştı ve birbirini ekonomik ve sosyal yönden boğmaya çalışıyor.

Bunda birkaç yüzyıl önce kimsenin olmayan tarlaları, toprakları, dağları taşları bugün bazıların mülkiyetine kayıtlı.

Nasıl oluyor da "eşref-i mahlûkatın bir kısmı bir kısmından kat be kat daha farklı yaşam standartlarına erişti.   

Prof. Dr. İbrahim Ortaş / Korona Günlüğü / 18 Mayıs 2020 / Adana,