Ne olacak bu CHP'nin hali?

HASAN ESER

NE OLACAK BU ÜLKENİN HALİNDEN, NE OLACAK BU CHP'NİN HALİNE!

Hasan Eser / 11 Mayıs 2017 

Merak ediyorum! Türkiye'de CHP diye bir parti olmasaydı, acaba biz neyi tartışacaktık?

Farkında mısınız bilmiyorum ama kurulduğu günden bugüne CHP'yi tartışıyoruz.

Hoş gerçi  bu tartışmalardan beslendiğine kani olduğum CHP de gündemde kalmanın yolunu bu şekilde bulmuş olsa gerek.

Özellikle de bu son günlerde...

Televizyon ekranlarında, radyolarda, çarşıda pazarda, kahvede yani en az iki kişinin bir araya geldiği her yerde konu belli: Ne olacak bu CHP'nin hali?

Antik Roma döneminde, ülkede ne zaman kaotik bir ortam oluşsa, İmparator arenada gladyatör dövüşleri için izin verirmiş.

Maksat açık ve net: Halkı bir şekilde meşgul etmek...

Günümüz Türkiye'sinde de durum farksız!

Öyle ki, gündemi değiştirmek mi istiyorsunuz?

Bundan kolay ne var?

"Ne olacak bu CHP'nin hali?" diyerek, fitili ateşlemeniz yeterli! Gerisi gelir nasıl olsa.

Tabii böyle tartışma ortamlarının oluşmasına zemin hazırlayan CHP'liler de var.

Bunun son örneği de Sayın Deniz Baykal değil mi?

Öncelikle Deniz Baykal'ın CHP'nin 2019 stratejisine yönelik ortaya attığı önerilerin her kelimesine katıldığımı belirtmek isterim.

Ancak siyasi dengeleri pamuk ipliğine bağlı olan CHP'de bu ve buna benzer öz eleştirilerin 'ilk kurşun' etkisi yapabileceğini en iyi Sayın Baykal'ın bilmesi gerekirdi.

Ha! Sayın Baykal, bilinçaltında yatan olası intikam duygularının yönlendirmesiyle hareket etmiş olabilir mi? Bilemeyiz!

Zira kendi adıma konuşmam gerekirse...

18 yıl CHP'nin Genel Başkanlığını yapmış, yani Atatürk'ün koltuğuna oturmuş, Türk siyasetine damga vuran bir isime böylesine ucuz komplo teorilerini yakıştırmam, yakıştıramam!

Ki CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu da Sayın Baykal'ın söz konusu açıklamalarını ilk etapta olgun karşılamıştı.

Ama...

Deniz Baykal'a karşı sosyal medya üzerinden öyle bir kara propaganda başlatıldı ki, sanırım  Sayın Kılıçdaroğlu da bu rüzgarın etkisiyle Baykal'ın kuyuya attığı taşın arkasından gidenlerin ipini çekmekte beis görmedi.

Dolayısıyla referandumda kazanılan yüzde 48,6'lık desteğin liderliğini yapan CHP, bu desteği avantaja dönüştürmek yerine, yeniden eski alışkanlıklarını hortlatmaya koyuldu.

Deniz Baykal'ın bir kaç kişisel önerisi ve akabinde sözde CHP'lilerin kendisini hedef tahtasını oturtması,  yine Sayın Baykal'ın sözleriyle alevlenen parti içi muhalefetin atağa geçmesi ve nihayetinde Kemal Kılıçdaroğlu'nun liderlik sopasını eline almasıyla; CHP halk nezdinde  yine karamsar bir tablo çizmiş oldu.

***

Şimdilerde "Ah Kılıçdaroğlu'ndan bir kurtulsak" bak sen o zaman gör CHP'yi" diyenler, bir zamanlar şöyle diyordu: "Ah şu Deniz Baykal bir gitse, CHP şıp diye iktidar olacak"

Bugün gelinen noktada ise  Muharrem İnce ve Selin Sayek Böke gibi isimlerden medet umuluyor.

Biliyorum bana yine söveceksiniz, lakin söylemeden edemeyeceğim.

Siyasete bakış açınızı, yani zihniyetinizi değiştirmediğiniz sürece; lideri değiştirmeniz hiç bir şeyi değiştirmeyecektir. Benim yaşadığım kasabanın (Foça) eski insanları bu tür olguları şöyle niteler: "Ha Hasan Kasap, ha Kasap Hasan"

Zira bu işler isim değişikliği ile olsaydı bugüne kadar yaklaşık 100 genel başkan yardımcısı değiştiren Kemal Kılıçdaroğlu'nun  Başbakan/Devlet Başkanı olması gerekmez miydi?

                                                                                                                                    ***

Şimdi yeniden başa dönelim...

Geçen gün gazeteci -yazar  Çiğdem Toker'in 'Abdülatif Şener' adlı kitabını okuyorum. Söyleşi tarzında hazırlanan kitapta; Sayın Şener, Sayın Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığına seçiliş sürecini anlatıyor.

Ve aktarılan bilgilerin satır aralarında dikkatimi çeken bir anekdot hafızamı yenilememe vesile oluyor.

Dönemin AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile arasında soğuk rüzgarlar esmeye başladığı bir dönemde...

Ne tesadüftür ki, gazeteci Ahmet Hakan,  Deniz Baykal'a "Cumhurbaşkanlığı için Abdülatif Şener'i düşünür müsünüz?" diye soruyor.

Sayın Baykal da, tıpkı  geçenlerde "Gül'ü düşünebiliriz" dediği gibi, "Şener'i düşünebiliriz" diyor.

İsimler farklı olsa da aynı soru, aynı gazeteci tarafından aynı siyasetçiye soruluyor.

Demem o ki, sözde CHP'liler eski genel başkanlarını siyasi linçe maruz bırakırken acaba kime ya da kimlere hizmet ettiklerinin farkındalar mı?

Daha açık anlatayım,  tabir yerindeyse Deniz Baykal gibi kurt bir siyasetçinin öyle kafasına göre  Abdullah Gül gibi önemli bir isime, tabir yerindeyse kanca atma ihtimali olabilir mi?

Kaldı ki, CNN Türk'e canlı yayın konuğu olmadan önce Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştüğünü,  Ahmet Hakan'a anlattıklarını, daha  öncesinde Kılıçdaroğlu'na anlattığını ve kendisiyle mutabakat sağlamak suretiyle konuştuğunu bizzat söylemişti Sayın Deniz Baykal.

Belki de sözde CHP'liler sosyal medya üzerinden kıyameti koparmamış olsalardı,  Deniz Baykal, merkez sağın  Recep Tayyip Erdoğan'dan sonra en önemli ikinci isminin AK Parti ile olan duygusal bağını büyük ölçüde koparmış olacaktı.

Bazı çok bilmiş kalemler de, "Vay efendim geçmişte seçtirmek istemediğiniz adamı şimdi aday mı yapmak istiyorsunuz?" diye yaygara kopardı.

Aslında bu siyasetin doğasında vardır.  Tarihimizde de örnekleri çoktur.

En yakın örneğiyle...

Mansur Yavaş, 2014 yerel seçimlerinde, Kemal Kılıçdaroğlu tarafından  Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösterilmiş ve tabir yerindeyse burun farkıyla kaybetmiştir.

Çünkü,  Mansur Yavaş'ın MHP'li oluşu  yukarıda bahsettiğimiz kesimi rahatsız etmiştir. 

Hatırlarsanız, seçim arifesinde Rahşan Ecevit'in bir zaman ülkücüler hakkında söylediği sözler köpürtülmüş  ve Mansur Yavaş'ın mitinglerinde Deniz Gezmiş posteri açılarak adeta algı yönetimi yapılmıştır.

Halbuki Mansur Yavaş'ın Melih Gökçek efsanesini sona erdirmesi işten bile değildi. 

Uzatmayalım...

16 Nisan'da da bir kez daha görüldü ki, CHP'nin özellikle de  50+1 gerektiren yeni sistemde, merkez sağdan oy getirecek ittifaklar yapmadığı sürece iktidar olmasına imkan yoktur.

Kendimden yola çıkarak söylüyorum!  Benim gibi hayatında CHP'ye hiç oy vermemiş birinin desteğini alabilmek ancak ve ancak Abdullah Gül gibi bir ismin aday gösterilmesiyle mümkündür.

Aksi  halde CHP sürekli kendi içinde yarışan bir kurultay partisi olmaktan öte gidemeyecektir.

Sözün özü: CHP Genel Merkezini Mabed, CHP ideolojisini ise din gibi algılayan bir kısım sözde CHP'liler,  'küçük olsun bizim olsun' misali CHP'nin büyümesine hiç bir zaman izin vermemiştir, vermeyecektir.