İdeolojisiz siyaset pusulasız gemiye benzer

HASAN ESER

AP, CHP, MSP ve MHP gibi her biri köşe taşı niteliğinde olan siyasi partiler; 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle kapatılmıştı. 

Daha sonra...  

1983 yılında Anavatan Partisi'ni kuran merhum Turgut Özal, partisini, kapatılan bu dört partinin bakiyesi/varisi ilan etti.

Anavatan, siyasi hayata dört eğilimin bileşkesi savıyla 'merhaba' dedi.  

Turgut Özal'ın seçim meydanlarında sık sık iki elini başının üstünde kenetlemesi de hareketin simgesi olmuştu.

Turgut  Özal'a göre Türkiye ne çektiyse kutuplaşmalardan çekmişti.

Siyasi kavgayı önlemenin yegane formülü de "dört eğilimi" birleştirmekti.

Evet, kulağa hoş geliyor ve "neden olmasın" deniliyordu.

Ne var ki, dört eğilimi tek bir çatı altında toplamanın hiç de kolay olmadığı; Anavatan'ın  beklenmedik bir şekilde ezici bir çoğunlukla tek başına iktidar olmasıyla ortaya çıktı.

Parti içinde muhafazakarlar, milliyetçiler, liberaller ve solcular arasında kümeleşmeler oldu.

Amiyane tabirle...

Anavatan'a mensup olan siyasiler, birbirini sevmeyen ama zorunlu evlilik yaptığı için aynı evi paylaşan çiftleri andırıyordu.

İç çekişmelerin partiye zarar verdiğini kısa sürede fark eden Özal, "...artık dört siyasi eğilim lafını duymak istemiyorum" diyerek, bu defa da "ANAP var, dört eğilim yok!" tezini ortaya attı.

Lakin gruplaşmalara son vermek öyle kolay değildi-ki bu süreç zaman zaman kopmaları da beraberinde getirdi-

Sonun başlangıcı diyebileceğimiz kopuş da ANAP'ın muhalefette olduğu 1992 yılında baş göstermişti.

Dönemin genel başkanı Mesut Yılmaz, muhafazakarları parti yönetiminden uzaklaştırmak suretiyle, milliyetçiler ve liberaller ittifakını gerçekleştirince...

Muhafazakarlar da ANAP'ın kuruluş felsefesinden uzaklaştığı gerekçesiyle partiyle yollarını ayırmaya başladı. Zira bahane arıyorlardı. 

Gelelim bugüne... 

"ANAP modelini örnek alıyor" gibi davranan bir parti katıldı Türk siyasi hayatına...

Evet, Meral Akşener öncülüğünde kurulan İyi Parti'den bahsediyorum.

Ki sayın Akener, "Her siyasi görüşten arkadaşlarımıza kapımız sonuna kadar açık" diyerek, partisini merkezde tanımlıyor.

Bu söylem, yeni kurulmuş ve çıkış arayan bir partiye sempati uyandırmak adına etkili olabilir. Ama ne kadar inandırıcı, ikna edici ve  sürükleyici olur, orası tam bir muamma!..

Mesela...

İyi Parti, CHP ağzıyla konuşursa; AK Parti seçmeninden oy alabilir mi?  

Siyasetini  MHP çizgisinde yürüttüğü takdirde HDP'den oy alabilme şansı var mı?

Ya da tam tersi, Kürt milliyetçiliği çizgisinde olanlarla olası bir ittifak kurulması halinde, ülkücüler  İyi Parti'yi ne derece destekler?

Velhasılıkelam...

İdeolojisiz siyaset, pusulasız gemiye benzer.

Öyle ki, MHP'nin özünde Türk Milliyetçiliği,  HDP'nin özünde Kürt Milliyetçiliği, Deniz Baykal CHP'sinin özünde Laiklik-Atatürkçülük ve AK Parti'nin özünde de muhafazakar demokratlık olmasaydı...

Mezkur partilerin halk nezdinde bir kıymeti harbiyesi olur muydu?

Var mı öyle bir dünya!...

Yani, "Biraz ondan alalım, biraz bundan alalım, ortaya karışık olsun!" mu demek isteniyor? 

Biliyorum! Bu yazdıklarıma Hz. Mevlana'nın 'Gel, ne olursan ol gel' felsefesiyle yanıt veren bazı okurlarım olacaktır.

Peşinen yanıt vereyim:  İYİ de aynı şey mi?

Siyaset mi yapılacak, yoksa misyonerlik mi?

Zira bu güzel felsefe, seçimden önce değil, ancak seçildikten sonra uygulandığı takdirde  tecelli bulmaz mı?

Toparlamak gerekirse...

İyi Parti'nin siyasi misyon noktasında verdiği izlenim: Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli karşıtlığı...

Kaldı ki aynı stratejiyi uygulayan başka siyasilerimiz de var! Elde ettikleri başarı (!) da ortada...

Son olarak...

Bazen kendi kendime şöyle diyorum: İyi ki Türk tarih/siyaset  sahnesinden ANAP diye bir parti gelmiş/geçmiş...

Turgut Özal ve partisi ülkemiz siyasetine öyle bir süreç yaşatmış ki, tam bir ansiklopedi niteliğinde...

Bedeller ödenerek yaşanan söz konusu deneyimlerden en çok faydalanan da Cumhurbaşkanı Erdoğan.

Sayın Erdoğan, Özal'ın  (hatta Menderes ve Erbakan'ın da) yaşadığı tecrübeden öylesine dersler çıkarmış ki...

Merhum liderlerin başarısız olduğu noktalar ve öngöremedikleri siyasi hatalar Erdoğan'a adeta rehber olmuş diyebiliriz. 

Daha açık ifade edelim...

Recep Tayyip Erdoğan'ın  başarısı; Adnan Menderes, Turgut Özal ve Necmettin Erbakan gibi isimlerin yaptığı hatalardan çıkarılmış derslerin tezahürüdür. (ayrı konudur)

Günün sözü: Solcunun eskisinden, sağcının yenisinden, bazılarının da gizlisinden.....