Foça, yine kötünün iyisine mi oy verecek?

HASAN ESER

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün de dediği gibi: Ehven-i şer şerlerin en kötüsüdür.

(Kötünün iyisi kötülerin en kötüsüdür.)

İyi ve kötü göreceli bir kavramdır. Size kötü gelen bir başkasına iyi geldiği gibi, başkasına kötü gelen de size iyi gelebilir.

Mesela, 15 yıldır Foça'yı yöneten Gökhan Demirağ, bana (yönetimsel olarak) kötü geliyor.

Sırf bu nedenle, 3 dönemdir onun karşısında en güçlü gördüğüm rakip adaya kerhen oy vermek durumunda kaldığımı söyleyebilirim.

Aynı şekilde benim sürekli oy vermek zorunda kaldığım aday da Foça'nın kahir ekseriyetine kötü geliyor olsa gerek... Birçok Foçalı seçmen de tasvip etmediği halde, el mecbur Gökhan Demirağ'a oy vermek zorunda kaldıklarını söylüyor.

Artık bu kısır döngüden herkese gına geldi!..

Foçalılar, kötünün iyisine oy vermekten bıktı, usandı.

Sağcı sağcılığından, solcu solculuğundan nefret eder oldu.

Bazı partilerin genel seçim stratejileri ve politikalarında görülen ideolojik çelişkilerle zaten  abandone olan seçmen, her yerel seçimde, dayatmacı liderlerin iki dudağı arasından çıkan isimlere oy vermek zorunda kalarak, inandığı ideolojinin temelini oluşturan değer yargılarını da yitirmeye başladı.

Siyasi partilerde demokratik olmadığına inandığım yöntemlerle belirlenen adaylar, vatandaşın önüne birer seçenek olarak sunuluyor.

Ancak burada vatandaşa verilen 'seçme' yetkisi çok dar bir çerçeveyle sınırlı.

Demem o ki, vatandaşın tek seçici konumda olduğu söyleniyor; ama biraz dikkatli bakınca, vatandaşın noteri andıran bir onay makamından farksız olduğu aşikar.

Evet, önümüzde bir yerel seçim var.

İnşallah yanılıyorumdur; ama gene liderlerin iki dudağından çıkan isimler arasında birer tercih yapmak zorunda kalabiliriz. 

Nasıl olsa, ülkemiz genelinde olduğu gibi, Foça'da da tam bir "tahterevalli  siyaseti" uygulanıyor.

Nitekim son 15 yıldır ısrarla genel seçim havasına sokulan yerel seçimlerde, adayın veya adayların bir önemi var mı?

Halbuki eskiden ne kadar güzeldi. Yerel seçimlerin kendi koşulları ve dinamikleri vardı.

Büyüklerimiz bize hep şöyle telkin ederdi: "Evladım, belediye seçimlerinin partisi ya da siyaseti olmaz. Yerelde partiler araçtır. Burada hangi partinin değil, kimin aday olduğu önemlidir. Nihayetinde kasabamızı yönetecek olan parti değil, kişidir. Velhasıl iyi bir partiden kötü kişiyi seçmenin ne kendi partisine ne de memleketine faydası olur. Bunun içindir ki atalarımız belediye başkanını Şehrül -Emin, yani şehrin en güvenilir adamı olarak niteler. "

Evet, artık devir değişti. Kimin ne kadar güvenilir olduğundan daha çok, kimin elinde/arkasında ne kadar güç olduğuna bakılır oldu.

Zira, belediye ile çıkar ilişkisi olanlar için güven kavramı ne derece önem arz edebilir ki..?

Bu arada, farkında mısınız!

Yerel seçimler için geri sayımın başladığı bugünlerde...

Etrafınızda şehirciliği,  katılımcı belediyeciliği ve yönetimde şeffaflığı konuşan/tartışan var mı?  

Tıpkı "İstanbul'a ihanet ettik, bundan ben de sorumluyum" diyen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gibi öz eleştiri yapabilenler var mı?

Misal, Gökhan Demirağ üç dönemdir yönettiği (!) Foça'yla ilgili bir öz eleştiri yapabilir mi?

Belediye başkanlığı ve meclis üyeliği için adı geçen isimler kamuoyunda yeterince irdeleniyor mu?  

Yerel seçimlerde projelerin yarışması gerekirken, genel siyaset üzerinden laf yarıştırılmıyor  mu?

Geçmişte yapılan hatalar itiraf edilebiliyor mu?

Gelecekte nasıl bir belediyecilik yapılması yönünde fikirler tartışılıyor mu?

Peki, ne yapılıyor?

Ne yapılacak! Toplumun ortak değerleri  üzerinden bol bol hamaset yapılıyor. 

Bu noktada...

Tabii tüm kabahati getirip partilerin ve siyasetçilerin omuzlarına yüklemek doğru değil.

İdeolojik saikler ile hareket ederek futbol takımı tutar gibi parti tutan toplum, başarısızlığı  ve dayatmacı siyaseti sandıkta  yeterince cezalandıramadığı sürece,  bu ülkede yerel seçimler hiçbir zaman gerçek  amacına ulaşmayacaktır.  

Son olarak...

Özellikle iddialı partiler için söylüyorum.

Daha doğrusu vatandaşın beklentisini aktarıyorum:

Siyasi partiler Foça'da ezber bozmalı.

Her parti öyle isimleri aday göstermeli ki...

Hangi partinin adayı kazanırsa kazansın, kaybeden partilerin seçmenleri üzülmemeli, hatta şöyle demeli: "Biz kaybettik; ama kazanan partinin adayı da çok kıymetli bir isim..."

Sözün özü: Hangi parti kazanırsa kazansın, kaybeden Foça olmamalı.