Belediyeyi köşeye sıkıştırmak...

HASAN ESER

Avını gözüne kestirmiş olmanın mutluluğunu yaşayan mağrur aslanın yüz ifadesiyle bakıyor göz bebeklerimin içine...

Hafiften başını sallarken, bıyık altından da tebessüm ediyor.

Zafer kazanmış komutan edasıyla kasım-kasım kasılarak oturuyor karşımda...

Kimsenin bilmediği bir konu yakalamış, konuya müdahil olmakla birlikte, büyük bir cesaret ve kahramanlık örneği sergilemiş gibi davranıyor.

Ve çok geçmeden çözülüyor:

- Ey Hasan Eser, belediyenin öyle bir yanlışını yakaladım ki...

-Deme ya!..

-Dedim bile!..

Tabii ben alışkınım bu tür diyaloglara...

Kırmadan/dökmeden şöyle mukabele ediyorum söylediklerini: Hayırlısı olsun-ki ortada bir haksızlık varsa, sorgulamak, üzerine gitmek, ardını aramak önemli bir vatandaşlık görevidir.

Akabinde...

Tebrik ederek konuyu geçiştirmeye çalışıyorum.

Lakin ne fayda...

Evet, yine aynı terane...

Başlıyor anlatmaya:

"Hasan Bey, biz 'Bilgi Edinme Yasası' çerçevesinde belediyeye bir dilekçe sunduk. Tespit ettiğimiz konuları maddeler halinde sıraladık. Belediye Başkanının yanıtlaması istemiyle birbirinden önemli sorular yönelttik."

Haliyle...

Kalbi kırılmasın, hevesi kursağında kalmasın diye, gene klişe sözlerle geçiştiriyorum anlattıklarını...

Uzatmayalım...

Mezkur dilekçeye yanıt gecikmiyor; belediye yasal süre içinde cevap veriyor söz konusu dilekçeye(!)

Derken...

Vatandaşla karşılaşıyoruz gene bir yerlerde...

Fakat o da ne!

O yırtıcı bakışlar gitmiş; dolayısıyla gardı düşmüş!..

Bu sefer, dondurmasını yere düşürmüş küçük bir çocuğun şaşkın ifadesini andıran gözlerle bakıyor yüzüme...

Tebessüm etme sırası bana geliyor.

Çünkü cevabın içeriğini az-çok tahmin edebiliyorum.

Öyle ki vatandaş tam ağzını açacak oluyor, araya giriyor ve şöyle diyorum:  Gazetecilerin kötü gidişata yönelik sorularını alakasız sözlerle cevaplayan Süleyman Demirel misali, sizin dilekçeyi de yuvarlak ifadeler üzerinden mi cevaplandırdılar?

Şaşkınlığı ikiye katlanan vatandaş, "Nereden biliyorsunuz?" diye soruyor. 

'Ben bu saçları değirmende ağartmadım' diyemiyorum;  'benimki yalnızca bir tahmin' diyerek, asıl yapması gerekeni anlatıyorum.

Nitekim ne yapılması gerektiğini bir de sizlerle paylaşmak isterim.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilere bilgi edinme hakkı tanıyan 'Bilgi Edinme Yasası'  son derece önemli bir vatandaşlık hakkıdır.

Çağdaş Hukuk Devleti'nin bir ürünü olan bu yasada hiçbir sorun yoktur. 

Burada önemli olan niyettir-ki niyet ne ise akıbet odur-

Ancak bu her şeyin sonu demek değildir.

Misal, siz yasanın tanıdığı şekliyle demokratik hakkınızı kullandınız. 

Ne var ki, aldığınız netice sizi tatmin etmedi.

Kural bir, sinirlerinize hakim olacaksınız!

Kural iki, vazgeçmeyeceksiniz!

Diyelim ki, sinirlendiniz ve o sinir harbiyle dilekçenize verilen cevabı da yırtıp attınız.

İşte siz böyle yapmakla, muhatabınızın ekmeğine yağ sürmüş oldunuz.

Zira tam olarak sizden istenilen de bu; ardını aramaktan vazgeçmeniz!

Halbuki, yapılması gereken işlem çok basit!

Yeterli bilgi ve belgeye sahipseniz, bir zahmet  üşenmeyecek-siniz!

Bir dilekçe ilgili bakanlığa, bir dilekçe de  Cumhuriyet Savcılığı'na yazacaksınız.

Hal böyle olunca...

Ne sizin ne de muhatabınızın kıvırma şansı olmayacaktır.

Ama...

Derdiniz üzüm yemek değil de bağcıyı dövmekse...

Niyetiniz çalı altına taş atıp, şapkadan tavşan çıkarmaksa...

Daha açık ifade edeyim:

Belediyenin bir takım açıklarına vakıf olan ve  konulara vakıf olduğunu ima etmek isteyen bazı kötü niyetli insanlar dilekçe yöntemine başvuramaz mı? 

Zira sağlam bir dilekçe belediye içinde kısa süreli paniğe neden olabilir. 

Belediyedeki siyasi kadronun dilekçeyi verenle iletişime geçmesi uzun sürmez. 

Dilekçenin işleme alınmaması adına rica-minnet edilebilir. Sonrası malum...

Sonuç  olarak, kimse kimseye Ali Cengiz oyunu yapmasın. Elinde belgesi olup da savcılığa gitmeyen dilsiz şeytandır. 

Bildiklerini kendi lehine kullanan da ucuz insandır.

Günün sözü: "Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur”  (İsmet İnönü)

Hasan Eser / 24 Eylül 2017