Aziz Kocaoğlu'nu küllerinden doğurmak...

HASAN ESER

İktidarda olmanın getirdiği dezavantajdır: ne kadar çok insanı memnun ederseniz; o kadar kişiyi de kendinize gıcık edersiniz. 

İBB Başkanı Aziz Kocaoğlu da üç dönemdir iktidarda olmanın yıpranmışlığını yaşıyor. 

Öyle ki, CHP'liler arasında bile Aziz Kocaoğlu'nun artık değişmesi/gitmesi  gerektiğini savunanlar var. 

Haklı olabilirler. Zira değişmeyen tek şey değişimin kendisi değil midir?

Ancak...

Türkiye'de değişim öyle sanıldığı kadar kolay değildir. 

Bunun içindir ki, gayet masumane duygular besleyerek desteklediğimiz isimlere mührü teslim etmeden önce bin defa düşünmeli, bir defa karar vermeliyiz.

Aksi halde...

İdeolojik veya tepkisel oylarla göreve getirilen herhangi bir seçilmiş, zaman içinde iktidar olmanın sağladığı olanaklarla; beklenmedik bir düzeyde güçlenebilir. 

Daha açık ifade edeyim...

Seçilen kişi, efsunlu koltuklar sayesinde zaman içinde güçlenir, güçlendikçe devleşir; devleştikçe de yıkılması bir o kadar zorlaşır. 

Sonra gün gelir, başınızı iki elinizin arasına alıp şöyle diyebilirsiniz: Aman Allah'ım biz ne yaptık, bu devi biz kendi elimizle yarattık.  

Bunu kendinize itiraf ettiğiniz gün; bir an da değişimin olmazsa olmaz olduğunu savunanlar safında buluverirsiniz kendinizi. Ama artık çok geçtir. 

Çünkü sistemin kabul gördüğü bir seçilmiş, sistemin parçası olmuş demektir. Bu saatten sonra kendisi istese dahi sistem O'nu kolay kolay bırakmaz. 

Şöyle düşünün: 

Ankara'da, ABB Başkanı Melih Gökçek'in artık değişmesi gerektiğini savunanlar var, öyle değil mi?

Peki nasıl oluyor da Melih Bey "Yeter! Çok yoruldum, taze kan iyidir. Ki gençlerin de önünü açmak lazım" diyemiyor?

Diyemez! Çünkü dengeler bunu demesine izin vermiyor. 

Öte yandan, kaset kumpası olmasaydı Deniz Baykal'ı genel başkanlık koltuğundan indirmek kolay mıydı?

Ya da Kılıçdaroğlu'nu ilk defa genel başkanlığa taşıyan bazı isimler, şimdiki akılları olsa aynı desteği verirler miydi? 

Velhasılı, Türkiye'de parti içinde veya dışında  iktidarı değiştirmek hiç de kolay iş değildir. 

Kolay olmadığı için de merkezi iktidarın azılı muhalifleri krizlerden, kaoslardan ve darbelerden medet umarlar.

Yerel yönetimlerde ise, itibarsızlaştırma politikaları ve hukuki boyut üzerinden netice alınmaya çalışılır. 

Ne var ki, siyasi arenada bir ismin ne kadar üzerine giderseniz o kadar da yıldızını parlatırsınız. 

Telafisi mümkün olmayan yanlışların yapılmadığı ve bel altından gelebilecek saldırılara pozisyon verilmediği sürece...

Hedef tahtasına oturtulan kişi, ne kadar çok eleştirilirse koltuğunu da o kadar çok sağlamlaştırmış olur. 

İşin gerçeği...

Nasıl bir ülkeyiz hiç anlamıyorum!

Haklı ya da haksızlığının önemi olmaksızın; bir seçilmişin mahkeme kapısına düşmesi de bulunmaz bir nimettir.

Çünkü o halkın gözünde artık mağdurdur. Mağduriyet de seçilmişlerin (siyaseten) en güçlü besin kaynağıdır. 

Arif olanın anladığını düşünerek devam edelim...

Başkan Aziz Kocağlu, İzmir'de ideolojik fanatizmin avantajından yararlandı mı?

Dört yüz yıl hapisle yargılanmanın mağduriyetini yaşadı mı?

Sürekli eleştiri oklarına hedef olmakla popülerliği yakaladı mı?

Demem o ki, bugüne kadar Kocaoğlu'nun iktidarını devam kılmak için bilerek ya da bilmeyerek ne gerekiyorsa yapıldı. 

İşte bunun son örneği de Selçuk-Torbalı İZBAN Hattı'nın açılış töreninde yaşandı. 

Konuşması esnasında sloganlar yükselince Başkan Kocaoğlu da adeta içini dökerek tören alanını terk etti.

Halbuki...

Kocaoğlu, AK Parti'yle uyum içinde çalışmasından dolayı CHP'lilerden büyük tepki alıyordu. 

Yani bu sayede gelen tepkileri bertaraf etmiş oldu. 

Sosyal medya ayağa kalktı.

Ne yalan söyleyeyim, benim bile “İzmir Aziz'dir Aziz kalacak” diye twit atasım geldi. 

Fakat  biraz derinlemesine düşününce vazgeçtim...

Uzatmayalım...

Kocaoğlu, bir an da yeniden İzmir halkının kahramanı oluverdi. 

Eğer mizansen değilse, hadisenin vuku bulmasına vesile olanlar, tabir yerindeyse Kocaoğlu'nun "ekmeğine iyi yağ sürdü"ler. 

Bu sayede...

Kocaoğlu, Selçuk'ta yelkenlerini öylesine güçlü bir rüzgarla doldurdu-ki yelkenleri şişirenlerin, yeniden aday olabilmesi adına Kocaoğlu'nun gücüne güç katmış olduklarını söyleyebiliriz. 

Ayrıca...

Koltuğuna göz dikenlerin Kocaoğlu'nu fazla hafife aldığını düşünüyorum. 

Kocaoğlu, (siyaseten) sanıldığı kadar kolay bir lokma olmadığı gibi, bugün İzmir'de 'benim' diyen önde gelen isimleri cebinden çıkaracak kadar da usta bir siyasetçi. 

Yönetimsel eksikleri, kişisel hataları ve hizmet noktasında yapamadığı bazı şeyler olmuştur.

Ama...

Kocaoğlu, tıpkı Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın Kasımpaşalılık ruhu gibi, Türk halkının son derece etkilendiği o liderlik vasıflarına malik olduğunu her daim kanıtlıyor. 

Şartlar olgunlaştığı anda yumruğunu masaya vuruyor ve karşısında kim olursa olsun posta koymaktan geri durmuyor. 

Kocaoğlu'nun siyasi yaşamında iki büyük şanssızlığı var:

-Mensup olduğu partinin muhalefet limanına  ebediyen demir atması..

-Kendi başarısızlıklarını temize çıkarmak adına topu sürekli taca atarak  Kocaoğlu'nu (çaktırmadan) günah keçisi ilan eden CHP'li bazı ilçe belediye başkanları...

Bu olumsuzluklara rağmen Kocaoğlu'nun harikalar yaratmasa da maçı iyi kotardığını söyleyebiliriz. 

Sezar'ın hakkını Sezar'a teslim etmek gerekirse...

İzmir kentsel açıdan başlı başına bir enkazdı. 

Enkazın büyüklüğü, İzmir Büyükşehir Belediyesinin  sınır ve sorumluluk alanının genişlemesiyle katbekat arttı.

İzmir'in on yıllarca hizmet yüzü görmeyen ve üçüncü dünya şehirlerinin kırsalını hatırlatan ilçelerini ayağa kaldırmak kolay olmasa gerekti. 

Dolayısıyla...

Bekara karı boşamanın kolay olduğu gibi Kocaoğlu'nu da eleştirmek çok kolay.

Toparlamak gerekirse...

Kalabalıklar içinde yalnızlığa mahkum olduğunu düşündüğüm Kocaoğlu, İzmir'de CHP'nin dinamosudur. 

Ve en açık olan şu ki...

İzmir'de, Aziz Kocaoğlu gibi,  tabir yerindeyse eli sopalı bir lider olmasaydı...

İzmir, 1989-1994 dönemindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden daha beter olurdu. 

Velhasılıkelam... 

Kocaoğlu'nun kıymeti daha sonra anlaşılacaktır.  

Kocaoğlu, ilmi siyasetiyle pimi çekilmiş bombaların patlamasına engel olan kişidir. 

Her daim arenada , kimi zaman arenanın ortasında,  çoğu zaman teyakkuzda , ama her zaman İzmir siyasetinin merkezindedir.

O İzmir'de kabul edilse de edilmese de siyasetin maestrosudur.

NOT:  Kocaoğlu'nun CHP'nin müstakbel genel başkanı olacağı öngörümün arkasında olduğumu bir kez daha vurgulamak isterim. 

DİP NOT: Hadis-i şerifte buyruldu ki: Bir din kardeşi konuşurken susmak mürüvvettendir.

GÜNÜN SÖZÜ: Propaganda öyle bir sanattır ki insan başkasının ayağına basarken, kendisi ah der. Bob Hope

GÜNÜN FIKRASI:  Hocaya bir gün: "Adam olmanın yolu nedir?" diye sormuşlar.

Hoca şu cevabı vermiş: "Bilenler söylerken, bilmeyenler can kulağıyla dinlemeli, bilmeyenler söylerken, susturmanın çaresine bakmalı!" 

SON SÖZ:  Söylediklerini kabul etmeyebilirim; ama söyleme hakkını ölünceye kadar desteklerim. (Voltaire)

Hasan Eser /  09 Eylül 2017