16 Nisan Referandumunun Kaderini Kimler Belirleyecek?

HASAN ESER

Hasan ESER / 13 Nisan 2017 -

16 Nisan Pazar günü dananın kuyruğu kopuyor!

Birileri, ‘senin canın öyle istiyor’ diyebilir.

Gene de referandum sonucuna yönelik tahminimi buraya not düşmeden geçemeyeceğim.

Lafı evirip çevirecek de değilim-ki açık ara fark olmamakla birlikte sandıktan 'Evet' çıkacağını öngörüyorum-

Sürecin daha en başında,  tercihini ‘Evet’ten yana kullanacağını ilan eden bir vatandaş olarak söylüyorum: Eğer apolitik bir insan olsaydım, yani Türkiye’nin bazı gerçeklerine vakıf olmasaydım kuvvetle muhtemel ‘Hayır’ derdim.

İsterseniz gelin bu konuyu bazı tespitler üzerinden biraz açalım.  

Birileri CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu hafife alıyor, söylemlerini ‘saçmalık’ olarak nitelendiriyor ve üst üste yaptığı gaflarla ‘Evet’ oylarına büyük katkı sağladığını düşünüyor.

Yanılıyorlar!

Tamam! Kılıçdaroğlu’nun ifadelerini inandırıcı bulmadığım gibi, söylemlerine ben de katılmıyorum.

Ancak, kavgada yumruk aranmaz misali…

Kemal Bey, ‘Hedefe giden yolda her şey mubahtır’  düsturuyla hareket ediyormuşçasına bir izlenim veriyor.

Daha açık ifade etmek gerekirse…

Sistem değişikliğini oylayacağımız 16 Nisan referandumu, aynı zamanda Kemal Kılıçdaroğlu’nun da kaderini belirleyecek gündür.  

Yani  ‘Evet’ çıkması halinde koltuğunun sallanacağını hisseden Kemal Bey, deyim yerindeyse; her yolu deneyerek var gücüyle saldırıyor.

Bunda ne var diye düşünebilir ya da Hz. Mevlana’dan dizeler mırıldanarak konuyu geçiştirebilirsiniz.

Fakat yine yanılmış olursunuz.

Neden mi?

Bu konuda nasıl, nerede ya da kimden ders aldığını bilmiyorum ama Kemal Bey’in içinde bulunduğumuz sürecin yönetimine yönelik mükemmel bir eğitim aldığını düşünüyorum.

Evet, Kemal Bey’in söyledikleri, büyük fotoğrafı görebilen insanlara gülünç gelebilir.

Ancak öte yanda bir gerçek var ki, Kemal Bey bu defa toplumun belli bir kesimi üzerinde etki etmeyi başardı.

Bunu gözlemlerimden yola çıkarak söylüyorum: Kılıçdaroğlu’nun korku çerçevesine oturttuğu referandum politikası gerçekten tuttu.

Çarşıda, pazarda sohbet ettiğim ve apolitik olduğuna kani olduğum insanların tamamı, Kılıçdaroğlu’nun topluma pompaladığı korku içeren söylemlerden bahsederek, endişeli olduklarını söylüyor.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Başbakan Binali Yıldırım, toplumu bilgilendirme ve Kılıçdaroğlu’nun sıra dışı söylemlerini bertaraf etme noktasında ciddi bir efor harcadı.

Ne kadar başarılı olabildiklerini ise Pazar akşamı göreceğiz.

Bu arada, “Yahu AK Parti il ve ilçe teşkilatlarının yaptığı çalışmaları boşa mı atıyorsun?” diye sorduğunuzu şimdiden duyar gibiyim.

Evet, faydasız buluyorum. En azından memleketim İzmir adına söylemem gerekirse;  İzmir’de eğer il ve ilçe teşkilatları kampanyaya müdahil olmamış olsalardı, bence daha fazla yarar sağlamış olurlardı.

Neyse konuyu dağıtmayalım.

Kılıçdaroğlu’nun korku stratejisi üzerinden devam edelim.

Malumunuz biz Türk halkı olarak çocukluğumuzdan itibaren korkularla yaşamaya alıştırılmış bir toplumuz.

Ne var ki 15 Temmuz gecesinde en büyük korkularımızdan birinin üzerine giderek,  kısmen de olsa tabulardan birini yıktık.

İnşallah 16 Nisan’da da Kenan Evren’in darbe anayasasını tarihe gömerek bir başka tabuyu daha yıkmış olacağız.

Fakat bir kez daha yineliyorum ki, 16 Nisan referandumu öyle çantada keklik görünmüyor.

Yeri gelmişken bir not daha düşelim:   MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli bu süreçte AK Parti ile birlikte hareket etmemiş olsaydı…

Referandum sonucu için ‘Hayır’ kaçınılmaz olabilirdi.

Bunun içindir ki, MHP’nin desteği belki küçük ama belirleyicidir.

MHP, 16 Nisan günü adeta ‘kilit parti’ niteliğindedir.

Ayrıca…

MHP içindeki bir kısım muhalifin ‘Hayır’ yönünde oy kullanacağını işaret ederek, MHP’nin ‘Evet’e olan desteğini itibarsızlaştırmak isteyenler de var. Hem de her iki kesimden.

Haydi, ‘Hayır’cıları anlarım. Ama sözde ‘Evet’çileri anlayabilmiş değilim.

Yahu yatın kalkın dua edin Sayın Devlet Bahçeli’ye-ki bu referandumun mimarı da, belirleyicisi de kendisidir-

Son olarak…

Yeni Vizyon Gazetesi’nin Amerika’da yaşayan köşe yazarı Sayın Engin Civan,  önceki gün referandum sürecini analiz eden nefis bir yazı kaleme aldı.

Sayın Civan, yazısının satır aralarında güneydoğu yöresinde yaşayan seçmenin referandumda belirleyici olacağına işaret etti.

Doğru! Zira AK Parti’nin CHP’ye nispeten en önemli oy kaynaklarından biri de doğu illerimiz.

Hatırlarsanız, AK Parti 7 Haziran seçimlerinde tek başına iktidar olacak oya ulaşamamıştı.

Nedeni açık: Güneydoğu seçmeni HDP’nin yüzde 10 barajını geçebilmesi adına tercihini AK Parti’den yana kullanmamıştı. Buna tehdit yoluyla elde edilen oyları da ekleyebilirsiniz elbet.

Nasıl ki CHP bazı sahil bölgelerinden aldığı oyla gücünü koruyabiliyorsa, AK Parti’de  çevre diye tabir edilen bölgeden aldığı oyla gücünü daim kılıyor.

Öyle ki İzmir gibi oy deposu olan şehirlerde CHP’nin yani ‘Hayır’ın fire vereceğini düşünmek biraz hayalperestlik olur.

Ancak aynı tezi Güneydoğu seçmeni üzerinden söylemek ne kadar gerçekçi olur?

Şunu söylemek istiyorum:

Referandum sürecinde HDP’nin yürüttüğü pasif siyaset manidar.

Yani HDP ‘Hayır’ oylarına zarar vermemek için bilinçli olarak geri planda kalmış olabilir.

Ya da istikbalde kalıcı bir barış umuduyla ‘Evet’i gizliden gizliye destekliyor da olabilir.

Tabii ki terör örgütüyle beraber anılan HDP’nin güneydoğu seçmeni üzerinde artık ne kadar etkili olabileceği de muammadır.

Uzun lafın kısası, AK Parti, yurdun neresinde yaşıyor olursa olsun, 16 Nisan Pazar günü Güneydoğulu seçmenden destek alamadığı takdirde hezimete uğrayabilir.

Sözün özü: Bu referandumun belirleyici aktörleri  Türk ve Kürt milliyetçileri olacaktır.