Vancouver’dan Dönen İlk Ders: Yetenek Disipline Mağlup Oldu
Dünya Kupası hasretiyle geçen 24 koca yılın ardından, Vancouver’ın serin akşamında BC Place Stadı’nı dolduran 52 bin 500 yüreğin gürültüsüyle uyandık; ancak ne yazık ki rüya, Pasifik kıyılarında beklediğimizden çok daha sert bir gerçekle bölündü.
A Milli Takımımız, kâğıt üstünde "mutlak galibiyet" parolasıyla çıktığı, piyasa değeri olarak rakibini neredeyse yediye katladığı bir müsabakada, Avustralya’ya 2-0 mağlup olarak turnuvaya sadece kötü değil, düşündürücü bir başlangıç yaptı.
Sahadaki tablo, 2002 ruhunu arayan bizler için "umutla yetinmenin" çare olmadığını ve sistemin bireysel yeteneği bir kez daha oyun dışı bıraktığını gösteren bir ders niteliğindeydi.
Maçın istatistiklerine bakıldığında, yüzde 69 gibi ezici bir topa sahip olma oranı ve rakip kaleye gönderilen toplam 30 şut görüyoruz. Ancak bu veriler, tabeladaki o soğuk "sıfır"ı açıklamaya yetmiyor.
Aslında bu karşılaşma, play-off aşamasında 1-0 ile geçtiğimiz Romanya maçının tehlikeli bir kopyası gibiydi; orada şans yanımızdaydı, burada ise futbolun adaleti Avustralya’nın disiplinine güldü.
Belki de o dönem merhum Mircea Lucescu biraz daha cesur olabilseydi, bugün bu hataları tartışıyor bile olmayacaktık.
Nitekim dersine iyi çalıştığı anlaşılan Avustralya, bizim Romanya karşısındaki "şanslı" oyunumuzu iyi analiz ederek Vancouver’da önümüze aşılması imkansız bir kale duvarı ördü.
Avustralya’nın golleri tesadüf değil, tamamen sistemli bir hazırlığın ürünüydü.
27. dakikada Nestory Irankunda’nın üç savunmacımızın arasından sıyrılıp attığı o vuruş bir yetenek gösterisiyken; 75. dakikada Connor Metcalfe’nin orta sahadaki boşluğumuzu acımasızca cezalandıran kontratak golü, taktiksel disiplinimizin ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu kanıtladı.
Avustralya kalecisi Patrick Beach, 8 kritik kurtarışla devleşirken, bizim hücum hattımızda ise ne yapacağını bilemeyen bir dağınıklık hakimdi.
Teknik Direktör Vincenzo Montella’nın tercihleri, bu yenilginin ardından en çok sorgulanacak alan olmalı.
Sakatlığı yeni geçen Kenan Yıldız’ın neden ilk 11’de başlamadığı ya da Barış Alper Yılmaz’ın 2002’deki Ümit Davala’yı andıran tarzının sahadaki verimlilikle örtüşmemesi, büyük turnuva tecrübesi eksikliğimizin somut kanıtlarıydı.
Özellikle kapanarak oynayan takımlara karşı Kerem Aktürkoğlu gibi savunma arkasına koşu yapmayı seven isimlerin dar alanda etkisiz kalması, teknik heyetin "B Planı"ndaki eksikliği gözler önüne serdi.
Kerem eğer rakip takımın oyuncusu olsaydı, bizim için çok daha büyük bir tehdit oluştururdu; nitekim yediğimiz goller de bu tespiti doğrular nitelikte.
Milos Degenek’in maç öncesi söylediği “Baskı bizim değil, Türkiye’nin üzerinde” sözü, pazar sabahı Vancouver çimlerinde acı bir gerçeğe dönüştü.
Biz, futbolu sadece duygularımızla, Avustralya ise soğukkanlı bir stratejiyle sahaya yansıttı.
Piyasa değeri 473 milyon avro olan bir devin, 77 milyon avro’luk bir "takım" karşısında bu kadar çaresiz kalması, sahada birbirinin rolünü çalan ve birbirinin özelliklerini kısıtlayan isimlerin yarattığı bir organizasyon bozukluğudur.
Oyuncularımıza ‘dünya yıldızı’ muamelesi yapıp sahaya sürerken disiplini ve kolektif aklı unuttuğumuz anda, turnuvanın en iddiasız takımlarından biri kabul edilen Avustralya’nın isimsiz gençleri sahneye çıkıp bütün o şaşaalı kariyerleri sahadan eli boş gönderebiliyor.
Ancak turnuva henüz bitmiş değil. Matematiksel olarak gruptan çıkma şansımız devam ediyor; önümüzde San Francisco’da oynanacak kritik bir Paraguay maçı var.
Ama gruptaki kalan maçların bir dönüm noktasına dönüşebilmesi için "umutla yetinmeyi" bırakıp gerçek bir uyanış yaşamalıyız.
Hızlı ve tempolu oynayamadığımız, dar alanda verkaç zayıflığı çektiğimiz bu oyunda ısrar edersek, dönüş biletlerini şimdiden ayırtmak zorunda kalabiliriz.
Vancouver’dan alınan bu ağır ders, Ay-Yıldızlılar için bu turnuvada sonun başlangıcı mı olacak, yoksa gerçek bir uyanışın kıvılcımı mı?
Cevabı oyuncular sahada verecek.
Unutulmamalıdır ki Dünya Kupası hataları affetmez, sadece dersini alanlara ikinci bir şans tanır. Artık uyanma vakti gelmedi mi çocuklar?
SERKAN TİYANŞAN
Yorumlar
Kalan Karakter: