Son Düdükten Sonra: Bir Tekzip ve Teşhis Hikâyesi
Dünya Kupası’na 3-2’lik Amerika Birleşik Devletleri galibiyetiyle veda etmek, aslında Türk futbolunun o bitmek bilmeyen ironik döngüsünün kusursuz bir özetiydi.
Sahada alınan galibiyet bizi bir üst tura taşımaya yetmese de turnuva boyunca her şeyi "kader" ya da "şans" üzerinden okuyanlara karşı âdeta kolektif bir tekzip niteliğindeydi.
Ancak bu galibiyetin burukluğu sadece elenmiş olmamızdan değil; sahip olduğumuz potansiyelin rasyonel bir plana entegre edilememesinden kaynaklanıyordu.
Turnuva boyunca yaşadığımız serüven, bize "usta" olmadan "ustalık" taslamanın bedelini bir kez daha ağır bir şekilde ödetti.
Yirmi dört yıldır gidemediğimiz bir organizasyonda, henüz "çıraklık" ya da "kalfalık" aşamasındayken kendimizi futbolun devleri arasında konumlandırmamız en büyük yanılgımızdı.
Biz her mağlubiyetin ardından hamasi sloganlara sığınırken modern futbolun artık soğukkanlılık ve veri temelli bir rasyonalite üzerine kurulduğunu görmezden geliyoruz.
Montella’nın bahsettiği "destino" (kader) kelimesinin yanlış çevirilerle "nasip" olarak servis edilmesi bile dünyayı kendi dar penceremizden nasıl yanlış okuduğumuzun en somut göstergesiydi.
Nitekim sahadaki teknik zaaflarımız, birer istatistikten çok daha fazlasını fısıldıyordu.
Nitelikli bir sol stoperimiz ve gerçek bir santrforumuz olmadan dünya devleriyle âşık atmaya çalışmak, aslında bir sistem eksikliğinden ziyade bir "mış gibi yapma" sorunuydu.
Maç başına yüksek şut oranları yakalayıp gol beklentisini göklere çıkarırken aslında rakibi kendi kalemize davet eden savunma boşluklarımızı bireysel marifetlerle kapatmaya çabaladık.
Oysa futbol, tek tek yeteneklerin pırıltısından ziyade o yeteneklerin kolektif bir akıl içerisinde anlam bulduğu bir oyundur.
Biz ise Arda, Kenan ya da Kerem’in ayağına bakarken geride herkesin birbirini "kral" ilan ettiği ağır bir zafiyete teslim olduk.
Bu turnuva bize gösterdi ki Türk futbolunun artık yapısal bir zihniyet devrimine ihtiyacı var.
Kazandığımızda başarıyı sahiplenen, kaybettiğimizde ise faturayı hemen teknik direktöre ya da federasyona kesip onları değiştirme telaşına düşen bu öfkeli kültürle yol almak imkânsızdır.
Sürekli birilerini istifaya zorlamak yerine neden hâlâ kendi altyapılarımızdan oyuncu yetiştiremediğimizi, neden 35 yaşındaki yabancıların bu ligde kariyer rekorları kırdığını tartışmamız gerekiyor.
Netice olarak Amerika karşısında gelen son dakika golü sadece bir teselli değil, çok değerli bir öğrenme fırsatı olmalıdır.
Eğer bu buruk galibiyetten doğru dersleri çıkarmazsak bir sonraki turnuvada da yine şanssızlıklardan ve direkten dönen toplardan bahseden ama aslında kendi yarattığı kaosun içinde boğulan bir ülke olmaya devam ederiz.
Artık hamasi sloganları bir kenara bırakıp sahada neyi biriktirdiğimizi ve nereyi düzeltmemiz gerektiğini konuşma vaktidir.
SERKAN TİYANŞAN
Yorumlar
Kalan Karakter: