Altın Heykelciğin Az Bilinen Hikayesi: Ayakkabı Kutusundan...
Dünya genelinde milyarlarca insanın nefesini tutarak izlediği Dünya Kupası finallerinin ardından, şampiyon takımın kaptanı tarafından havaya kaldırılan o meşhur heykelcik, futbolun en yüksek zirvesini simgeler.
Ancak bu parıltılı objenin ardındaki gerçekler, spor tarihinin en az sahadaki maçlar kadar dikkat çekici bir dosyasını oluşturmaktadır.
Arşiv belgeleri ve resmi kayıtlar, bu kupanın sadece bir ödül değil; savaş yılları, hırsızlık vakaları, "gizli kopyalar" ve teknik tasarım zorunluluklarıyla şekillenmiş devasa bir tarihsel emanet olduğunu kanıtlamaktadır.
Bugün vitrinleri süsleyen bu kupa, yeşil sahalardaki taktik savaşlarından çok daha derin, kimi zaman bir polisiye romanı andıran akılalmaz bir hayatta kalma serüveninin başrol oyuncusu olarak karşımıza çıkar.
Her şey 1930 yılında, Uruguay’da düzenlenen ilk turnuva için Fransız heykeltıraş Abel Lafleur tarafından tasarlanan "Zafer" (Victory) isimli kupayla başlar.
Yunan zafer tanrıçası Nike’yi temsil eden altın kaplama som gümüş kupa, 1946 yılında organizasyonun kurucusu Jules Rimet’nin onuruna onun adıyla anılmaya başlanır.
Ancak bu nadide eserin kaderi daha doğduğu andan itibaren tehlikelerle örülür.
İkinci Dünya Savaşı’nın karanlık yıllarında kupa, dönemin son şampiyonu İtalya’da bulunmaktadır. Tarihsel kayıtlara göre FIFA Başkan Yardımcısı Ottorino Barassi, kupayı işgalci Nazi ordularından korumak için Roma’daki bir banka kasasından gizlice alır ve mütevazı bir ayakkabı kutusunun içinde, yatağının altında saklar.
Futbolun bu kutsal emaneti, dünyanın en yıkıcı dönemini o kutunun içinde sessizce bekleyerek hasarsız atlatır.
Sahanın dışındaki bu sessiz mücadele, 1950’li yıllarda yerini teknik bir kapasite krizine bırakır.
1950 yılında Uruguay tekrar şampiyon olduğunda, kupanın orijinal sekizgen kaidesinde yeni bir şampiyon plakası çakacak yer kalmadığı fark edilir.
Bu teknik zorunluluk nedeniyle 1954 yılında, kupa daha uzun, lapis lazuliden yapılan ve daha fazla isim sığabilen sekiz yüzlü yeni bir kaide ile değiştirilir. Bu değişim o kadar gizemli kalır ki, çıkarılan o orijinal parça ancak 60 yıl sonra, Ocak 2015’te FIFA’nın Zürih’teki merkez binasının bodrumunda bir depoda bulunur ve müzeye kaldırılır.
Kupanın serüveni, 1966 İngiltere Dünya Kupası öncesinde yaşanan o meşhur hırsızlıkla yeni bir boyut kazanır.
Sergi sırasında çalınan kupayı, bir hafta sonra "Pickles" adında bir köpek parkta gazeteye sarılı halde bulur.
Ancak bu olay, ardında bugün bile tartışılan bir gizli kopya gerçeği bırakır. İngiltere Futbol Federasyonu’nun güvenlik gerekçesiyle FIFA’dan habersiz ürettirdiği bu sahte kupa, 1966 finali sonrasında bir polis memuru tarafından asıl kupa ile değiştirilir.
Yani Nobby Stiles ve arkadaşlarının o meşhur zafer turunu attığı kupa aslında orijinali değil, kuyumcu George Bird’ün elinden çıkan o kopyadır.
1970 yılında Brezilya’nın üçüncü kez kazanarak kurallar gereği ebediyen sahibi olduğu kupa, ne yazık ki 1983 yılında Rio de Janeiro’da tekrar çalınır ve bir daha asla bulunamaz.
Arşivlerdeki en güçlü iddia, hırsızların bu paha biçilemez eseri eriterek külçe altına dönüştürdüğüdür.
Bu trajik kaybın ardından 1974’ten itibaren Silvio Gazzaniga’nın tasarladığı bugünkü modern kupa kullanılmaya başlanır. 18 ayar altından imal edilen bu ikinci kupa da zamanla ikinci bir "yer darlığı" sorunuyla karşılaşır.
Kaidedeki levhanın en fazla 17 ülke kapasitesi olduğu ve 2038’de tamamen dolacağı hesaplanınca, FIFA 2018 sonrasında radikal bir teknik müdahaleye gider.
Şampiyon isimlerinin alt alta yazıldığı eski sistem terk edilerek, merkezden dışa doğru genişleyen sarmal (spiral) bir işleme yöntemine geçilir. Bu modern mühendislik çözümü sayesinde son şampiyon Arjantin’in ismi de o altı kiloluk som altın tarihe zahmetsizce eklenir.
Günümüzde ise FIFA, geçmişteki hırsızlık tecrübelerinden aldığı derslerle güvenlik protokollerini en üst seviyeye taşır.
Mevcut yönetmeliklere göre artık hiçbir şampiyon ülke, orijinal som altın kupayı kalıcı olarak müzesine götürememektedir.
Kupa sadece tören anında ellerde yükselir, ardından derhal Zürih’teki güvenli kasalara geri döner; federasyonlara ise zaferin anısına orijinalinin kopyası olan altın kaplama bronz bir kupa takdim edilir.
Netice itibarıyla, Dünya Kupası'nı sadece bir spor objesi olmaktan çıkarıp tarihi bir emanet haline getiren unsur sadece üzerindeki altın değildir.
O, ayakkabı kutularında saklanan, park köşelerinde bulunan ve isimler sığmadığı için spiral levhalara dönüştürülen devasa bir futbol arşivinin fiziksel karşılığıdır.
Bugün başlayan turnuvanın finalinde o kupa havaya kalkarken, üzerinde sadece bir şampiyonun değil, bir asırlık bir hayatta kalma öyküsünün de ağırlığını hissetmemek mümkün değildir.
Serkan Tiyanşan
Yorumlar
Kalan Karakter: