Devletin Aklı mı, Halkın Feraseti mi?
Modern devletlerde bürokrasi ve kurumsal yapı elbette çok önemlidir. İmparatorluk ve monarşi dönemlerinde de devlet yönetiminde ehil kadrolar ve danışmanlar bulunsa da bunların görev süreleri padişah, kral ya da monarkın iki dudağı arasından çıkacak kelimeyle sınırlıydı.
Dünyada bürokrasinin ilk izleri, bundan tam 5500 yıl önce Mezopotamya'da yazının icadına kadar uzanır. Tarımsal üretimin artmasıyla birlikte devletlerin ilk defa organize olması; tapınaklardaki rahiplerin ve kralların vergileri, kamu kaynaklarını ve iş gücünü kil tabletler üzerine kaydetmek amacıyla uzmanlaşmış kâtip sınıflarını oluşturmasını sağlamıştır.
Modern bürokrasi kurumsal anlamda ilk olarak Prusya Devleti'nde şekillenmiş, bu terimi 1745 yılında ilk kez kullanan ise Fransız iktisatçı Vincent de Gournay olmuştur. Bu kavramı 20. yüzyılın başında bilimsel ve sistematik bir temele oturtan ise Alman sosyolog, siyaset bilimci ve iktisatçı Max Weber'dir.
Büyük küçük her devlette artık yönetim modeli oldukça karmaşık ve bilimsel bir hale gelmiştir. Siyasal iktidarların alacağı kararların altyapısının oluşturulması ve günlük rutin işlerin yürütülmesi için bürokrasiye muazzam derecede ihtiyaç duyulmaktadır. Bu durum ABD'de de böyledir, ülkemizde de.
Dünyada temsili demokrasilerde oy hakkının yaygınlaşıp genelleşmesi, siyasi partilerin ve seçimlerin daha sistematik ve kurumsal bir yapıya kavuşması ile anayasaların etkinleşmesi, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Batı Bloku'nda ivme kazanmıştır. Bunda, İkinci Dünya Savaşı'na neden olan Kıta Avrupası'ndaki faşist yönetimler ile savaşın hemen ardından başlayan Doğu-Batı Bloku ayrışması, yani Soğuk Savaş dönemi elbette çok etkili olmuştur. Ekonomik büyüme ve hızlı nüfus artışının getirdiği refah dönemi de toplumlardaki özgürlükçü zeminin gelişmesini sağlayarak demokratik evrimi hızlandırmıştır.
Peki, ülkemizde son günlerde sıkça gündeme gelen “devlet aklı” nedir?
Devlet aklı; yüzyıllardan beri devletin tarihsel ve kurumsal yapısından süzülmüş bilgilerin, günümüzün iktisadi, toplumsal ve dış siyaset çıkarları ile harmanlanarak o devleti ve halkı optimum şekilde karlı çıkarmasını sağlayan bir mekanizmadır.
Devlet aklı, modern toplumlarda halkın tercihleri ile çakışabilir mi? Elbette çakıştığı dönemler olsa da aslında kurumsal devlet yapılarında göreve gelen siyasi partiler bu aklın dışına sapmaz, kararlarını bu çerçevede almaya çalışırlar.
Bunun en belirgin örneği ABD'dir. Sistemde iki ana akım parti olsa da uyguladıkları temel politikalar belirli kalıplar içinde hep aynıdır; aralarında sadece çok küçük nüanslar bulunur.
Bizde de durum üç aşağı beş yukarı aynıdır. “Taç giyen baş akıllanır” denildiği gibi, iktidar olan siyasal partiler ülkemizde de muhalefetteyken genellikle çok sert söylemler üretse bile göreve geldiklerinde bunları bir kenara bırakırlar.
O yüzden devlet aklına en uygun davranacak tek bir siyasal parti modeli diye bir şey yoktur; sadece uygulanan eğitim, sağlık, kültür, ekonomi ve dış politikadaki öncelikler ile tercihler farklılık gösterir. Bu yönüyle devlet aklına en uygun lider modeli diye bir kalıp da bulunmaz.
Demokrasilerde asıl olan, halkın tercihleri ve oyu ile iktidarın belirlenmesidir. Halkın göreve getirdiği siyasi parti kadrolarının da toplumun öncelikli talep ve ihtiyaçlarını göz önünde tutarak bir yönetim modeli oluşturması esastır.
RIDVAN KARAPEHLİVAN
Yorumlar
Kalan Karakter: