İSMAİL HAKKI ERGÜN

İSMAİL HAKKI ERGÜN

Gazeteci

Ortadoğu'da ne işimiz var?

04 Mart 2018 - 12:21

Lise yıllarımda  Hür Kalyoncu adlı bir öğretmenimiz vardı. 

Tarih hocasıydı;  biz öğrencilerine tarihi öğreten ve sevdiren bir eğitimciydi. 

'Tarihimizi iyi bilmeliyiz ve sahip çıkmalıyız" diye telkin eder; tarihini bilmeyenin geleceğine yön veremeyeceğini savunurdu. 

Günümüz konjonktüründe baktığımda...

Hocamızın söylediklerinde ne kadar haklı çok daha iyi anlıyorum. 

Tarihi pusulaya benzeten kadim devlet  adamlarımızdan Cevdet Paşa, "Tarih bilmeyen devlet adamı,  pusula okumayı bilmeyen bir kaptan kadar  tehlikelidir." diyerek, bu konuda her şeyi özetlemiştir. 

İmdi...

Birileri çıkıyor: "Musul-Kerkük'te ne işimiz var?" 

Diğerleri çıkıyor: "Afrin'de Halep'te ne işimiz var?" 

Şeklinde ifadelerle feryat figan ediyor. 

Orada ne işimiz var biliyor musunuz?

İşgal altında bulunan  Anadolu'nun "Ya istiklal Ya ölüm"  parolasıyla varlığının asgari  şartı saydığı  bir Misak-ı  Milli’si (Milli And) vardı.

Misak-ı  Milli’ye göre bugünkü sınırlarımız  dışında bulunan  Batum, Batı Trakya, Musul, Kerkük, Halep, Süleymaniye vazgeçilmezlerimiz arasındaydı. 

Osmanlı bu şehirleri 500 yıl boyunca  adalet ile yönetmiştir. 

Hak iddiasında olunması doğaldır.

Üstelik bu bölgelerde yaşayan halkla Türkiye'nin kan ve din bağı vardır.

Zaten Misakı Milli sınırları içine alınmasının sebebi de budur.

Mustafa Kemal Paşa 1 Mayıs 1920 tarihinde, Büyük Millet Meclisindeki sınırlarımızı belirleyen tarihi konuşmasında;  Musul, Kerkük ve Süleymaniye konusunda uygulanması gereken politikasını ve düşüncelerini açıklayarak şöyle diyordu:

“Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi olan hudut meselesi tayin ve tespit edilirken, hudut-ı millimiz İskenderun cenubundan geçer, şarka doğru uzanarak Musul’u, Süleymaniye’yi ve Kerkük’ü ihtiva eder. İşte hudut-ı millimiz budur dedik.  Ayrıca Mustafa Kemal Atatürk   30 Ocak 1923 tarihinde TBMM’de yaptığı konuşmasında “Musul vilayetinin Türkiye devletinin milli sınırları içerisinde olduğunu; buralarını ana vatandan koparıp şuna buna hediye etmenin mümkün olamayacağını ve Cemiyet-i Akvam’ın bu konuyla hiçbir ilişkisi olmadığını” 

1922 yıllarında  Irak’ın durumu şimdi gibi  çok karışık ve belirsizdi. 1871 yılında Fırat ve Dicle nehirlerinin vadilerinde petrol olduğunun farkına varan İngilizler   yanı sıra Amerika ve Fransa menfaatleri  yani petrol aramaya çıkmışlardı. 

Bu sebepledir ki...

Söz konusu coğrafyayı Osmanlı'nın küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti'ne bırakmak istemiyorlardı.

30 Ocak 1923 tarihinde ise Mustafa Kemal Paşa konuşmasında:

“Musul vilayetinin Türkiye devletinin milli sınırları içerisinde olduğunu; buralarını ana vatandan koparıp şuna buna hediye etmenin mümkün olamayacağını ve Cemiyet-i Akvam’ın bu konuyla hiçbir ilişkisi olmadığını” ifade ediyordu.

İngilizler  Irak ve Suriye topraklarında istedikleri hamleleri yapıp manda rejimiyle idare edilen devletçikler kurmayı da başardılar.

 Petrol ve enerjinin stratejik öneminden dolayı her türlü çatışmaya ve savaşa sebep olduğu bilinen bir gerçekti.

 2. Abdulhamid   döneminden bugüne  buralarda  petrol olduğunu  bilen İngilizler, Amerikalılar, Fransızlar, buradan vazgeçmediler. 

Ünlü filozof Voltairese,  “Tarih kralların, generallerin çiftliği değil, Milletlerin tarlasıdır. Her millet geçmişte bu  tarlaya ne ekmişse  gelecekte onu biçer" sözüyle farkında olmadan  bir Türkiye gerçeğini  parmak basar .

Bugün  Suriye ve ırak bölgelerindeki i olaylar nedeniyle, tarihten gelen bir haklılıkla din, dil, coğrafi ve kültürel değerlerimizin yaşadığı Kerkük, Musul, Süleymaniye,Halep   üzerindeki duyarlılığını gösterereki, siyasal ve toplumsal yapısını temelinden değiştirecek olaylara, projelere seyirci kalmamak amacıyla    Afrin'de   Musul'da ,Kerkürk'te, Sülemaniye'de  olmalıyız ve   buralara sahip çıkmak  zorundayız.  

İSMAİL HAKKI ERGÜN / ALİAĞA