HÜSEYİN KARAARSLAN

HÜSEYİN KARAARSLAN

Taşra Hikayeleri...

Soğukkuyu & Pembe Hanım 3

17 Eylül 2019 - 17:25 - Güncelleme: 17 Eylül 2019 - 18:34

Öğlen sıcağının tam olarak hissedildiği saatlerde, sokakta çıt çıkmıyordu.

El ayak çekilmişti.

Yeni sürülmüş, havalandırmaya bırakılmış tarlanın üzerinde ki börtü böçek, solucanı avlamaya gelmiş martıların keskin çığlıkları, bağırışları hariç.

Haa bir de ciciralar, hiç susmayacakmış gibi gün boyu öten, sokağın sessizliğine tezat şarkıları.

Çivit maviye boyanmış, iki kanadı da ardına kadar açık pencereden giren meltemin havalandırdığı , kocaman gül desenli perdeler, kah birbirine dolanarak kah  pencerenin yanlarına değerek ,istemsiz salınmaktaydı.

Büyükçe, koyu yeşile çalan rengiyle bir kara sinek, beyaza boyanmış duvarlarda bir oraya bir buraya vızıldayarak konuyordu.

Önce bir aile resminin çerçevesine kondu.

Bir süre hareketsiz öylece durdu.

Sonra ön ayaklarını birbirine sürtüp başına götürdü. Bu hareketleri devamlı tekrarladı.

Kısa bir süre önce, iştahlı bir yemek sofrasından kalkmış da, temizleniyormuş gibiydi.

Bir zaman sonra, konduğu resmin üzerinden kalktı ve vızıldayarak odanın üzerinde uçuşmaya devam etti.

Kanepede yatan çocuğun yanı başında ki tahta sehpanın üzerinde bulunan, yarısı içilmiş su bardağının kenarına konuşlandı.

Bardağın içine doğru ilerledi. Ve ordan tekrar havalandı. Basit döşenmiş ve gereksiz hiçbir eşyanın olmadığı oda da gezinmeye devam etti.

Alt kattaki bodrumdan gelen, tahta döşemenin aralıklarından sızan rüzgarla arada bir inip kalkan, el yapımı rengarenk kilimlerin üzerine konar konmaz ,hızlıca vızıldayarak ordan da hemen yükseldi.

Uyumakta olan Ali’in kısa “alabroz“ kesilmiş kısacık saçlarının arasında yer buldu.

Oradan yürümeye çalışarak çocuğun alnında dolaşmaya başladı. Burnunun üzerine geldiğinde, çocuk gayr-i ihtiyari el hareketiyle, yüzüne konmuş sineği kovdu. Duvar yönüne doğru dönerek uyumaya devam etti.

Kara sinek tekrar vızıltıyla havalandı boşlukta daireler çizerek uçmaya başladı. Taa ki duvarda asılı Saatli Maarif takviminin üst yaprağına konuncaya kadar.

Soluk ikinci kalite kağıda basılmış, ince yaprak dizileri olan, sayfaların ağırlığından bel vermış, ön yaprağı yanlışlıkla koparılmış ta, yerine tekrar takılmaya çalışılmış eğreti bir takvim.

Sinek her havalanışında, kanatlarının oluşturduğu hava akımıyla, yanlışlıkla yırtılmış, buruşuk sayfayı biraz daha yerinden oynatmaktaydı. Ve sonunda sayfa,  bir şekilde iliştirilmiş yuvasından düştü.

Bir süre yavaşça havada süzüldükten sonra, yatmakta olan çocuğun sol yanağına kondu ve  sıcaktan terlemiş olan alnından akan damlalar, takvim yaprağını nemlendirdikçe, sayfa üzerinde ki yazılar daha da belirginleşiyordu…

Ali uyandığında  büyük bir evin salonunda buldu kendini.Gözlerini ovuşturdu. Bir sandalye ve duvara dayanmış halde olan ,bacağı kırık ahşap  masayı farketti. Yerler toz içindeydi. Uzun süre önce terk edilmiş bir hali vardı bu evin.Şaşkın şaşkın etrafına bakındı.

Korkmuştu.‘’Ne işim var benim burada? Buraya nasıl geldim ki…Düşünceler beynini kemiriyordu.’’ Anne, ‘’ diye bağırmak istedi .Sesi çıkmıyordu.Odanın  kapısını yumruklamaya başladı.’’

"Çıkarın beni buradan, çıkarınn" sesi cılızdı. Her yumruk darbesiyle oluşan tok ahşap sesi, odanın içinde yankılanıyordu.

Bir süre sonra yorulup kapının eşığine çömeldi. Bir karış toz olan ahşap tabana oturdu. Oturmasıyla birlikte yavaşca toz bulutu havalandı. Başını kaldırdığında camdan içeri giren günışığı yüzünü aydınlatırken,toz parçacıkları ışık huzmesi içinde hareket ediyordu.

Pencereden dışarı bakmak istedi ama boyu yetişmedi. Sandalyeyi alıp geniş pencerelerin bulunduğu duvara yasladı.

Üzerine çıktı. Şimdi dışarıyı daha rahat görüyordu. Camdan aşağıya baktığında , deniz kıyısında ki küçük kasabayı gördü..

Bahçe içinde ki taş evler, zeytinlikler,küçük ve büyük limanda ki tekneleri fark etti..

‘’ Ama bizim ev çok uzakta ,ben nerdeyim ki ..’’ kelimeleri döküldü azgından.

Ali : buradan çıkmam gerek eve gitmem gerek  .Babam da nerdeyse gelir .

Odada tek çıkış yolu olan kapının önüne gitti.Onun metal kolunu çevirmeye çalıştı . Biraz uğraştıktan sonra kapı açıldı. Uzun loş bir koridor vardı önünde.

İçeri girdiğinde ahşap kapı büyük bir gürültüyle kapandı .Menteşelerin çıkardığı ses , beynini burgaç gibi oyuyordu. Vucudu titremekteydi .Zifiri karanlıkta yapayanlızdı artık..

Gözleri alıştığında çok ilerde soluk bir ışık gördü. Sanki nemli bir tünelde yürürmüşcesine üstünde yapış yapış bir ıslaklık vardı. Bir anlam veremedi.

Sonunda ışık hüzmesinin geldiği kapıya vardı. Kapı kolunu tutup , itmeye başladı. Ahşap kapı gıcırtıyla açıldı.

Dışarıdan gelen güçlü gün ışığı gözlerini kamaştırıyordu. Koluyla yüzünü kapattı. Yavaşca ışığa alıştığında geldiği yöne doğru baktı.

Güneş ışığının aydınlatmaya yetmediği dar, karanlık bir tünel olduğunu gördüğünde , ahşap kapı gürültüyle kapandı. Dağ yamacına kurulmuş bir kulubenin önündeydi artık. 

      - Neler oluyordu ?

Olan bitene hiçir anlam veremiyordu. Son bir gayretle tepede bulunan yıkık değirmenlere doğru tırmandı .

Kasaba tüm güzelliğiyle önündeydi artık .Arada buraya çıkıp uçurtma uçurduğu zamanlar aklına geldi.

Tatlı bir yel çocuğun yüzünü yalıyordu.

      -Keşke uçurtmam da yanımda olsaydı.

 Adile, küçük bir tahta tabureye oturmuş, şalvarını dizlerine doğru sıvamış şekilde, son durulama suyuna attığı çamaşırları, sıkıp sıkıp yandaki leğene koyuyordu.

Günyüzü görmemiş bacakları bembeyaz ortadaydı . Başına sardığı yemeninin uçları, güllü, pazen ceketinin açıkta bıraktığı boyun ve  göğüs bölgesini kapatıyordu.

Bir ara rahatsız olduğundan mı nedir? yemeni uçlarını alıp, başına sardı ve  bir düğüm attı. Böylece rahat bir şekilde yıkamaya devam etti.

Ara sıra yandaki ocakta pişmekte olan kara göveçteki yemeği karıştırıyordu. Alttaki odunların akkor haline gelip, geçip gitmesin diye birkaç çalı çırpı attı ve bir kütük parçasıyla ateşi besledi.

        ‘’ Anneee’’ diye içerden bir ses geldi.

Sesin geldiği yöne kulak kabarttı. Ali’nin kesik kesik gelen sayıklamalarını duyuyordu. Bir hamlede kalkıp  çocuğun  yattığı odaya girdi. Yatağın ucuna ilişti,Ali’nin terlemiş alnında ki ıslaklığı ,eliyle silerken, çocuk gözlerini açtı ve annesinin boynuna sarıldı .

        -Beni neden yalnız bıraktınız o evde ?

       - 'Çok korktum ben' dedi yaşadıklarını heyecanla anlatırken soluk soluğa kalmıştı.

        ‘’ Ahh yine mi rüya gördün. geçti gitti. Hadi kalk artık. Baban nerdeyse  gelecek. Bak akşama Arif abin de dışardan geliyor. Onu karşılamaya gideceğiz. O çok sevdiğin çikolataları bol bol yersin artık ..

 Hasan çay bahçesinin kapısı çekip sokağa adım attı. Sanki nereye gideceğini bilemiyordu.

Aklı hala Pembe’deydi. Ayakları onu sahil şeridinde ki toprak yola çekti.

Yavaş adımlarla, küçük yarımadayı dolaşıp, postahanenin yanında ki merdivenlerinden çıkıp Kaleiçindeki evine gitmek istedi.

Akşamüstüydü. İlkyaz rüzgarı serin serin  esmekteydi. Küçük limanda kayıkların üstüne birkaç martı tünemiş dinleniyorlardı.

Büyük kaya bloğunun yanına geldiğinde başını yukarı kaldırdı.

Kasabaya hakim konumdaki sarı binayı gördü. Üç sınıfı olan, küçük bir okul. Ortaokul. Yüzünde bir gülümseme belirdi.

Dudaklarının kenarındaki  keskin çizgiler daha da belirginleşti.

‘’ Vay anasını , zaman ne kadar da çabuk geçmiş . Daha dün gibi . Bütün bunları sanki yeni fark ediyormuşcasına kafasını salladı.

Yürümeye devam etti.

Deniz hafif dalgalı ve  karşıdaki Fener bütün asillğiyle karşıdan ona el sallıyordu.

Yıkık , dökük ve beş kapısı olan tarihi yapı önüne çıktı.

Sanki ilk kez görmüşcesine, uzun uzun baktı .

Ortadaki büyük kapının üzerinde ki mermer kitabeyi kimse çözememişti.

Öyle derlerdi. Okuldayken buranın Osmanlı zamanında , teknelerin ,çekçek yeri olduğunu öğrenmişti.

Şimdi harap haldeydi.

Denizin kabardığı zaman, dalgalar içeri kadar  girdiğini biliyordu.

Ruzgar ve tuzlu su , duvarları delik deşik etmişti zaman içinde .

Çocukken en sevdiği yerdi burası.

Pembe’ye ilk çiçeği verdiği, elini tuttuğu, ve onu öptüğü ..

Eee ne de  olsa  aşıklar yoluydu burası.

Yol bozuk ve  toprak olduğundan gelen geçen de pek  olmazdı .

 Merdivenlerden yukarı doğru cıktı.

Dar,toprak şose önünde uzanıyordu.

Sıra sıra küçük taş evlerin  önünden geçti.

Mavi boyalı ahşap kapılı evin önünde durdu.

Bembeyaz kireç sürülmüş Vita kutularında  ki sardunyalar çiçeğe bürünmüştü.

Kapının üstünde ki ,metal kapı tokmağına elini götürdü.

’Tak, tak  vurmaya başladı.

Kaleiçinden deniz bir başka gözükür insana.

Aşağıda masmavi uzanan deniz ve adalar.

Hele şansın varsa, sis yoksa Midilli ve  Karaburun çok net görünürdü. Akşam kızıllığı ufku rengarenk boyamıştı...

          ‘’ Tak , tak ‘’

Nihayetinde kapı açıldı ….

HÜSEYİN KARAARSLAN 

Son Yazılar