HASAN ESER

HASAN ESER

mahalligundem.com Genel Yayın Yönetmeni

Sosyal medya teröristleri yine iş başında!

01 Kasım 2020 - 14:36

Toplumu ilgilendiren diğer olaylarda olduğu gibi, yüreğimizi yakan İzmir depremi sonrasında da sosyal medya trolleri yine çıktı sahneye. 

Provokasyon kokan paylaşımlar ardı ardına geldi.

Amaçları belli, farklı siyasi görüşten insanları birbirine düşman etmek ve Devlet’e karşı kışkırtmak…

Özetle, ülkemizi kutuplaştırmak isteyen gizli güçlere bilerek ya da bilmeyerek hizmet edenlerin psikolojik manipülasyonu…

Ne ki hainler için özne ‘İzmir’ olduğunda, gündemi ‘kaşımak’ daha da kolay oluyor.

Sosyal medya teröristlerinin paylaşımlarını alıntılayıp onların ekmeğine yağ sürecek değilim. O paylaşımların ne olduğunu az-çok hepimiz biliyoruz.
 
Yöntemleri çok basit!
 
Muhafazakâr görünümlü (Bilinçaltına AK Parti’ye yakın mesajı veriliyor!) trol hesaplar üzerinden, İzmir’de vuku bulan hemen her toplumsal olay doğrudan hedef alınıyor. İzmir’de yaşanan bütün toplumsal felaketler /olumsuzluklar, kentin siyasi yapısı, etnik zenginliği ve yaşam tarzıyla ilişkilendirilmek isteniyor. İzmir üzerinden sürekli bir sebep-sonuç ilişkisi kurulmaya çalışılıyor.
 
Seküler ve hoşgörü üzerine kurulu bir yaşam tarzına sahip olan İzmir'in hassasiyetleri, aslında uzun yıllardır sosyal medya eliyle psikolojik tacize uğruyor.
 
Fettullahçı Terör Örgütünün sözde ‘Altın Şehir’ olarak seçtiği İzmir’in bu kadar çok hedefte olmasına şaşırmamak gerekir. Ayrıca PKK ile bağlantılı olduğu ortaya çıkan bazı isimlerin İzmir’deki hangi belediyelerle ilişkili olduklarını da zaman zaman gazetelerden okuyoruz.
 
Gelelim zurnanın zırt dediği yere…
 
Laik, Kemalist, CHP’li vs olmak için sosyal medya hesabındaki profil sayfasına Atatürk resmi koymak yeterli midir?
 
Diyelim ki, Kemalist görünümlü sahte birkaç sosyal medya hesabı üzerinden muhafazakarları hedef alan çirkin paylaşımlar yapılıyor. Ve hal böyleyken, bizler bütün o paylaşımların faturasını milyonlarca insanın sırtına yükleyebilir miyiz?
 
Cevabınızın ‘Hayır’ olduğunu kabul ederek soruyorum:
 
Kullanıcı adıyla, profil fotoğrafıyla ve paylaşımlarıyla ‘sahte’ oldukları gün ışığı gibi aşikâr olan trol hesapların mezkûr paylaşımları/saldırıları, niçin bütün Milliyetçi-Muhafazakâr kesimin sırtına yüklenmek isteniyor?
 
İsteniyor çünkü İzmir’i yaşam tarzı üzerinden tahrik etmeye çalışanlar ile aralarında hiçbir fark yok! Onlar da tam tersini yapmaya çalışıyor.
 
Muhafazakâr görünümlü trol hesapların özellikle de Twitter üzerinden yaptığı algısal paylaşımların ekran görüntüleri alınıyor, sonra da o paylaşımlar Facebook ve Instagram sayfalarının yanı sıra whatsapp gruplarında paylaşıyor.
 
O paylaşımları sözde ‘belge’ olarak paylaşan bilge(!) kişiler; “Görünce şok oldum! Ne diyeceğimi bilemiyorum…” kabilinden ifadelerle başlıyor söze…
 
Sonra başlıyor domino etkisi! Muhafazakarları aynı torbaya koyan paylaşımlar ardı ardına geliyor.
 
Bu son deprem olayında da İzmir'i ve İzmirliliği kutsayan paylaşımlar yapıldı.

Evet, sanki İzmirli olmayan ya da İzmir’in yaşam tarzını benimsemeyenler, İzmir’in yaşadığı felakete seviniyormuş gibi bir algı pompalanmaya çalışıldı.
 
Bir Allah’ın kulu da çıkıp “Yahu bir dakika! İzmir demek Anadolu demektir. İzmir demografik yapısıyla tam olarak bir Türkiye mozaiğidir” demedi. 
 
Boş verin buraya kadar anlattıklarımı…
 
Aslında İzmir’i hedef alan o paylaşımların kimler tarafından ve hangi amaçla yapıldığını 7’den 70’e herkes bal gibi biliyor.
 
Ama… Merkezi iktidara laf çakabilmek için her olaydan bir vazife çıkarmaya çalışanlar, Devlet düşmanlarının değirmenine su taşıma pahasına, trol hesapların paylaşımlarından da vazife çıkarmaktan geri kalmıyor.
 
Son olarak…

Türkiye'nin deprem gerçeğiyle bu defa da İzmir’de yüzleştik.

Büyük bir felaket yaşadık.

Yine canlarımızı yitirdik, yine yüreğimiz yandı, yine ocaklar söndü.

Ve gerçek olan şu ki hadiseyi ‘mukadderat’ diyerek asla geçiştiremeyiz.
 
Bugüne kadar yaşadığımız ve gelecekte yaşayabileceğimiz deprem felaketlerini sorgulamalıyız.

Ama bunu ne olduğu belirsiz sosyal medya hesaplarının paylaşımları üzerinden yapmamalıyız.

Gerçekten sorgulamak ve eleştirmek istiyorsak, binaları ruhsatlandırma ve denetim yetkisine sahip olan yerel yönetimlerden yola çıkabiliriz. Hatta bu noktadan hareketle, merkezi iktidarın ‘İmar Barışı’ hezeyanını da yeniden masaya yatırabilirz.  
 
NOT: Cumhuriyet tarihinin kuşkusuz en başarılı İçişleri Bakanlarından biri olan Sayın Süleyman Soylu’ya güveniyorum. Sayın Süleyman Soylu, bir zamanlar ülkemizde cirit atan teröristlerin adeta kökünü kazıdı.
İçişleri Bakanlığımız, sosyal medya eliyle bilerek ya da bilmeyerek Devlet düşmanlarına hizmet edenlere de nefes aldırmıyor, gereğini yapıyor.
 
Öyle ki İzmir depremi üzerinden bölge halkıyla ilgili nefret suçu içeren paylaşımlar yapan 6 kişinin gözaltına alındığı açıklandı. İçişleri Bakan Yardımcısı Sayın Muhterem İnce de "İçindeki kini ve nefreti sosyal medyadan yaymaya devam edenler; Yazdıkça Yakalanacaksınız!" ifadesiyle adeta ‘Hodri meydan’ dedi.

İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu başta olmak üzere, Sayın Muhterem İnce’ye, bakanlık çalışanlarına ve bütün güvenlik güçlerimize, İzmirli bir vatandaş olarak teşekkür ediyorum.
 
NOT 2: Yurt dışında ‘Müslüman’ olduğu iddia edilen manyağın biri çıkıp birilerine saldırıyor, sonra bütün Dünya bir kişinin yaptığını bütün Müslümanların sırtına yüklüyor. Tıpkı Daeş örneğindeki gibi. Diğer taraftan kendisini şeyh ilan eden sözde bir tarikat liderinin sapıklıkları ortaya çıkıyor, birileri yine konuyu genellemeye çalışmaktan geri kalmıyor. Ne içeride ne dışarıda İslamofobik saldırıların ardı arkası kesilmiyor.

Hasan Eser / Mahalli Gündem.com