HASAN ESER

HASAN ESER

hasaneser35@gmail.com
  • Youtube

Korona Türkiye'yi değiştirir mi?

09 Nisan 2020 - 22:56

‘Artık neden yazmıyorsun?’ diye çok fazla soru geliyor.

Köşenin devamlı takipçileri bilir, genelde siyasi konularda yazarım.

Bazen de yaşadığım yere, Foça’ya dair konuları alırım gündemime.

Kısacası, Covid-19 yüzünden insanlar canıyla uğraşırken, bendeniz de siyaseti ve/veya Foça’nın ne kadar kötü yönetildiğini yazacak değilim elbet.

Tabii ben böyle yanıt verince de “O zaman sen de koronavirüs hakkında yazsana…” diye akıl verenler de yok değil.

Zaten en büyük sorunlarımızdan biri de bu değil mi?

Konuşmuş olmak için konuşmak, yazmış olmak için yazmak, paylaşmış olmak için paylaşmak.

Hekim değilim, bilim adamı değilim, akademisyen değilim, ekonomist değilim, ekonomi ya da sağlık konusunda uzmanlaşmış bir gazeteci de değilim.

Dahası, salgın hastalık gibi toplum sağlığını yakından ilgilendiren son derece hayati bir konuda ahkam kesecek kadar cahil de değilim.

İnsan sağlığını/yaşamını doğrudan tehdit eden bir konuda kelam etmenin sorumluluğunu iyi bilmek gerekir.

Ne var ki, özelikle de sosyal medyada müthiş bir 'bilgi kirliliği' yaşanıyor.

Hem de birkaç layk daha fazla alabilmek uğruna...

Diyeceğim o ki, olası hatalı bir bilgi üzerinden tek bir insanı dahi yanlışa yönlendirmiş olmak, o insanın bütün vebalini almaktır. Koronaya yardım ve yataklıktır. 

FACEBOOK’U KAPATTIM, RAHATLADIM!

"Kapı Camiinde bir yalan uydurdum. Aziziye Camiinde duydum. Sultan Selim Camiinde ben de inandım” misali…

Birileri, Twitter üzerinden bir yalan uyduruyor. O yalanı Facebook’ta görünce kendileri de inanıyor.

Sosyal medyada her kafadan bir ses çıkıyor.

Herkes kendi doğrusunu kabul ettirmeye çalışıyor.

Ben, toplum olarak sadece siyaset, spor, sanat ve sinema gibi alanlarda uzman olduğumuzu sanıyordum.

Eksik biliyormuşum!

Öyle ki ‘korona’ sayesinde, halk sağlığı, biyoloji bilimi ve küresel ekonomi konusunda da uzmanlaşmış(!) bir toplum olduğumuzu öğrenmiş oldum.

Ve bu süreçte gördüklerim tahammül sınırlarımı aşınca, Facebook-Instagram gibi sosyal medya hesaplarımı bizatihi kapattım. Ne yalan söyleyeyim, çok rahatladım ve şöyle dedim: Dünya varmış!

BOL KESEDEN SALLAMAK…

Komplo teorisyenleri gündemi domino ediyor.

Kehanetler havada uçuşuyor.

Önüne gelen bol keseden sallıyor.

Sallamanın sınırı yok!

Tutarsa… “Ben demiştim!” diyecekler.

Tutturamayanlar için de sorun yok, nasıl olsa çabuk unutuluyor.

Dün akşam yemeğinde ne yediğini hatırlamakta zorluk çekenlerin, kimin ne söylediğini hatırlayıp sorgulayacak hali yok nasıl olsa, öyle değil mi?

ÖRTÜLÜ GÜNDEM

Sosyal medyanın “markaj altında” olduğu düşüncesi, whatsapp gruplarını yaygınlaştırıyor.

Türkiye’nin örtülü gündemini whatsapp grupları belirliyor.

Provakasyoncu trolleri engellemek amacıyla Twitter'ın mercek altında tutulmasını destekliyorum.

Ancak Twitter'daki alanın daralmasıyla genişleyen whatsapp gruplarını da gözden kaçırmamak lazım.

PEKİ, PEKİ, PEKİ, PEKİ, PEKİ….

TV’lerde yayınlanan haber-tartışma vs. gibi programlar, toplumu tatmin etmiyor.

Çünkü TV programları konuları ‘dar çerçevede’ irdeliyor.

Yayın politikaları ‘ne şiş yansın ne de kebap’ olan TV programları, deyim yerindeyse top çeviriyor; saat dolduruyor.

Yeri gelmişken, tartışma programlarında dikkatimi çeken bir husus var: konuklardan biri ne zaman ciddi bir konuda konuşmaya başlasa, programın moderatörü şöyle diyor: “Peki, peki, peki, peki…”

Allah aşkına, nedir o ‘peki’?

Bir tür şifre mi?

YAŞASIN YOUTUBE!

Birbirinden önemli TV kanalları, birbirinin kopyası niteliğinde, suya sabuna dokunmayan konular üzerinden alelade programlar yapmaya devam ededursunlar, artık hiçbirini izlemiyorum. Ve ‘Yaşasın YouTube’ diyorum.

Kemal Öztürk, Ruşen Çakır, Cüneyt Özdemir ve Çağlar Cilara gibi birbirinden kıymetli isimler, YouTube üzerinden öyle kayda değer programlar yapıyorlar ki, “Maske takalım mı takmayalım mı?” kısır döngüsünden bir türlü çıkamayan TV programlarını izlemek, bana göre artık zaman kaybından başka bir şey ifade etmiyor.

KORONA BELASINDAN NE ZAMAN KURTULURUZ!

Tamam! Uzmanı değilim, ama benim de naçizane fikirlerim var elbet.

Nihayetinde serde gazetecilik var.

Dün gece bir arkadaşım aradı ve şöyle sordu: Bu korana kabusu ne zaman biter?

Cevabım:

Diyelim ki her şey yolunda gitti ve Türkiye’de birkaç hafta içinde normal hayatımıza döndük!

O vakit her şey bitti mi?

Lafı hiç dolandırmadan söyleyeyim, BİTMEDİ/BİTMEZ!

Çünkü…

Dünyanın herhangi bir ülkesinin herhangi bir ücra kasabasında yaşayan son koronavirüslü hasta da iyileşmeden, bu beladan kurtuluş yok!

Bilindiği üzere, korona belası ilk defa Çin'in Hubey eyaletindeki Vuhan kentinden çıktı ve türedi.

Yani? Yanisi şu: bizim ‘bitti’ dediğimiz anda, önceki satrıda varsaydığımız o ücra kasabadan virüsün yeniden dünyaya yayılmayacağını bize kim garanti edebilir ki?

Evet, sorun bütüncül olmakla beraber domino etkisine sahip!

Zaten en büyük hata da küresel bir sorunla, ülkesel mücadele etmeye çalışmak değil mi?

Ortada dünya genelini etkileyen ve sınır tanımayan bir virüs var.

Ne var ki hemen her ülke kendi bildiğini okuyor. 

İş lafa geldiğinde küreselleşme edebiyatı yapanlar, bütün insanlığın ortak düşmanı olan virüse karşı birleşip tek bir merkezden mücadele veremiyor.

Boş verin dünyayı, sözde ilerici Avrupa’nın birliği dahi sınıfta kaldı bu süreçte.

Salgın sonrasında, üye ülkelerin Avrupa Birliği’nde kalıp kalmamayı epey bir sorgulanacağını düşünüyorum. Hatta ve hatta İtalya gibi korona mağduru ülkeler Avrupa Birliği’nden çıkmayı doğrudan gündemine alırsa da hiç şaşırmamak gerekir.

MARMARA DEPREMİNDEN DOĞAN KRİZ

Krizlerden beslenmeyi alışkanlık haline getiren birileri, ne yaparım da korona üzerinden AK Parti hükümetini yıpratırım derdinde…

Korona sürecinin başında, AK Parti’nin hükümetinin ‘konaklama vergisi ve uçak biletlerinde indirim’ gibi düzenlemeleri, korona mağduru vatandaşa bir lütufmuş gibi açıklaması, en bariz hatalarından biriydi.

CHP'li belediyelerin vatandaşa yardım için başlattığı bağış kampanyasına ambargo uygulanması da ayrı bir tartışma konusu...

Ancak her şeye rağmen AK Parti hükümetinin süreci iyi yönettiğine inanıyorum. Zira hükümetin süreci kötü yönetmek gibi bir lüksü de yok!

Düşünün!

1999 büyük Marmara depreminin sonucu 2001 ekonomik krizi oldu.

Ve 2001 krizinden de AK Parti doğdu.

Koronavirüs doğal bir afet. Tıpkı Marmara depremi gibi.

Diyeceğim o ki, korona felaketinin de sonuçları olacaktır.

18 yıldır iktidarda olan AK Parti, belki de en büyük sınavını veriyor.

AK Parti, korona sürecini ve sonrasını başarıyla yönetmesi halinde, bu süreçten daha da güçlenerek çıkacaktır. Aksi halde bir dahaki seçimde, Türkiye’de bir iktidar değişikliği kaçınılmaz olur.  

Hasan Eser / Mahalli Gündem.com 

Son Yazılar