Şablon haberciliğin daniskası...
Tıpkı festival ve şenlik haberlerinde kullanılan “…Coşku Tavan Yaptı” başlığı misali…
Coşkunun c’sini halen “Ç” olarak yazanlar da cabası, hadi ona da klavye sürçmesi diyelim.
Evet, Türk medyasının vazgeçemediği klişelerden biridir bu “Ciğerlerimiz Yandı” başlığı.
Ne yalan söyleyeyim, ben de dâhil olmak üzere, dramatize etme konusunda dünyada üstümüze yoktur.
Bir de internet medyasının geleneksel medyanın yerini almasıyla birlikte yaygınlaşan “Tık Haberciliği” meselesi var ki okuru haber portalı takip etmekten soğutan/uzaklaştıran başlıca faktörlerden biridir.
Mesela: “O ilçede evler boşaltılıyor, yangın yavaş yavaş şehir merkezine doğru ilerliyor!”
Allah Allah, hangi şehirde, hangi ilçedeymiş o yangın? Oku, oku, oku ki öğrenebilesin!
Rahmetli Hıncal Uluç, köşe yazılarında sık sık Türk medyasını eleştirirdi. Gazetecilikte fikri takibin önemine işaret eder ve Türk medyasının bu konuda yetersiz olduğunu savunurdu.
(Fikri Takip: Bir haberin yayımlanmasının ardından, o konuyla ilgili ortaya çıkan tüm yeni gelişmeleri, değişimleri ve sonuçları titizlikle izleme ve kamuoyuna aktarma pratiğini ifade eder.)
Dördüncü Gücün Kutuplaşması ve Etkisini Yitirmesi
Günümüzde sosyal medyanın geleneksel medyanın önüne geçmesi çağımızın bir gerçeği olsa da, geleneksel medyanın etkisini yitirmesini sadece dönemin şartlarına indirgememek gerekir.
Zira bir zamanlar “Dördüncü Güç” olarak tanımlanan medyanın, her geçen yıl biraz daha etkisi azalıyor. Aslında Türk medyası biraz da kendi ektiğini biçiyor!
Ülkemizde hayatın birçok alanında olduğu gibi, medya da tam ortadan ikiye bölünerek kutuplaşmış durumda. Her iki kutup da kendi safında olup biten olumsuzlukları temize çıkarma/savunma ve yine her iki kutup da her şeyin faturasını karşı mahalleye kesme çabasında.
Arızalı saatin bile günde iki defa doğruyu gösterdiği gerçeğinden yola çıkarak, insan sormadan edemiyor:
- Muhalefetin haklı olduğu, doğru söylediği bir husus yok mu?
- İktidarın yaptığı hiç mi faydalı bir icraatı yok?
Koro halinde, her iki kutup da kendi doğrusunu kabul ettirmeye çalışıyor. Hâl böyle olunca da, siyasetçiler adına bir nevi “vekalet savaşı” veren medyanın etkisi de sınırlı kalıyor.
Tabii ki Türkiye’nin mevcut şartları altında gazetecilik yapabilmek kolay değil. Fakat gazetecilik, sabah akşam iktidar destekçiliğinden veya muhalifliğinden ibaret olmamalı.
Yangınlarla Mücadelede Medyanın Rolü
Peki, tüm bunları neden anlatıyorum? Yılmaz Özdil’in YouTube kanalında işaret ettiği gibi, Türk medyasının artık “Ciğerlerimiz Yandı/Yanıyor” şeklinde manşet atmaktan çok daha fazlasını yapması gerekiyor!
Hissedilen her deprem sonrasında “deprem uzmanlarının” kapısı aşındırılıyor.
Uzmanlarımız ekran ekran gezip görüşlerini aktarıyor kamuoyuna.
Daha sonra da paneller, söyleşiler, konferanslar yapılıyor ardı ardına.
Ve öyle ya da böyle nispeten de olsa bir bilinç oluşmaya başlamadı değil ülkemizde!
Evet, son yıllarda ülke olarak en büyük kâbuslarımızdan biri de “orman yangınları.”
Gün geçmiyor ki bir yangın haberi daha almayalım.
Birini söndürdük derken diğeri başlıyor!
Ormanlarımız kül oluyor! Hayvanlar acı çekerek telef oluyor. İnsanlarımız mağdur, tarım arazilerimiz ve doğal zenginliklerimiz yok oluyor.
Çoğu yangında yerleşim yerlerimiz yangın tehdidiyle karşı karşıya kalıyor. En önemlisi de yangın söndürme çalışmalarına katılan görevli ve gönüllü insanlarımız şehit oluyor.
Yeri gelmişken...
Her yangın sonrasında ağızlarını yaya yaya “Abi bilerek yakıyorlar ya…” diyenlerden de usandığımı söyleyebilirim.
Çıkan orman yangınlarının ekseriyetinin insan kaynaklı olduğu gerçeğinin altı sürekli çiziliyor.
Fakat sosyal medyadaki denetim eksikliği, doğrulanmamış haberlerin hızla yayılmasına ve yanlış bilgilerin kontrolden çıkmasına zemin hazırlıyor.
Öyle ki zaman zaman sosyal medya üzerinden “sabotaj” ihtimali yaygara ediliyor. Neyse ki bu ve buna benzer paylaşımların manipülatif bir iddiadan öte olmadığının anlaşılması çok da uzun sürmüyor.
Ayrıca bir de sosyal medyada her felaketin ardından “Üzgünüm, üzgünüz, yazık, çok yazık” diye her şeye üzülen bir zümre de yok değil.
Gerçekten üzülen ve duygularını ifade etme ihtiyacını duyan insanları tenzih ediyorum.
Dahası, bazı insanların her ne kadar sosyal medyada “beğeni” bağımlısı olduklarını düşünüyor olsam da, yine de kendilerine saygı duymakla birlikte “Ahhh aahhh, vahhh vahh…” diye hayıflanmanın kimseye bir faydası olmadığının da altını çizmek isterim.
Ne yazık ki, dramatize etmek konusunda başarılı olduğumuz kadar, meselelere çözüm üretme ve önerme konusunda başarılı değiliz. Özellikle de bu yangınlar konusunda…
Sürekli olarak “THK'nın Ateş Kuşları olarak bilinen uçakları” üzerinden bir propaganda yapılıyor. “Öyle olsaydı böyle olmazdı…” varsayımları üzerinden birileri birilerini suçlamakla yetiniyor!
"Hava İtfaiye Teşkilatı" kurulamaz mı?
2002’den bugüne iktidarda olan AK Parti’nin en önemli başarılarından bir tanesi “savunma sanayinde” atılan adımlar ve gelişimdir. Türk savunma sanayisi 7’den 70’e hepimizi gururlandırıyor!
Tabii ki ülkemizin bu yöndeki gelişimi bir zorunluluktur! Öyle ki ülkemizin "ateş çemberi" olarak nitelendirilen bir bölgede yer alıyor olması ve jeopolitik konumu, güçlü değil, çok güçlü olmasını zaruri kılmıştır.
Evet, tıpkı “milli savunma” konusunda olduğu gibi, iklimi, doğası ve coğrafi koşulları sebebiyle “yangınlarla mücadele” konusunda da “çok güçlü” olmak zorundayız.
“Eskiden bu kadar çok yangın çıkmıyordu yahuuu…” diyenler, sanırım dünyadan bihaberler. Dünyada birçok ülkenin birinci gündem maddesi: İklim krizi. Birleşmiş Milletler'in en yüksek yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı, iklim değişikliğinin "acil ve varoluşsal bir tehdit" oluşturduğunu açıklıyor.
Dünya bu konuda alarm halindeyken, sosyal medyada, mangal yakan insanların yangınlara sebep olduğunu ve televizyon kanallarında kamu spotu yayınlayarak toplumun bilinçlendirilmesi gerektiğini önerenler de var.
Elbette “mangal” da ülkemizin bitmeyen sorunlarından biridir. Fakat bu ülkede ulu orta mangal yakmanın yangınlara sebep olduğunu bilmeyen ve bunu kamu spotuyla öğrenecek olan vatandaşlarımız varsa vay bu ülkenin hâline.
Önceki satırlarda ifade ettiğim gibi, yangınlarla mücadele konusunda, belki de dünyanın süper güçlerinden bir tanesi olmak zorundayız.
Nasıl ki her ilde ve ilçede bir itfaiye teşkilatı varsa, yedi coğrafi bölgemizin her birinde de modern, tam donanımlı ve müdahaleye hazır bir Hava İtfaiye Teşkilatı konuşlandırmak artık kaçınılmaz bir gerekliliktir.
Bence “Erken seçim” için imza toplayanlar, güçlü bir filonun kurulmasını talep etmek adına da imza toplayabilirler. Hatta miting bile yapabilirler! Sözün özü, sosyal medyada “üzülüyormuş” gibi yapmak yetmez!
HASAN ESER
Yorumlar
Kalan Karakter: