Meşin Yuvarlağın Ötesi: Küresel Siyasetin Yeni Cephesi Futbol
Dünya Kupası’nın heyecanı kapıdayken, tribünlerden yükselen tezahüratların çok ötesinde, kapalı kapılar ardında bambaşka bir oyunun kurulduğuna şahitlik ediyoruz. Bugün futbol, yalnızca yirmi iki kişinin bir topun peşinde koştuğu bir temaşa sporu olmaktan çıkmış; trilyon dolarlık devasa bir sektöre, uluslararası ilişkilerin en keskin "yumuşak güç" enstrümanına ve hatta devletlerin varlık mücadelesi verdiği bir diplomasi masasına dönüşmüş...
Yaklaşan Amerika Birleşik Devletleri merkezli Dünya Kupası, bu gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne sererken, Türkiye-ABD maçı vesilesiyle Donald Trump ve Recep Tayyip Erdoğan gibi dünya liderlerinin bir araya gelecek olması, yeşil sahanın nasıl bir siyasi zirve alanına dönüştüğünün en somut kanıtı...
Geçmişe dönüp baktığımızda, futbolun jeopolitik bir kalkan olarak nasıl kullanıldığını Katar örneğinde net bir şekilde görebiliyoruz.
Hatırlanacağı üzere, Suudi Arabistan’ın Katar’ı adeta "yutmak" istediği, Trump’ın da ilk döneminde Katar’ı "terörist devlet" ilan ederek bu kuşatmaya destek verdiği sancılı bir süreç yaşanmıştı.
Bu varoluşsal krizden çıkış yolu ise şaşırtıcı bir şekilde sahalardan geçti. Katar, 30 milyar doları aşan devasa bir bütçeyle Dünya Kupası’na ev sahipliği yaparak, dünyaya kendi varlığını ispat etti. Bu harcama, bir spor yatırımı değil, kelimenin tam anlamıyla bir "varoluş harcaması"ydı.
Katar bu hamleyle krizi atlatırken, komşusu Suudi Arabistan da futbolun imaj yaratma gücünü keşfetmekte gecikmedi. Bugün Suudi Arabistan’ın futbola akıttığı milyarlarca dolar, aslında küresel arenada yeni bir imaj inşa etme ve siyasi nüfuz alanını genişletme çabasından başka bir şey değildir.
Futbolun bir "vekâlet çatışması aracı" veya "uzlaşma platformu" olma rolü sadece Körfez ile sınırlı değil.
İran ve ABD arasındaki gerilimin sahalara yansıması veya bir dönem Türkiye ile Ermenistan arasındaki yakınlaşma sürecinde oynanan millî maçlar, futbolun diplomasinin tıkandığı yerlerde nasıl bir "buzkıran" vazifesi gördüğünü kanıtlıyor.
Bugün gelinen noktada futbol, artık devletlerin birbirlerine mesaj gönderdiği, güç gösterisi yaptığı ve stratejik hamlelerini kurguladığı devasa bir satranç tahtası niteliğinde.
Bu küresel ekosistemin ayrılmaz bir parçası olan Türkiye Süper Ligi ve bu sistemin en önemli çarklarından biri olan Fenerbahçe de bu dönüşümden azade değildir.
Fenerbahçe’de gerçekleşen başkanlık seçimi, sadece bir kulüp yönetimi değişimi olarak okunmamalıdır. Yeni seçilen başkanın savunma sanayisi üzerinden devletle olan ticari bağları ve müteahhitlik kimliği, futbolun siyaset ve ekonomiyle ne denli iç içe geçtiğini göstermektedir.
Soru şudur: Uluslararası arenada futbolun fonksiyonları yeniden tanımlanırken, bu yeni profil Fenerbahçe’yi ve Türk futbolunu küresel platformda nasıl temsil edecektir?
Öte yandan, kulüplerin içinde bulunduğu kronik parasal sorunlar, futbolu devletin finansal mekanizmalarına daha da bağımlı hâle getiriyor.
Beşiktaş örneğinde gördüğümüz üzere; kulübün değerli arazilerinin devlet kurumları üzerinden değerlendirilmesi ve karşılığında alınan milyarlarca liralık avansların transfere aktarılması, sporun ekonomik özerkliğinin nerede bittiğini, devlet siyasetinin nerede başladığını sorgulatıyor.
Türkiye’de futbol, siyasetin tam göbeğinde yer alırken, devlet destekli inşaat projeleriyle kulüplerin ayakta tutulmaya çalışılması, bu devasa sektörün ne kadar kırılgan ama bir o kadar da siyaseten kullanışlı olduğunu kanıtlıyor.
Dijital çağın getirdiği yeni dinamiklerle birlikte futbol, artık sadece bir spor dalı değildir. O, sınırların ötesine geçen bir ticaret hacmi, uluslararası bir uzlaşma veya çatışma alanı ve ülkelerin kendi iç siyasetlerini dizayn ettikleri bir kaldıraçtır.
Millî takımımızın gruptan çıkmasını ve sahada başarılı olmasını tüm kalbimizle dilerken, tribündeki taraftarın coşkusunun arkasındaki bu karmaşık arka planı, siyasi pazarlıkları ve ekonomik devinimleri göz ardı etmemeliyiz. Bir dahaki sefere top kaleye girdiğinde sormamız gereken soru şu olmalı: Golü atan sadece futbolcu mu, yoksa o vuruşun arkasındaki devasa jeopolitik akıl mı?
ENGİN CİVAN
Yorumlar
Kalan Karakter: