NATO Ankara Zirvesi: Türkiye ve ittifakın geleceği
Ankara’da gerçekleşen NATO Zirvesi, sadece diplomatik bir buluşma ya da protokol ziyaretlerinden ibaret değil; Türkiye’nin küresel arenadaki yeni pozisyonunu dünyaya ilan eden tarihi bir eşiktir.
Bugün karşımızda duran NATO, kuruluş kodlarından kopmuş, tabiri caizse "müruru zamana" uğramış ve raf ömrünü tamamlamış bir yapı görüntüsü vermektedir.
Tıpkı "Dünya beşten büyüktür" eleştirisine muhatap olan Birleşmiş Milletler gibi, NATO da bugünün çok kutuplu dünyasında ciddi bir varoluş krizi yaşamaktadır. Ancak bu krizin ortasında Türkiye, Ankara Zirvesi ile hem ev sahibi hem de bir oyun kurucu olarak masadaki yerini perçinlemiştir.
Bu büyük dönüşümü anlamak için hafızamızı biraz tazelemek, nereden nereye geldiğimizi görmek zorundayız.
Türkiye’nin NATO macerası bir tercihten ziyade, o günün şartlarında bir "can havli" ile hayatta kalma mücadelesiydi.
Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı Molotov’un Kars ve Ardahan’ı ilhak etme niyetini açıkça telaffuz ettiği o karanlık Soğuk Savaş yıllarında, Türkiye’nin bu devasa güce karşı koyacak ne hava ne deniz ne de yeterli kara gücü vardı.
O dönemde NATO’ya girmek için adeta yalvaran bir Türkiye portresi çiziliyordu çünkü kendi savunma sanayisi olmayan, ordusu İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma teknolojiyle ayakta durmaya çalışan bir ülkeydik.
Bugün ise durum taban tabana zıt...
Bir zamanlar İstanbul Vatan Caddesi’ndeki 30 Ağustos törenlerine katılmak için yola çıkan 15 tankından ancak 5 tanesinin tören alanına ulaşabildiği, diğerlerinin yolda bozulduğu o "döküntü" dönemler geride kaldı.
Amerika’nın ihtiyaç fazlası gemilerine ve uçaklarına muhtaç olan bir ordudan, bugün kendi yerli mühimmatını, İHA ve SİHA’larını üreten, hatta bu teknolojisiyle Rus saldırısını Kiev kapılarında durduran bir askeri güce dönüştük.
Eğer Türk SİHA’ları Ukrayna’da o hamleyi yapmasaydı, bugün bambaşka bir harita konuşuyor olacaktık.
Dünya artık üç kutuplu bir dengenin eşiğinde: Bir yanda yükselen Çin ve Rusya, diğer yanda ise hem ekonomik hem de imparatorluk yaşı itibarıyla zorlanmaya başlayan bir Amerika.
Bu yeni denklemde Amerika, Avrupa’ya "artık elinizi cebinize atın" mesajını net bir şekilde veriyor.
Bugüne kadar Amerikan güvenliği sayesinde savunma harcamalarından tasarruf edip, parayı sosyal devlet harcamalarına ve altyapıya aktararak "Alman Mucizesi" gibi başarılar yakalayan Avrupa, şimdi çıplak gerçekle yüzleşiyor.
Rus tehdidi ve Çin’in ekonomik saldırısı karşısında Avrupa’nın elindeki en güçlü, hatta tek güvenilir partner Türkiye’dir. Ankara’daki zirve de Avrupa’nın bu gerçeği bizzat yerinde görmesine vesile olmuştur.
İçeride yapılan bazı sığ eleştirilere, "bu kadar masrafa ne gerek vardı" diyen vizyonsuz yaklaşımlara ise sadece "reel politik" penceresinden bakmak gerekir.
Misafirperverlik bazen pahalıya mal olabilir ancak Türkiye bu sayede tüm dünyaya geri kalmış, fakir ya da döküntü bir ülke olmadığını kanıtlamıştır.
"Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez" atasözümüzde olduğu gibi, Türkiye’nin bu zirvede sergilediği ihtişam ve güç, Avrupa ve Amerika’dan beklenen o "onayı" ve "saygıyı" fazlasıyla getirmiştir.
Hatta eleştirilen o mekanlar, devletin temsil makamları için bir zarurettir.
Geçmişin döküntü mobilyalı, Devlet Malzeme Ofisi sandalyeleriyle döşeli Çankaya Köşkü’nde dünya liderlerini ağırlamanın "fakirlik edebiyatı" dışında ülkemize hiçbir faydası yoktur.
Bugün Ankara’ya gelen liderlerin o ihtişam karşısındaki hayranlığı, aslında Türkiye’nin gücüne duyulan hayranlıktır.
Trump’ın bile "Türkiye olmasa bu işleri yürütemezdik" diyerek Ortadoğu ve ötesindeki Türk ağırlığını itiraf etmesi, yürüttüğümüz bu stratejinin başarısıdır.
Türkiye, artık bir sığınmacı gibi kapısında beklediği kurumlara yön veren, onların eksiklerini kapatan ve bölgesel güvenliğin anahtarı haline gelen bir güçtür.
NATO’nun raf ömrü dolsa da Türkiye’nin bu coğrafyadaki mühleti asla dolmayacaktır.
Gerçek politika; ideolojik saplantılara değil, masadaki güce ve sahadaki başarıya bakar. Türkiye layık olduğu o küresel konuma artık yerleşmiştir ve oradan devam edecektir.
Soru şu: Dünya bu yeni Türkiye gerçeğini kabul etmeye hazır mı? Cevabı Ankara Zirvesi’ndeki o hayran bakışlarda gizli.
Engin Civan
Yorumlar
Kalan Karakter: