DR. HAKTAN SEVSAY

DR. HAKTAN SEVSAY

Ekonomist

Ekmeğin gücü, maske sorunsalı ve karaborsacılık

19 Nisan 2020 - 19:38

Aşırı dindar ve iyi ahlaklı kişilerin bile yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayamadığında kötü davranışlar sergilemesi durumunu ifade eden bir özdeyiş vardır: ‘Açlık sofuluğu bozar.’

Doğru tespittir. Çünkü insanın en temel içgüdülerinden biri yeme-içme dürtüsüdür. Yıllarca eğitim ve anane ile edinilen değerler, bir panik anında bu dürtüye yenilebilir.

Nitekim geçen cuma gecesi 48 saatlik sokağa çıkma yasağı, yasağın başlamasına iki saat kala duyurulunca, açlık değil ama aç kalma ihtimali sofuluğu bozdu.

Sosyal mesafe ve maske takmak gibi kurallar unutuldu.

Market ve fırınlara koşan insanların öncelikle aradığı şey ekmekti.

TÜRK EKMEKSİZ KALINCA…

Bizde açlık denilen şeyin yarısı ekmek ile ilgilidir.

Batı mutfağının aksine, her şeyi tamam ama ekmeği olmayan sofra eksiktir.

Ekmek ‘hayat’ demektir.

Bu durum atasözlerine de yansımıştır: “Eli ekmek tutmak”, “Ekmek aslanın ağzında”, “Toprağı işleyen ekmeği dişler” gibi...

Ekmek besin maddesi olduğu kadar stratejik bir üründür.

Tarihimizde, torbasında ekmek olduktan sonra, Türk askerinin her zorluğa katlandığı görülmüştür.

Mehmetçik, ekmeksizlikten korktuğu kadar ölümden korkmamıştır.

Ekmek yoksa idare ya beceriksizdir ya da onları düşünmüyordur.

Böyle bir idare içinse savaşılmaz!

Balkan Savaşı'nda ve 1'inci Dünya Savaşı’ndaki Filistin cephesine katılan asker ve subayların hatıraları okunduğunda, bu savaşlardaki ağır hezimetin nedeninin ekmeksizlik olduğu anlaşılır.

Bunun içindir ki, iki büyük hezimeti yaşamış bir kurmay kadrosu tarafından yönetilen Kurtuluş Savaşı’nda, cephane nakli kadar gıda lojistiğine de büyük önem verilmiştir.

 Türk askeri için ekmeğin önemi, Kore Savaşı’nda bir kez daha anlaşılmıştır.

Türk askeri, Kore’ye Amerikan gemisi ile nakil edilirken, peynir, reçel ve kırmızı etin eksik olmadığı karavanalarda az miktarda, hem de kayış gibi ekmek çıkarılınca, askerin morali bozulmuştur.

Durumun farkına varan Amerikalılar, apar topar yol üzerindeki Seylan Adasından un temin etmek zorunda kalmıştır.

UMUT FAKİRİN EKMEĞİ

Sadece bizde değil tüm Ortadoğu’da ekmek, temel besin maddesi ve fakirin umududur.

2010 yılının kurak geçmesinden sonra buğday fiyatları artınca, Ortadoğu’nun fakir milletleri umudunu kaybetmiştir.

'Arap Baharı' dediğimiz şey aslında sübvansiyonlu ucuz ekmek alabilmek için fırınların önünde yığılan milyonların eli boş eve gitmek yerine meydanları doldurmasından ibarettir. 

Bu nedenledir ki, 2011’de Hüsnü Mübarek’in istifasını isteyen Mısır halkının sloganı; “Ekmek, haysiyet ve özgürlük”tür.

Dikkat edilirse slogandaki sıralamada ekmek birinci, özgürlük ise sonuncu sıradadır.

Mısır’da Mübarek Suriye’de baba ve oğul Esat’ın baskıcı idaresine halk yıllarca sesini çıkarmamış ancak ekmek bulunamayınca ayaklanmıştır.

2015’te Suriyeli bir muhalif New York Times muhabirinin kendisine yönelttiği “Neden isyan ettiniz?” sorusuna şöyle cevap vermiştir:

“Tel Abyad’da kendi toprağımızı ekip biçiyorduk. Mutluyduk. 2009 ve 2010’da kuraklık oldu. Toprak sapsarı kesildi. Artık gıda ihtiyacımızı karşılayamıyorduk. Yönetim bize ne durumumuzu sordu ne de şikayetlerimizi duydu. Kuraklığa Allah’ın takdiri deyip dayanabilirdik.  Ama bizi umursamayan yönetime asla!..”

KRALLAR DA KORKAR

‘Arap Baharı’ ekmek sıkıntısının neden olduğu ilk ayaklanma değildir.

 Avrupa’da krallıkları deviren Cumhuriyetçi cereyan, Fransa’da ekmek fiyatındaki artışın sonucudur.

Fransa’da tok iken son derece uysal olan halkın aç kalınca bin yıllık hanedanın tacını devirmesi kralları ürkütmüştür.

Bu nedenle, 17. yüzyıl Avrupa’sında gıda fiyatlarındaki dalgalanmaları anlamak ve tedbir geliştirmek üzere istatistikçiler istihdam edilmeye başlanmıştır.

Bu istatistikçilerden biri olan George King, tahıl talebinin esnek olmadığını, yani talebin fiyatlardan fazla etkilenmediğini keşfetmiştir.

King, tuttuğu kayıtlarda Mısır hasatında bir birim  (örneğin %5) azalmanın mısır fiyatında oransal olarak daha büyük bir artışa neden olduğunu (örneğin %10) gözlemlemiştir.

Ekmek ne kadar ucuzlarsa ucuzlasın, 5 ekmek alan aile yine 5, en fazla 6 ekmek almaktadır.

Ancak ekmek fiyatı aşırı arttığı zamanlarda da 5 ekmek alan aile tüketimini en fazla bir ekmek düşürebilmektedir. Aksi taktirde aç kalmaktadır.  

KARABORSACILIK 

Diğer önemli bir konu da arzın talebi karşılayamadığı ve fiyatların hızla arttığı bir ortamda tarım ürünleri arzının hızla arttırılamamasıdır.

Arz artışı için bir yıl sonraki mahsul dönemi beklenmek durumundadır. Bu nedenle hükümetler bir sonraki mahsule kadar uygun fiyattan satış yapılabilmesi için “ekmek şu fiyattan yukarı satılamaz” şeklinde tavan fiyat uygulamasına giderler.

Ancak piyasada bazı aktörler ürünün gerçek değerinin daha yüksek olduğunu bildiklerinden gizlice belirlenen tavan fiyattan daha yüksek fiyata, bu yüksek fiyattan almaya razı kimselere satış yaparlar.

Karaborsa dediğimiz bu hadise zaten arzın talebi karşılayamadığı durumda kıtlığın daha da artmasına neden olur.

VARLIK İÇİNDE YOKLUK

Kıtlık ve yokluk kötüdür. Ama daha da kötüsü varlık içinde yokluktur.

Arkadaşlarımdan biliyorum; varlıklı ailelere mensup olup yok hayatı yaşayan arkadaşlarım, mutlak yoksul olanlara göre daha öfkelidir. Toplumlar da böyledir.

Savaş, doğal afet, salgın hastalık gibi olağanüstü durumlarda gerek halk gerekse tüccarların gıda ürünleri stoklama eğilimleri artar.

Piyasada kafi miktarda mal olsa da  aniden talep yükseldiği için fiyat artar.

Varlık içinde yokluk yaşanır.

Bu durumda tavan fiyat uygulaması yeterli olmaz. Alış-verişe devlet müdahalesi gerekir. Herkese eşit fiyattan ve eşit miktarda ekmek temin edilir.

2’nci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’de benzer bir durum yaşanmıştır.

İnönü yönetimi tedbiren hububat ürünlerine el koymuş, halka karne ile ekmek dağıtılmaya başlanmıştır. 

Ancak gereğinden fazla yapılan stok ve o stokların kötü idaresi milyonlarca ton buğdayın açlık çeken halkın gözü önünde çürümesine neden olmuştur.

Halbuki yeterince buğday üretiliyordu.

1938 yılında ekmeğin kilosu 5 kuruş iken 1943’te 38 kuruşa çıktı.

Türk milleti bu varlık içinde yokluk günlerini affetmedi.

İsmet İnönü, meydanlarda her ne kadar “Sizi ekmeksiz bıraktım ama babasız bırakmadım” diye haykırsa da, yapılan ilk serbest seçimde iktidarı kaybetmekten kurtulamamıştır.  

İLAÇ ve MASKE

Olağanüstü dönemlerde alış-verişe yapılan devlet müdahalesi, kuyumcu hassasiyeti ile sadece gerekli alanlarda yapılmalıdır.

Yukarıda anlattığımız gıda meselesi böyledir.

İlaç konusu da böyledir.

Zira tarım ürünlerinin ve çoğu ilacın etken maddesinin arzı bir anda arttırılamaz. Arz arttırılana kadar çok ihtiyacı olan birileri ilaca ulaşamazken, başka birinde tonlarca stok olabilir.

Covit-19 nedeniyle dünya genelinde bazı ilaç türleri ve medikal ürünlere talep bir anda patlamıştır.

Doğru bir kararla, ilgili ilaçlara devletimiz el koymuştur. Dağıtımına ve kimin ne kadar kullanacağına da devlet karar vermektedir.

Ayrıca yeteri kadar etken maddenin yurtdışından temin edilerek stoklandığını da biliyoruz ve bu hepimizi rahatlatıyor.

Buna karşın herkesin kullandığı maske satışına müdahale kanaatimce yanlış bir müdahale olmuştur.

Maske, ilaç etken maddesinden farklı olarak, kısa sürede arzı arttırılabilen bir üründür.

Cevval Türk müteşebbisi, zaten bir tekstil memleketi olan ülkemizde kısa bir sürede maske üretimini arttırmıştır.

Yükselen maske fiyatları üretimi cazip kılmış tanesi 4 TL den cerrahi 12 TL den de kumaş maske erişilebilir hale gelmiştir.

Eğer maske satış yasağı gelmeseydi, tahminime göre bu fiyatlar daha da düşecekti. Ancak şimdi belirttiğim bu fiyatlardan dahi halk maskelere erişemiyor.

Süpermarket girişlerinde insanlar birbirlerine maske sormakta veya bir yolunu bulup maskesiz alışveriş yapmaktadır-ki bu da salgınla mücadeleye zarar vermektedir-

Bu arada, maske üretimine yönelik yatırımlarını durduran müteşebbisler de ellerinde tonlarca stokla beklemektedir.

Salgınla mücadele, son günlerde sosyal devlet kavramını piyasa karşıtlığı ve devletleştirme sananlara aldırmadan piyasa dinamizminden istifade edilerek sürdürülmelidir.

Dr. Haktan Sevsay