<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/">
    <channel>
        <title>Mahalli Gündem | Yerel Haberler, Ekonomi, Spor, Son Dakika - Çevre</title>
        <description>Mahalli Gündem, Türkiye&#039;nin 81 il ve ilçesindeki yerel haberler, belediye programları ve bölgesel gelişmeleri kapsayan bir internet haber portalıdır.</description>
        <link>https://www.mahalligundem.com</link>
        <language>tr</language>
        <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 04:05:43 +0300</pubDate>
                                <item>
                <title>Tugay: Gediz&#039;in Körfez&#039;i kirletmediğini söylemek sorumluluktan kaçmaktır!</title>
                                    <description>Gediz Nehri&#039;nin Körfez üzerindeki etkisinin bilimsel çalışmalarla ortaya konulduğunu vurgulayan Cemil Tugay, bazı çevrelerin bu gerçeği görmezden geldiğini söyleyerek...</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color:#c0392b;">Gediz için tarihi çağrı: Suyun siyaseti olmaz, sadece geleceği olur</span></h2>

<p>Gediz Nehri'ndeki kirliliğin tarımdan halk sağlığına, yeraltı sularından İzmir Körfezi'ne kadar uzanan etkilerine dikkat çeken İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı <b>Dr. Cemil Tugay</b> ve Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı <b>Besim Dutlulu</b> ortak basın açıklamasında “suyun siyaseti olmaz” diyerek tüm kurumlara ortak mücadele çağrısında bulundu.</p>

<p>Gediz’deki kirliliğin yalnızca belirli bölgeleri ilgilendirmediğini söyleyen Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, <b>havza bazlı</b> mücadele çağrısı yaparak, “Manisa’da nehre karışan bir kirletici, <b>Menemen Ovası’ndaki</b> toprağa, İzmir Körfezi’ndeki denize ve sonunda hepimizin sofrasına ulaşıyor. Bu nedenle bu kirlilik artık noktasal bir sorun olmaktan çıkmıştır” diye konuştu.</p>

<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, “Her kurum amasız, fakatsız iş birliği içinde olmalıdır. <b>Gediz</b> temiz akana, <b>İzmir Körfezi</b> temizlenene ve topraklarımız sağlık saçana kadar bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz” dedi. Besim Dutlulu ise “Havza üzerindeki tüm belediyeler, ilgili tüm kuruluşlar bir araya gelmeli. Gediz’i, Manisa’yı ve İzmir Körfezi’ni korumak için çalışmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>

<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ile Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Gediz Havzası'ndaki <b>çevre kirliliğine</b> karşı ortak ses verdi. Dünya Çevre Günü kapsamında Manisa Saruhanlı Otel’de düzenlenen basın toplantısına Manisa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Burak Deste, MASKİ Genel Müdürü Ali Kılıç, Manisa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcıları Ahmet Ata Temiz, Ulaş Aydın, Pınar Mine Hacıalibeyoğlu, Erk Kayabaş, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarım Danışmanı Prof. Dr. Yusuf Kurucu, İZDENİZ Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Işıkhan Güler, İZDENİZ Genel Müdürü Gökhan Marım, Şehzadeler Belediye Başkan Yardımcısı Emre Halil Esenkaya ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Tülay Yeşillik katıldı.</p>

<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay basın toplantısında Gediz Nehri'nde tespit edilen <b>ağır metallerin</b> ve kimyasal yükün yalnızca su kaynaklarını değil, tarım arazilerini, <b>gıda güvenliğini</b> ve İzmir Körfezi'nin ekolojik dengesini de tehdit ettiğini söyledi. Başkan Tugay, havza genelinde topyekûn mücadele çağrısı yaptı.</p>

<p>Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, çiftçi eğitimlerinden kirliliğin azaltılmasına yönelik çalışmalara kadar her alanda iş birliğine açık olduklarını belirterek “Bilimsel veriler ışığında, şeffaf og ortak bir <b>yol haritası</b> oluşturalım. Havza üzerindeki tüm belediyeler ve ilgili tüm kuruluşlar bir araya gelsin. Gediz’i, Manisa’yı ve İzmir Körfezi’ni korumak için çalışmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yaklaşık bir saat süren toplantının ardından Başkan Tugay og Başkan Dutlulu basın mensuplarının sorularına yanıt verdi.</p>

<h3>Tugay: 401 kilometrelik yaşam koridorunu konuşuyoruz</h3>

<p>Ortak basın açıklamasında konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Gediz Nehri'nin yalnızca bir su kaynağı değil, milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkileyen bir <b>ekosistem</b> olduğunu söyleyerek, “Bugün burada, sınırları haritalarla çizilmiş idari alanları değil; Murat Dağı'ndan doğup Ege Denizi'ne dökülen <b>401 kilometrelik</b> bir yaşam koridorunu, yani Gediz'imizi konuşmak için bir aradayız. Gediz Deltası Kuş Cenneti ve İzmir Körfezi bizim için çok önemli. İzmir Körfezi’nde çok uzun yılların getirdiği bir kirlilik var. Biz biliyoruz ki İzmir Körfezi’nin ağzına dökülen Gediz Nehri, körfezin kirlenmesinde önemli bir etken. Murat Dağı’nda tertemiz akan nehir daha sonra nelere maruz kalıyor, bunu görüyoruz. Bunun çok detaylı çalışılması gerekli diye bir süredir Manisa Büyükşehir Belediyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İZSU, MASKİ, İZDENİZ bu konuyu takip ediyor. Amacımız bizim sorumluluk alanımızda olan bölgelerde kirlilik noktalarını kaydetmek. Bu çalışmalara devam edeceğiz. Görünen o ki hem endüstriyel hem de insani ve tarımsal faaliyetlerden kaynaklı kirlilik var. Çok farklı noktalarda çok farklı kirlenme süreçleri var. Biz bu konuyla ilgili farkındalık paylaşımlarını yapıyoruz ama Gediz Nehri’nin bazı unsurları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’yla ilgili. Herkes kendine düşen sorumluluğu yerine getirmeli. Bazı şeyler <b>siyaset üstüdür</b>. Gediz de bunun en güzel örneği” dedi.</p>

<h3>“Temiz su hakkı ancak bütüncül korumayla mümkündür”</h3>

<p>Gediz Havzası'ndaki herhangi bir noktada oluşan kirliliğin tüm sistemi etkilediğine dikkat çeken Tugay, güvenli su hakkının ancak havzanın tamamının korunmasıyla sağlanabileceğini söyleyerek, “En temel insani hak olan güvenli su hakkının tam anlamıyla sağlanabilmesi, havza suyunun her bir noktasında, yani <b>bütünsel olarak</b> korunmasıyla mümkündür. Havzada yaşayan her bir canlının, her bir vatandaşın temiz suya ve güvenli gıdaya ulaşabilme hakkı kutsaldır ve bu hakkı korumak bizim asli görevimizdir. Güvenli olmayan besinlerle beslenen insanların sağlıklarının iyi olmasını düşünemeyiz. Bütün havzanın bütüncül olarak değerlendirilmesi gerek. Gediz’in Manisa ve İzmir’in sınırlarını aşan bir yapısı var. Herkesi doğrudan ilgilendiriyor” diye konuştu.</p>

<h3>“Yeraltı suları kirlendiğinde, geri dönüşü olmayan bir karanlığa gömülürüz”</h3>

<p>Yeraltı sularındaki kirliliğin giderek arttığını söyleyen Dr. Cemil Tugay, tehlikenin boyutuna dikkat çekerek, “Eğer yüzey ve yeraltı sularımızdaki kirliliği bugün, hemen şimdi sonlandıramazsak çok yakın bir gelecekte <b>tarımsal üretimi</b> sürdüremeyiz. İnsanlar kuyulardan çektikleri suların temiz olduğunu düşünüyorlar ve kullanıyorlar. <b>Yeraltı suları</b> kirlendiğinde, geri dönüşü olmayan bir karanlığa gömülürüz” dedi.</p>

<h3>Havza bazlı ortak rehber</h3>

<p>Gediz Nehri'nin İzmir Körfezi'nin geleceği açısından da kritik öneme sahip olduğunu belirten Tugay, “İzmir Körfezi'nin su kalitesini ve ekolojik dengesini belirleyen en temel unsur Gediz Nehri'dir. İzmir tarihinde hiç yapılmadığı kadar büyük bir tarama yapılıyor. Bugüne kadar <b>1 milyon</b> 200 bin ton dip çamuru temizledik. Bugüne kadar bin tondan fazla deniz marulu temizledik. Körfezin suyunun temizliğini günlük olarak takip ediyoruz. Körfezi kurtarmanın yolu, öncelikle Gediz'i bir bütün olarak kurtarmaktan geçer. Maalesef tarım arazilerimizde bilinçsizce ve aşırı şekilde kullanılan gübreler ile zirai ilaçlar, sadece toprağımızın sağlığını bozmakla kalmıyor; yağmurlarla ve süzülmeyle hem nehrimize hem de yeraltı sularımıza karışarak yaşam kaynaklarımızı zehirliyor. Gediz Havzası üzerinde etkisi ve sorumluluğu olan tüm kurumlara şeffaf ve veriye dayalı bir çağrıda bulunuyorum. Gelin, bu <b>bilimsel raporu</b> havza bazlı ortak bir rehber altlık olarak kabul edelim. Her kurum amasız, fakatsız iş birliği içerisine girsin ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirsin. Gediz temiz akana, İzmir Körfezi temizlenene ve topraklarımız sağlık saçana kadar bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.</p>

<h3>“Gediz'in Körfez'i kirletmediğini söylemek sorumluluktan kaçmaktır”</h3>

<p>Gediz Nehri'nin Körfez üzerindeki etkisinin bilimsel çalışmalarla ortaya konulduğunu vurgulayan Tugay, bazı çevrelerin bu gerçeği görmezden geldiğini söyleyerek, “Gediz'in Körfez'i kirletmediği söylemi kesinlikle doğru değil. Bu konuda yapılan bilimsel çalışmalar ortada. Gediz temiz akmadıkça Körfez'in tamamen temizlenmesi mümkün değil. Bunu söyleyenler <b>sorumluluktan</b> kaçıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Tüm olumsuzluklara rağmen Körfez'de olumlu gelişmeler yaşandığını da belirten Tugay, yapılan çalışmaların etkisinin görülmeye başlandığını ifade ederek, “Körfez geçmiş yıllara göre daha iyi durumda. Ancak sadece yüzeydeki sorunları çözmek yetmez. Uzun yılların yarattığı dipteki kirliliği de yok etmek gerekiyor. Bakanlığın farklı bölgelerde uyguladığı bazı modellerin İzmir'de de uygulanması gerektiği söyleniyor. Ancak bunların yapılabilmesi için izne ihtiyaç var. İzin vermedikleri bir şeyi yapmadığımız için bizi eleştiriyorlar” diye konuştu.</p>

<h3>Dutlulu: Gediz can çekişiyor</h3>

<p>Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu ise Gediz Nehri’nin Manisa ve Ege Bölgesi için taşıdığı öneme vurgu yaparak, “Bu topraklar sıradan bir toprak değil. Gediz sadece bir nehir değil, yaşamın kendisi. Gediz Türkiye’nin en bereketli tarım alanlarından biridir. Kula’dan Alaşehir’e, Salihli’den Menemen Ovası’na kadar bu nehir sadece suyumuz değil; kültürümüz, geçmişimiz ve geleceğimizdir. Gediz <b>bölge ekonomisi</b> ve tarımı açısından hayati öneme sahip. Artık birbirimizin yüzüne bakarak çok acı ve çok çıplak bir gerçeği itiraf etmek zorundayız. Gediz can çekişiyor. Binlerce yıldır bu toprakları besleyen nehri kaybetme riskiyle karşı karşıyayız. Eğer bugün harekete geçmezsek yarın evlatlarımıza bırakacağımız temiz bir damla suyu dahi bulamayabiliriz” dedi.</p>

<h3>59 noktada bilimsel takip</h3>

<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ortaklaşa yürüttüğü izleme çalışmaları hakkında da bilgi veren Dutlulu, Gediz Havzası’nın düzenli olarak takip edildiğini söyledi. Kula’dan İzmir Körfezi’ne kadar uzanan hatta <b>59 farklı</b> noktadan her ay su numuneleri alındığını belirten Dutlulu, bu örneklerin uluslararası akreditasyona sahip laboratuvarlarda analiz edildiğini kaydetti. “Karşımızdaki tablo bir tahmin ya da iddia değil, laboratuvar sonuçlarıyla ortaya konmuş acı bir gerçektir” diyen Dutlulu, bilimsel verilerin nehirdeki kirliliğin ciddi boyutlara ulaştığını gösterdiğini ifade etti.</p>

<h3>“Gediz nefes alamıyor”</h3>

<p>Yapılan analizlerin nehirdeki su kalitesinin birçok noktada alarm verdiğini ortaya koyduğunu söyleyen Dutlulu, “Çıkan sonuçlara göre nehrin birçok noktasında su kalitesi üçüncü ve dördüncü sınıf seviyelerine kadar gerilemiş durumda. Yani Gediz artık <b>nefes almakta</b> zorlanıyor, kendi kendini temizleyemez hale geliyor” dedi.</p>

<h3>“Sorun Manisa’nın değil, tüm havzanın sorunu”</h3>

<p>Gediz’deki kirliliğin yalnızca belirli bölgeleri ilgilendirmediğini söyleyen Dutlulu, havza bazlı mücadele çağrısı yaparak, “Manisa’da nehre karışan bir kirletici, Menemen Ovası’ndaki toprağa, İzmir Körfezi’ndeki denize ve sonunda hepimizin sofrasına ulaşıyor. Bu nedenle bu kirlilik artık noktasal bir sorun olmaktan çıkmıştır” diye konuştu.</p>

<h3>Tüm kurumlara ortak mücadele çağrısı</h3>

<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduklarını belirten Dutlulu, çiftçi eğitimlerinden kirliliğin azaltılmasına yönelik çalışmalara kadar her alanda iş birliğine açık olduklarını söyledi. Dutlulu, “Bilimsel veriler ışığında, şeffaf ve ortak bir yol haritası oluşturalım. Havza üzerindeki tüm belediyeler ve tüm ilgili kuruluşlar bir araya gelsin. Gediz’in, Manisa’nın, İzmir Körfezi’nin ve çocuklarimizin geleceği için bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>Gündeme ilişkin soruları da yanıtladı</h3>

<p>Basın açıklamasının ardından Başkan Dr. Cemil Tugay basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Atık yönetimi konusunda Manisa’ya zarar verecek hiçbir uygulamayı kabul etmeyeceğini vurgulayan Tugay, gündeme gelen uygulamanın yeni bir tesis kurulması anlamına gelmediğini belirterek, “Bu konuda Manisa’ya herhangi bir olumsuzluk getireceğini düşünsem böyle bir şeyi kesinlikle kabul etmezdim. Zaten konuşulan konu mevcut bir <b>tesis kapasitesinin</b> uygun şekilde ve geçici olarak değerlendirilmesidir” dedi.</p>

<h3>“İzmir’de 11 tesis başvurusu reddedildi”</h3>

<p>İzmir’in yıllardır atık yönetimi konusunda merkezi yönetimden gerekli desteği alamadığını söyleyen Tugay, “Birçok yatırım çeşitli gerekçelerle engelleniyor. İzmir’de <b>11 farklı</b> noktada çöp bertaraf ve yakma tesisi yapmak için başvuruda bulunduk. Her biri farklı gerekçelerle reddedildi. Açıkçası İzmir’de bu sorunun devam etmesi için uğraşan bir anlayışla mücadele ediyoruz” diye konuştu.</p>

<h3>“İzmir ve Manisa birbirinden ayrı düşünülemez”</h3>

<p>İki kent arasındaki ilişkinin siyasi tartışmalara kurban edilmemesi gerektiğini belirten Tugay, İzmir ve Manisa’nın ekonomik ve sosyal olarak iç içe geçmiş iki şehir olduğunun altını önemle çizerek, “Biz komşu kentlerden öteyiz. Gün oluyor bizim Manisa’ya ihtiyacımız oluyor, gün oluyor Manisa’nın bize ihtiyacı oluyor. Türkiye’de başka hangi iki şehir bu kadar iç içe geçmiş durumda? Kültürel, ticari ve insani açıdan birbirine bu kadar yakın başka iki kent bulmak zor. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu ile uyum içinde çalışıyoruz. Karşılıklı güvenimiz ve dostluğumuz var. Bu nedenle kentlerimizi ilgilendiren konuları samimiyetle konuşabiliyoruz. Birbirimizi zor durumda bırakacak hiçbir yaklaşım içerisinde olmayız” dedi.</p>

<p>İki belediyenin yalnızca bugünün sorunlarını değil, geleceğin risklerini de birlikte değerlendirdiğini belirten Tugay, “Geçen yıl kuraklık döneminde <b>deniz suyu</b> arıtma tesisini birlikte yapmayı, hatta Manisa’nın da yararlanabileceği bir modeli konuştuk. Çünkü bu sorunlar bugün olduğu gibi yarın da devam edecek. İzmir ile Manisa’nın arasını açmaya çalışanlara lütfen kulak asmayın” diye konuştu.</p>

<h3>Atık su yeniden kullanılacak</h3>

<p>Kullanılmış suların yeniden ekonomiye kazandırılmasının önemine değinen Tugay, geri kazanım projelerinin hızlandırıldığını söyleyerek “Arıtılmış atık suların özellikle tarımsal sulamada değerlendirilmesine yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Geri kazanılmış suyun kullanımını artırmak ve alternatif kaynaklar oluşturmak önümüzdeki dönemin en önemli başlıklarından biri olacak” dedi.</p>

<h3>“İzmir’de 350 bin kaçak kuyu var”</h3>

<p>Yeraltı su kaynaklarının kontrolsüz kullanımına dikkat çeken Tugay, en çarpıcı açıklamasını kaçak kuyularla ilgili yaptı: “İzmir'de yaklaşık <b>350 bin</b> kaçak kuyu bulunduğu bizzat DSİ verilerinde yer alıyor. Bu çok ciddi bir problem. Çünkü ne kadar su çekildiğini tam olarak bilmiyoruz. Yeraltı rezervlerinin hangi hızla tükendiğini sağlıklı şekilde takip etmekte zorlanıyoruz.”</p>

<p>Yeraltı su kaynaklarının denetimi konusunda belediyelerin yetkilerinin sınırlı olduğunu belirten Tugay, mevcut mevzuatın gözden geçirilmesi gerektiğini ifade ederek, “Yeraltı sularının planlanması, denetlenmesi ve kaçak kullanımların önlenmesi büyük ölçüde merkezi yönetimin sorumluluğunda. Ancak bu sorun giderek büyüyor. Yerel yönetimlerin de sürece daha fazla dahil edilmesi gerekiyor” diye konuştu.</p>

<h3>“Su yönetimi havza bazlı olmalı”</h3>

<p>Su kaynaklarının il sınırlarıyla yönetilemeyeceğini belirten Tugay, Gediz Havzası örneğini göstererek bölgesel iş birliği çağrısı yaparak, “Su yönetimini havza bazlı yapmak zorundayız. Bu nedenle İzmir ve Manisa'nın su konusunda birlikte çalışması gerekiyor. Ortak çözümler üretmek zorundayız” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>“Bir kuruş para istemiyoruz”</h3>

<p>Projeler için merkezi bütçeden kaynak talep etmediklerini vurgulayan Tugay, asıl ihtiyaçlarının izin mekanizmalarının çalıştırılması olduğunu söyleyerek, “Ben hükümetin kasasından bir kuruş para istemiyorum. Bize izin verilsin yeter. <b>Finansman kaynağını</b> bulmamız için de izin verilsin. Biz kendi kaynaklarımızı yaratabiliriz. Bugün ne yazık ki hiçbir altyapı çalışması ve hiçbir ulaşım projesi için bulduğumuz dış finansman kaynaklarına izin verilmiyor. Yaklaşık iki yıldır görevdeyim. Bu süreçte çok sayıda proje bekletildi” diye konuştu.</p>

<p>İzmir'de yaşanan sürecin kamuoyuna eksik anlatıldığını savunan Tugay, “İnsanlara gerçekleri söylemek lazım. İzmir’de yaşananları herkes görüyor. İzin vermediğiniz bir projeyi yapmadı diye belediyeyi suçlamak doğru değil. Bu etik değil, bu insani değil. Taleplerimizi iletmeye devam edeceğiz. Amacımız çevreyi korumak, Körfez'i temizlemek ve gelecek nesillere daha sağlıklı bir İzmir bırakmak” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>“Ovaya sanayi bölgesi olmamalı”</h3>

<p>Manisa gibi bir şehirde zamanında tercih edilmesi şehri ona göre düzenlemesi gereken bir şeylerin olduğunu ifade eden Başkan Dutlulu, “Manisa bir ovada sanayi kenti mi olacak tarım kenti mi derken ciddi bir şekilde iki sektörde de önde gidiyor. İki sektörde de ciddi başarılarımız var. Biz <b>Muradiye OSB’yi</b> bu konuda hep örnek gösteriyorum bu OSB kötü bir örnek bir değil. Daha önceki sanayi bölgelerine bakarsanız hepsi sulak alanlarda hepsi ovalarda. Ben yaklaşık 6 sene boyunca Akhisar Zeytin İhtisas Organize Sanayi Bölgesinin yönetim kurulu başkanlığını yaptım. Oranın çektiği su Akhisar’ın çektiği sudan daha fazla. Bu da çökmelere sebebiyet veriyor. Şuanda su kaynaklarının çökmelerinin sebebi sanayi bölgelerinin çektiği sudan kaynaklı. Bu da zamanında planlı yapılaşmamadan kaynaklı. Bizim verimli arazilere OSB, fabrika yapmaktan vazgeçmemiz gerek. OSB yaparken bir çok kurumdan izin alınıyor. Endüstri bölgesi yaparken de bu izne bile gerek yok. Endüstri Bölgesinde de ne yapılabileceği bile muamma . Bizler buna tamamen karşıyız. Burada vatandaşların ses çıkarması, platformların ses çıkarması gerek. Bizler de yanlarında oluruz. Şuan bir imzayla açılan yerler bir anda tarım yeri sanayi bölgesi ilan ediliyor. Bunların hepsi hatadır. Manisa’da dağlık kayalık alan çok var ovaya sanayi tesisi sokmamak gerek bu benim şahsi düşüncem” dedi.</p>

<h3>“Şimdiden deniz suyu arıtma çalışmalarına başlanmalı”</h3>

<p>Manisa’nın su konusunda hem şanslı hem de şanssız bir şehir olduğunun altını önemle çizen Başkan Dutlulu, “Yeraltı suyumuz var ama şanslıyız ki 50-70 senedir Manisa’da hiç bir içme suyu barajı yok. En büyük barajımız Demirköprü ama onu da kullanamıyoruz. En büyük şansımız yer altı kaynakları ama bunu kullanırken hem öz kaynağı tüketiyoruz hem de suyu pahalıya kullanmış oluyoruz. Aktif olarak yeraltı sularını az kullanmak gerek. DSİ ile baraj görüşmelerimiz sürüyor. Akhisar’da <b>Gürdük Barajı</b> var yapımı bitti ancak isale hattı tamamlanmadı. Yapılıp devreye alınsaydı bir şehrin tüm içme suyunu sağlayabilirdik. Kısa vadeli çözümler bunlar. Bizim her ihtimalle deniz suyunu arıtmamız gerek. Foça ya da Aliağa’da bir tesis yapılırsa biz de buna destek sağlarız. Belki de 10 sene sonra mecbur deniz suyunu tüm Türkiye kullanacak. 2-3 sene sonra belki de sondaj yasaklanacak.Uzun vadeli çözümün ilk adımı deniz suyu arıtma. Şimdiden bu çalışmalara iki belediyenin de başlaması gerek” şeklinde konuştu.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.mahalligundem.com/media/2026/07/tugay-gedizin-korfezi-kirletmedigini-soylemek-sorumluluktan-kacmaktir_6a4b6ecb9d87f.jpg</image>
                                <category>Çevre</category>
                <author>Mahalli Gündem</author>
                <link>https://www.mahalligundem.com/tugay-gedizin-korfezi-kirletmedigini-soylemek-sorumluluktan-kacmaktir/82927</link>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 11:44:26 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Ödemiş Gölcük Gölü’nde Doğal Yaşamı Destekleyen Temizlik</title>
                                    <description>İzBB ekipleri, Ödemiş Gölcük Gölü&#039;nde su kalitesini korumak için iki gün süren temizlik çalışmasıyla tonlarca bitkisel oluşum ve evsel atığı doğadan uzaklaştırdı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<h2>İzmir Büyükşehir Belediyesi doğa harikasına sahip çıkıyor</h2>

<h3>Kuraklığın gölgesindeki Gölcük için kapsamlı temizlik</h3>

<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri, Ödemiş’teki <b>Gölcük Gölü</b>’nde su kalitesini ve ekolojik dengeyi korumak amacıyla iki gün süren temizlik çalışması yaptı. Göl yüzeyini kaplayan tonlarca bitkisel oluşum ile çevre kirliliğine neden olan atıklar temizlenerek doğal yaşam desteklendi.</p>

<p>Kuraklık tehdidinin giderek daha fazla hissedildiği Türkiye’de, <b>su kaynaklarının</b> korunmasına yönelik çalışmalar önem kazanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri, kent genelindeki göller, sulak alanlar, kıyılar ve su yollarında çevre temizliği çalışmalarını yıl boyunca sürdürüyor.</p>

<p>Ödemiş’in doğal miraslarından Gölcük Gölü’nde iki gün süren kapsamlı bir temizlik çalışması gerçekleştirdi. <b>Amfibik araçlar</b> ve kara ekiplerinin eş zamanlı görev aldığı çalışmalarda, göl ekosistemini tehdit eden su yüzeyi bitkileri ile çevre kirliliğine neden olan atıklar temizlenerek doğal yaşamın korunmasına katkı sağlandı. <b>İzmir Büyükşehir Belediyesi</b> Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı Deniz Koruma Şube Müdürlüğü ekiplerince yürütülen çalışmalarda, göl yüzeyini kaplayan ve halk arasında “deniz marulu” olarak bilinen bitkisel oluşumların yanı sıra çok sayıda evsel atık da toplandı. Özellikle yaz aylarında ziyaretçi yoğunluğunun arttığı bölgede gerçekleştirilen çalışma, hem çevre temizliği hem de su kalitesinin korunması açısından önemli bir rol üstleniyor.</p>

<h3>“Güneş ışığını engelliyor, ekosistemi olumsuz etkiliyor”</h3>

<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Deniz Koruma Şube Müdürlüğü Bölge Sorumlusu <b>Saygın Yörük</b>, Gölcük Gölü’nde dönemsel olarak görülen marul oluşumunun doğal bir süreç olduğunu, ancak kontrol altına alınmadığında ciddi çevresel sorunlara yol açabildiğini belirterek, “Durağan sularda <b>ötrofikasyon</b> olarak adlandırılan marullanma oluşabiliyor. Bu doğal bir süreç olsa da temizlenmediği takdirde su yüzeyini kaplayarak güneş ışığının suya ulaşmasını engelliyor. Bunun sonucunda sudaki oksijen seviyesi azalıyor ve ekosistemdeki canlı yaşamı olumsuz etkilenebiliyor. Biz de bu olumsuzlukların önüne geçmek ve göl ekosisteminin sağlıklı yapısını korumak amacıyla düzenli temizlik çalışmaları yürütüyoruz” dedi.</p>

<h3>Gölde ve kıyıda eş zamanlı temizlik</h3>

<p>Yıl boyunca kentin farklı noktalarında çevre temizliği çalışmaları yürüttüklerini belirten Saygın Yörük, “Gölcük Gölü de düzenli olarak takip ettiğimiz alanlardan biri. Burada yılda bir ya da iki kez temizlik çalışması gerçekleştiriyoruz. Sadece denizlerde değil; göllerde, <b>sulak alanlarda</b> ve su yollarında da temizlik faaliyetleri yürütüyoruz. Bugün Gölcük Gölü'nde 10 kişilik kara ekibimiz ve amfibik yüzergezer aracımızla eş zamanlı çalışma yapıyoruz. Araçlarımız, özellikle iş makinelerinin ulaşamadığı ve temizlik gemilerinin yanaşamadığı bölgelerde etkin şekilde görev alarak temizlik çalışmalarına önemli katkı sağlıyor” dedi.</p>

<h3>“En güzel temizlik hiç kirletmemektir”</h3>

<p>Temizlik sırasında çok sayıda evsel atıkla karşılaştıklarını belirten Saygın Yörük, çevre kirliliğinin önlenmesinde vatandaşların sorumluluğuna dikkat çekerek, “Maalesef yalnızca doğal süreçlerle oluşan bitkisel birikimleri değil, insanların bıraktığı atıkları da temizlemek zorunda kalıyoruz. Temizlemenin en güzel yolu hiç kirletmemektir. Bir kirlilik unsuru suyla buluştuktan sonra onu doğadan tamamen arındırmak çok zor oluyor. Bu atıklar sadece gölü değil, <b>su kaynaklarımızı</b> ve geleceğimizi de tehdit ediyor. Kuraklığın etkilerini yoğun şekilde hissettiğimiz bugünlerde su kaynaklarımızı korumak her zamankinden daha büyük önem taşıyor” şeklinde konuştu.</p>

<h3>“Ayak izinizden başka iz bırakmayın”</h3>

<p>Vatandaşlara çağrıda bulunan Saygın Yörük, doğanın korunmasının yalnızca kurumların değil herkesin ortak sorumluluğu olduğunu vurgulayarak, “Günübirlik ziyaretçilerimizden ricamız; ayak izlerinden başka iz bırakmamaları. Doğayı, gölleri ve su kaynaklarını bir başkasının koruyacağı düşüncesinden vazgeçmeliyiz. Hepimiz bireysel sorumluluklarımızı yerine getirirsek bu eşsiz doğal alanları gelecek kuşaklara sağlıklı şekilde aktarabiliriz” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>Muhtardan Büyükşehir’e teşekkür</h3>

<p>Ödemiş Gölcük Mahallesi Muhtarı <b>Fevzi Aynalı</b>, temizlik çalışmalarının mahalle sakinleri tarafından memnuniyetle karşılandığını belirterek İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti.</p>

<p>Aynalı, “Gölümüzde oluşan deniz marullarının temizlenmesi için başvuruda bulunduk. Talebimize kısa sürede yanıt veren İzmir Büyükşehir Belediyesi ekiplerine teşekkür ediyoruz. Bölgemizde temizlik çalışmaları başladı. Gölcük ve çevresi, doğal güzellikleriyle adeta bir cennet. Bu güzelliklerin korunması için bölgeyi ziyaret eden herkesin çevreyi temiz tutması ve doğaya sahip çıkması büyük önem taşıyor” dedi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.mahalligundem.com/media/2026/06/odemis-golcuk-golunde-dogal-yasami-destekleyen-temizlik_6a3275eb51a04.jpg</image>
                                <category>Çevre</category>
                <author>Mahalli Gündem</author>
                <link>https://www.mahalligundem.com/odemis-golcuk-golunde-dogal-yasami-destekleyen-temizlik/82698</link>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 13:07:08 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>İzmir&#039;de Atık Midye Kabukları Yapay Resife Dönüştü</title>
                                    <description>İzmir&#039;de İZDENİZ ve NE-SEA iş birliğiyle atık midye kabuklarından üretilen doğa dostu yapay resifler, deniz ekosistemini güçlendirmek için Seferihisar&#039;da denize bırakıldı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color:#c0392b;">Midye Kabukları Deniz Yaşamına Nefes Olacak</span></h2>

<p><b>İZDENİZ</b> ile <b>ekolojik teknoloji</b> girişimi <b>NE-SEA’nın</b> <b>TÜBİTAK</b> destekli projesi kapsamında, <b>atık midye</b> kabuklarından üretilen <b>doğa dostu</b> resifler <b>Seferihisar</b> Sığacık’taki <b>Telgraf Koyu’na</b> yerleştirildi. Deniz canlılarına <b>yeni yaşam</b> alanları oluşturmayı hedefleyen proje kapsamında önümüzdeki süreçte <b>35 yeni</b> resif daha <b>İzmir kıyılarıyla</b> buluşturulacak.</p>

<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZDENİZ’in, <b>İzmir merkezli</b> ekolojik teknoloji girişimi NE-SEA ile birlikte yürüttüğü TÜBİTAK destekli “Mavi Ekonomi İş Birliği: Atık Kabuklar Yapay Resiflerle Deniz Yaşamına Dönüşüyor” projesi kapsamında üretilen doğa dostu resifler denizle buluştu. NE-SEA tarafından İZDENİZ için özel olarak tasarlanan <b>dört resif</b>, Seferihisar Sığacık’taki Telgraf Koyu’na yerleştirildi. Projenin <b>ikinci aşamasında</b> ise atık midye kabuklarından 35 yeni resif daha üretilerek İzmir kıyılarına yerleştirilecek. Böylece <b>deniz canlıları</b> için yeni yaşam alanları oluşturulurken, <b>deniz ekosisteminin</b> güçlendirilmesine de <b>katkı sağlanacak</b>.</p>

<h3>Dalgıçların Operasyonuyla Denize İndirildi</h3>

<p>Doğa dostu resifler, <b>Teos Marina’da</b> bir <b>balıkçı teknesine</b> yüklenerek Seferihisar Sığacık’taki Telgraf Koyu’na taşındı. Resifler, İZDENİZ ve <b>Serenad Dalış</b> Merkezi dalgıçlarının gerçekleştirdiği yaklaşık <b>bir saatlik</b> operasyonla <b>denize indirildi</b>. Çalışmayı Seferihisar Belediye Başkanı <b>İsmail Yetişkin</b>, İZDENİZ Yönetim Kurulu Başkanı <b>Dr. Işıkhan</b> Güler, İZDENİZ Genel Müdürü <b>Gökhan Marım</b>, İZDENİZ Genel Müdür Yardımcısı <b>Dr. Ceyla</b> İnmeler de takip etti. Deniz canlılarının resifleri <b>kullanım biçimi</b> düzenli olarak izlenecek; elde edilecek veriler doğrultusunda sistem geliştirilerek <b>seri üretim</b> aşamasına geçilecek.</p>

<h3>Deniz Turizmine Ve Biyolojik Çeşitliliğe Destek</h3>

<p>İZDENİZ Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Işıkhan Güler, projenin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı <b>Dr. Cemil</b> Tugay’ın Körfez ve deniz ekosistemine verdiği önemin bir yansıması olduğunu belirterek, “Bu çalışma, İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisindeki denizlerimizin <b>kalitesini artırmaya</b> yönelik önemli adımlardan biri. Amacımız, <b>doğal yaşamın</b> bir parçası olan midye kabuklarını değerlendirerek doğa dostu resiflere dönüştürmek ve yeniden <b>denizle buluşturmak</b>. TÜBİTAK desteğiyle yürüttüğümüz proje kapsamında resiflerin hangi canlılara <b>ev sahipliği</b> yaptığını ve <b>su kalitesine</b> etkilerini <b>bilimsel olarak</b> takip edeceğiz. Elde edeceğimiz verilerle <b>doğa temelli</b> çözümlerin yaygınlaştırılmasına katkı sunmayı hedefliyoruz. Bu uygulamaların çoğalmasıyla hem doğayla uyumlu bir yaklaşımı güçlendirecek hem de <b>deniz turizmine</b> yeni bir <b>değer kazandıracağız</b>” dedi.</p>

<h3>Özger: 35 Yeni Resif Daha Üretilecek</h3>

<p>NE-SEA kurucusu ve baş tasarımcısı <b>Nermin Sena</b> Özger, projenin <b>2024 yılında</b> TÜBİTAK ve Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı desteğiyle başladığını belirterek, <b>su altı</b> gözlemleri ve <b>davranış analizleriyle</b> geliştirilen prototiplerin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle denize yerleştirildiğini söyledi. Özger, atık midye kabuklarından elde edilen <b>biyokompozit malzemeyle</b> doğa dostu resifler ürettiklerini ifade ederek, “Ege Bölgesi’nde <b>her ay</b> 40 tondan fazla <b>midye kabuğu</b> çöpe atılıyor. Bu atık kabuklardan <b>suya dayanıklı</b> biyokompozit malzeme elde ettik. Bu projeyi doğa ile insan arasındaki <b>uyumu güçlendirmek</b> ve su altı yaşamını daha <b>görünür kılmak</b> amacıyla geliştirdik. İkinci aşamada TÜBİTAK desteğiyle 35 yeni doğa dostu resif üreterek <b>biyolojik çeşitliliğin</b> desteklenmesi gereken farklı <b>deniz alanlarına</b> yerleştireceğiz” diye konuştu.</p>

<h3>Yetişkin: Çok Önemsediğimiz Bir Proje</h3>

<p>Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, İZDENİZ’e ve projede <b>emeği geçenlere</b> teşekkür ederek, çalışmanın <b>doğadan gelen</b> ve yeniden doğaya kazandırılan önemli bir <b>uygulama olduğunu</b> söyledi. Yetişkin, “Proje, deniz ekosistemi ve <b>dalış turizmi</b> açısından <b>büyük önem</b> taşıyor. Resifler <b>bölge turizmine</b> katkı sağlayacak. Çok önemsediğimiz bir proje” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.mahalligundem.com/media/2026/06/post82687_6a30facf643e0.jpg</image>
                                <category>Çevre</category>
                <author>Mahalli Gündem</author>
                <link>https://www.mahalligundem.com/izmirde-atik-midye-kabuklari-yapay-resife-donustu/82687</link>
                <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 10:20:55 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya Çevre Günü’nde Körfez temizliğine TEMA desteği</title>
                                    <description>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Körfez ve kıyı temizliği çalışmalarına 5 Haziran Dünya Çevre Günü ve Çevre Koruma Haftası kapsamında anlamlı destek geldi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color:#c0392b;">Dünya Çevre Günü’nde Körfez temizliğine gönüllü destek</span></h2>

<p><b>İzmir</b> Büyükşehir Belediyesi’nin Körfez ve kıyı temizliği çalışmalarına <b>5 Haziran</b> Dünya Çevre Günü ve Çevre Koruma Haftası kapsamında anlamlı destek geldi. <b>TEMA Vakfı</b> gönüllüleri, Büyükşehir Belediyesi ekiplerinin günlük deniz temizliği çalışmalarına katılarak hem kıyıda hem de denizde yürütülen çevre faaliyetlerini yerinde deneyimledi.</p>

<p><a href="https://www.mahalligundem.com/izmir-yerel-basin">İzmir</a> Büyükşehir Belediyesi’nin Körfez’in temiz tutulması amacıyla yıl boyunca sürdürdüğü rutin temizlik çalışmalarına, <b>Dünya Çevre Günü</b> ve Çevre Koruma Haftası kapsamında TEMA Vakfı gönüllüleri de eşlik etti. Etkinlik kapsamında gönüllüler, belediye ekipleriyle birlikte <b>kıyı temizliği</b> yaparak çevreye bırakılan atıkları topladı.</p>

<h3>Körfez temizliği sahada anlatıldı</h3>

<p>Kıyı temizliğinin ardından gönüllüler, <b>Deniz Koruma</b> Şube Müdürlüğü personeliyle birlikte temizlik çalışmalarında kullanılan iş makinelerinin çalışma süreçlerini yakından inceleme fırsatı buldu. Ekiplerin yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi alan gönüllüler, <b>çevre temizliğinin</b> yalnızca özel günlerde değil, yılın her günü sürdürülen bir mücadele olduğuna dikkat çekti.</p>

<h3>Mavi 3’te deniz temizliği eğitimi</h3>

<p>Programın ikinci bölümünde gönüllüler, İzmir Körfezi’nde görev yapan <b>Mavi 3</b> Deniz Süpürge Gemisine çıkarak denizde yürütülen temizlik çalışmalarını yerinde gözlemledi. Gemi personeli tarafından <b>yüzer atıkların</b> toplanması, ayrıştırılması ve bertaraf süreçleri hakkında detaylı bilgi verildi. Gönüllüler, deniz yüzeyindeki plastik, ambalaj ve diğer atıkların özel ekipmanlarla nasıl toplandığını izlerken, <b>deniz kirliliğinin</b> önlenmesinde bireysel farkındalığın önemine ilişkin bilgilendirildi.</p>

<h3>Çevre bilinci için ortak mesaj</h3>

<p>Dünya Çevre Günü kapsamında gerçekleştirilen etkinlikte, çevrenin korunmasının yalnızca kurumların değil tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğu vurgulandı. TEMA gönüllüleri ile belediye ekiplerinin birlikte gerçekleştirdiği çalışma, <b>çevre bilincinin</b> artırılması ve temiz bir Körfez için toplumsal farkındalığın güçlendirilmesi açısından örnek oldu.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.mahalligundem.com/media/2026/06/dunya-cevre-gununde-korfez-temizligine-tema-destegi_6a23d2e77d92e.jpg</image>
                                <category>Çevre</category>
                <author>Mahalli Gündem</author>
                <link>https://www.mahalligundem.com/dunya-cevre-gununde-korfez-temizligine-tema-destegi/82560</link>
                <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 10:49:36 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Mordoğan&#039;da deniz temizliği: Denizden lavabo taşı bile çıktı</title>
                                    <description>5 Haziran Dünya Çevre Günü etkinlikleri kapsamında Karaburun Mordoğan Kocakum Plajı’nda gerçekleştirilen kıyı ve deniz dibi temizliğinde yaklaşık...</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color:#c0392b;">Çevre Haftası’nda temiz deniz ve kıyılar için seferberlik: Plajdan 750 kilogram atık toplandı</span></h2>

<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğünde 5 Haziran Dünya <b>Çevre Günü</b> etkinlikleri kapsamında Karaburun Mordoğan <b>Kocakum Plajı’nda</b> gerçekleştirilen kıyı ve deniz dibi temizliğinde yaklaşık <b>750 kilogram</b> atık çıkarıldı. Denizden çıkan lavabo taşı, lastik ve iskele parçaları, <b>çevre kirliliğiyle</b> mücadelede toplumsal duyarlılığın önemini bir kez daha ortaya koydu.</p>

<p>Denizlerin korunmasına dikkat çekmek ve <b>çevre bilincini</b> artırmak amacıyla harekete geçen İzmir Büyükşehir Belediyesi, 5 Haziran Dünya Çevre Günü ve Çevre Haftası etkinliklerini Karaburun’da başlattı. İzmir Büyükşehir Belediyesi <b>Deniz Koruma</b> Şube Müdürlüğü öncülüğünde Karaburun Belediyesi, Sahil Güvenlik Su Altı Arama Kurtarma Timleri, İzmir İtfaiyesi AKS Su Altı Arama Kurtarma Ekibi, Mordoğan Yaşam Dostları Derneği ve <b>WWF</b> iş birliğiyle Kocakum Plajı’nda kıyı ve deniz dibi temizliği gerçekleştirildi. Vatandaşların da katıldığı temizlikte yaklaşık 750 kilogram <b>atık toplandı.</b> Denizden çıkarılan lavabo taşı, araba lastiği, iskele parçaları ve çok sayıda cam şişe, yaratılan kirliliğinin boyutunu gözler önüne sererken, temiz çevre için <b>ortak sorumluluk</b> çağrısı yapıldı.</p>

<h3>“İyilik yap, denize atma” mesajı</h3>

<p>Etkinlik kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi Deniz Koruma Şube Müdürlüğü ekipleri, <b>çevre farkındalığını</b> artırmaya yönelik bilgilendirme çalışmaları yaptı. Ekipler, taşıdıkları “İyilik yap, denize atma”, “Denizlerden sorumluyuz” ve “Mavi düşün, geleceğin ol” yazılı dövizlerle denizlerin korunmasının önemine dikkat çekti. Vatandaşlara deniz kirliliğinin <b>deniz canlıları</b> ve <b>ekosistem</b> üzerindeki olumsuz etkileri anlatılırken, atıkların doğru şekilde ayrıştırılması ve çevreye bırakılmaması konusunda çağrıda bulunuldu.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.mahalligundem.com/media/2026/06/mordoganda-deniz-temizligi-denizden-lavabo-tasi-bile-cikti_6a213efa519c4.jpg</image>
                                <category>Çevre</category>
                <author>Mahalli Gündem</author>
                <link>https://www.mahalligundem.com/mordoganda-deniz-temizligi-denizden-lavabo-tasi-bile-cikti/82533</link>
                <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 11:51:58 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de yılda 1 milyon ton e-atık! Uzmanından kritik uyarı</title>
                                    <description>Evlerde unutulan eski telefonlar ve atık piller çevre için büyük risk oluşturuyor. Türkiye’de yıllık 1 milyon ton e-atık, ağır metal kirliliğine yol açıyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<h2>Türkiye’de her yıl 1 milyon ton e-atık oluşuyor!</h2>

<p>Evlerde çekmecelerde unutulan <b>eski telefonlar</b>, bitmiş piller ve kullanılmayan <b>elektronik cihazlar</b> çevreyi tehdit ediyor.</p>

<p>Çevre Sağlığı Uzmanı Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, evlerde biriken atık piller ve elektronik cihazların çevre ile insan sağlığı açısından ciddi tehdit oluşturduğunu söyledi. Karan, “Güncel veriler, <b>Türkiye’de</b> yıllık oluşan <b>elektronik atık</b> miktarının yaklaşık 1 milyon ton seviyesinde olduğunu, ancak bunun yalnızca yaklaşık %6–7’lik kısmının kayıtlı sistemler aracılığıyla toplanabildiğini göstermektedir.” dedi.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çevre Sağlığı Programı Bşk. Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, atık pillerden eski elektronik cihazlara kadar evlerde biriken atıkların çevre ve insan sağlığına yönelik risklerine dikkat çekti.</p>

<h3>Pil ve elektronik atıkların kontrolsüz bertarafı çevre ve insan sağlığına zararlı</h3>

<p>Evlerde biriken <b>atık piller</b> ve kullanım ömrünü tamamlamış elektronik cihazların, içeriklerinde bulunan toksik ve tehlikeli bileşenler nedeniyle çevre ve insan sağlığı açısından önemli riskler oluşturduğuna dikkat çeken Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, “Bu atıkların kontrolsüz şekilde evsel atıklarla birlikte bertaraf edilmesi, zamanla fiziksel ve kimyasal bozunma sonucu içerdikleri zararlı maddelerin çevreye salınmasına neden olmaktadır. Özellikle atık pil ve elektronik cihazların yapısında bulunan <b>kurşun (Pb)</b>, <b>cıva (Hg)</b>, kadmiyum (Cd), nikel (Ni) ve lityum (Li) gibi ağır metaller, çevresel açıdan ciddi tehdit oluşturmaktadır. Bu metaller toprağa, yeraltı sularına ve yüzey sularına karışarak ekosistem dengesini bozabilmektedir. Ağır metallerin en önemli özelliklerinden biri doğada kolay parçalanmamaları ve biyobirikim göstermeleridir. Bu durum, besin zinciri yoluyla canlı organizmalarda birikmelerine ve biyobüyütme etkisiyle daha yüksek trofik seviyelerde daha yoğun hale gelmelerine yol açmaktadır.” dedi.</p>

<h3>Kurşun ve cıva sinir sistemi üzerinde toksik etki oluşturuyor</h3>

<p>İnsan sağlığı açısından değerlendirildiğinde, kurşunun özellikle sinir sistemi üzerinde toksik etki göstererek bilişsel gelişim bozuklukları ve nörolojik hasarlara neden olabildiğini kaydeden Karan, “Cıva, merkezi sinir sistemi ve böbrek fonksiyonları üzerinde olumsuz etkilere sahip güçlü bir nörotoksindir. Kadmiyum, böbrek hasarı, kemik mineral yoğunluğunda azalma ve kanser riski ile ilişkilendirilmektedir. Nikel ise alerjik reaksiyonlar ve solunum sistemi problemlerine yol açabilmektedir. Bunun yanında <b>lityum</b> içeren piller, yanlış depolama veya fiziksel hasar durumunda yangın ve patlama riski taşımaktadır.” diye konuştu.</p>

<h3>Atık pillerin ve elektronik atıkların ayrı toplanması halk sağlığı açısından önemli</h3>

<p>Ayrıca elektronik atıkların kontrolsüz yakılması durumunda dioksinler, furanlar ve diğer toksik gazların atmosfere salınarak hava kirliliğine ve dolaylı sağlık risklerine neden olabildiğine de vurgu yapan Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, “Bu nedenle atık pillerin ve elektronik atıkların evsel atıklardan ayrı toplanması, lisanslı <b>geri dönüşüm</b> tesislerinde işlenmesi ve uygun bertaraf yöntemleriyle yönetilmesi; çevresel sürdürülebilirlik, doğal kaynakların korunması ve halk sağlığının güvence altına alınması açısından büyük önem taşımaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>

<h3>Kullanılmayan cep telefonları da e-atık!</h3>

<p>“Elektronik atık ya da kısa adıyla <b>e-atık</b>, kullanım ömrünü tamamlamış, işlevini yitirmiş veya ekonomik olarak kullanım dışı kalmış elektrikli ve elektronik ekipmanları ifade etmektedir.” diyen Karan, “Bu kapsamda cep telefonları, bilgisayarlar, televizyonlar, küçük ev aletleri, kablolar, bataryalar ve benzeri teknolojik cihazlar e-atık kategorisinde değerlendirilmektedir. E-atıkları diğer atık türlerinden ayıran temel özellik, hem ekonomik değeri yüksek geri kazanılabilir materyaller hem de çevre ve insan sağlığı açısından risk oluşturan toksik bileşenler içermeleridir.” şeklinde konuştu.</p>

<h3>E-atıklarda altın, gümüş ve nadir toprak elementleri bulunuyor</h3>

<p>“Elektronik atıkların yapısında bakır, <b>altın</b>, gümüş, alüminyum ve nadir toprak elementleri gibi geri kazanılabilir değerli materyaller bulunurken; aynı zamanda kurşun, cıva, kadmiyum ve bromlu alev geciktiriciler gibi zararlı maddeler de yer almaktadır.” ifadesinde bulunan Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, bu nedenle e-atıkların etkin yönetiminin, yalnızca çevresel koruma açısından değil, aynı zamanda kaynak verimliliği ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından da önem taşıdığını söyledi.</p>

<h3>Türkiye’de yılda yaklaşık 1 milyon ton e-atık oluşuyor</h3>

<p>Türkiye’de <b>elektronik atık yönetimi</b> son yıllarda gelişim gösterdiğine işaret eden Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre, genel geri kazanım oranı 2024 yılında yüzde 36,08 seviyesine ulaşmıştır ve bu oranın 2035 yılına kadar yüzde 60’a çıkarılması hedeflenmektedir. Ancak elektronik atıklara özgü toplama ve geri dönüşüm oranları, genel atık geri kazanım oranlarının altında kalmaktadır. Güncel veriler, Türkiye’de yıllık oluşan elektronik atık miktarının yaklaşık 1 milyon ton seviyesinde olduğunu, ancak bunun yalnızca yaklaşık %6–7’lik kısmının kayıtlı sistemler aracılığıyla toplanabildiğini göstermektedir. Bu durum, e-atık yönetiminde toplama altyapısının güçlendirilmesi ve toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla elektronik atık yönetiminde temel amaç; bu atıkların çevreye zarar vermeden geri kazanım süreçlerine dahil edilmesi, değerli materyallerin yeniden ekonomiye kazandırılması ve toksik bileşenlerin kontrollü şekilde bertaraf edilmesidir.”</p>

<h3>Kullanılmış piller normal çöpe atılmamalı</h3>

<p>Atık pillerin evsel çöplerle birlikte atılmasının ciddi çevresel riskler doğurduğunu belirten Karan, “Kullanılmış pillerin normal evsel atıklarla birlikte bertaraf edilmemesi gerekir; çünkü bu piller çevre ve insan sağlığı açısından risk oluşturan ağır metaller ve toksik kimyasal bileşenler içermektedir. Pil yapısında bulunan kurşun, kadmiyum, cıva, nikel ve lityum gibi maddeler, kullanım ömrü tamamlandıktan sonra fiziksel bütünlüğün bozulmasıyla çevreye sızabilmektedir. Evsel atıklarla birlikte depolama sahalarına gönderildiğinde, bu toksik bileşenler zamanla toprağa ve yeraltı sularına karışarak çevresel kirlenmeye neden olmaktadır. Özellikle ağır metallerin doğada kalıcılık göstermesi ve biyobirikim özelliği taşıması, ekosistem ve besin zinciri üzerinde uzun vadeli olumsuz etkiler yaratmaktadır. İnsan sağlığı açısından değerlendirildiğinde ise bu maddeler nörolojik bozukluklar, böbrek hasarı, solunum yolu problemleri ve çeşitli toksik etkilerle ilişkilendirilmektedir. Ayrıca lityum bazlı piller, uygun olmayan koşullarda depolandığında yangın ve patlama riski de taşımaktadır. Bu nedenle kullanılmış pillerin ayrı toplanması, lisanslı geri dönüşüm ve bertaraf sistemlerine yönlendirilmesi çevresel sürdürülebilirlik, kaynak verimliliği ve halk sağlığının korunması açısından zorunlu bir uygulamadır.” dedi.</p>

<h3>Şarj edilebilir pil kullanımı yaygınlaştırılmalı</h3>

<p>Evlerde e-atık oluşumunu azaltmak için bireysel farkındalığın önemine değinen Karan, “Evlerde elektronik atık ve atık pil birikimini azaltmak için bireylerin günlük yaşamda uygulayabileceği çeşitli pratik adımlar bulunmaktadır. Öncelikle, gereksiz elektronik ürün tüketiminin azaltılması ve ihtiyaç odaklı satın alma davranışının benimsenmesi önemlidir. Elektronik cihazların kullanım ömrünün uzatılması, e-atık oluşumunun önlenmesinde temel yaklaşımlardan biridir. Bunun yanında, kullanılabilir durumdaki elektronik cihazların bakım ve onarım yoluyla tekrar kullanıma kazandırılması ya da ikinci el değerlendirilmesi atık miktarını azaltmaktadır. Kullanım ömrünü tamamlamış cihazların ise evsel atıklarla karıştırılmadan belediyelerin, yetkili toplama noktalarının veya lisanslı geri dönüşüm kuruluşlarının sistemlerine teslim edilmesi gerekmektedir. Pil kullanımında ise tek kullanımlık piller yerine <b>şarj edilebilir</b> pillerin tercih edilmesi önemli bir atık azaltım stratejisidir. Ayrıca kullanılmış pillerin evde biriktirilerek marketlerde, okullarda veya belediyelerin pil toplama kutularına bırakılması çevresel risklerin azaltılmasına katkı sağlar.” diye konuştu.</p>

<h3>Eski cihazlar lisanslı tesislere teslim edilmeli</h3>

<p>Eski telefon ve bilgisayarların geri dönüşüm süreçlerine ilişkin de bilgi veren Tuğçe Yılmaz Karan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Eski telefon, bilgisayar ve benzeri elektronik cihazların geri dönüşümü, çevresel risklerin azaltılması ve değerli kaynakların yeniden ekonomiye kazandırılması açısından sistemli bir şekilde yürütülmelidir. Bu cihazlar öncelikle evsel atıklardan ayrı olarak toplanmalı ve yetkili toplama merkezlerine ya da lisanslı geri dönüşüm tesislerine teslim edilmelidir. Çünkü elektronik cihazlar hem geri kazanılabilir değerli metaller hem de çevreye zarar verebilecek toksik bileşenler içermektedir. Geri dönüşüm süreci genellikle birkaç aşamada gerçekleşmektedir. İlk aşamada cihazların veri güvenliği açısından kontrol edilmesi ve kişisel verilerin tamamen silinmesi gerekmektedir. Ardından cihazlar ayrıştırma tesislerinde bileşenlerine göre sınıflandırılmaktadır. Plastik, cam, metal ve elektronik devre kartları birbirinden ayrılarak farklı geri kazanım süreçlerine yönlendirilmektedir. Özellikle devre kartlarında bulunan altın, bakır, gümüş ve palladyum gibi değerli metaller özel yöntemlerle geri kazanılabilmektedir. Bunun yanında pil, ekran ve bazı devre elemanlarında bulunan kurşun, cıva ve kadmiyum gibi tehlikeli maddeler kontrollü şekilde bertaraf edilmektedir.”</p>

<p>Bu süreçlerin lisanslı tesislerde gerçekleştirilmesinin büyük önem taşıdığını ifade eden Karan, “Çünkü kayıt dışı ya da kontrolsüz geri dönüşüm uygulamaları, toksik maddelerin çevreye yayılmasına ve insan sağlığı açısından ciddi <b>ciddi risklerin</b> oluşmasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla elektronik cihazların doğru şekilde geri dönüşüm sistemine dahil edilmesi hem çevresel sürdürülebilirlik hem de kaynak verimliliği açısından temel bir gerekliliktir.” ifadesinde bulundu.</p>

<h3>Gelecekte “döngüsel ekonomi” modeli öne çıkacak</h3>

<p>Gelecekte e-atık yönetiminde <b>döngüsel ekonomi</b> yaklaşımının daha fazla önem kazanacağını ifade eden Karan, “Gelecekte e-atık yönetimi konusunda öne çıkan yenilikler ve politikalar, daha çok döngüsel ekonomi temelli yaklaşımlar etrafında şekillenmektedir. Geleneksel ‘üret-kullan-at’ modelinden uzaklaşılarak, ürünlerin yaşam döngüsünü uzatmayı ve atık oluşumunu kaynağında azaltmayı hedefleyen sistemler ön plana çıkmaktadır. Bu kapsamda en önemli politikalardan biri Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (Extended Producer Responsibility - EPR) uygulamalarıdır. Bu yaklaşımda üreticiler, ürünün yalnızca üretim aşamasından değil, kullanım ömrü sonrasındaki toplama, geri dönüşüm ve bertaraf süreçlerinden de sorumlu tutulmaktadır. Bu sistem, üreticileri daha dayanıklı, onarılabilir ve geri dönüştürülebilir ürün tasarlamaya yönlendirmektedir. Son yıllarda bu konuda yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi ve kapsamın genişletilmesi dikkat çekmektedir. Bunun yanında, eko-tasarım (ecodesign) yaklaşımı geleceğin önemli bileşenlerinden biridir. Elektronik ürünlerin tasarım aşamasında sökülebilirlik, tamir edilebilirlik ve malzeme geri kazanımına uygunluk kriterlerinin dikkate alınması, geri dönüşüm verimliliğini artırmaktadır. Buna paralel olarak ‘onarım hakkı (right to repair)’ politikaları da yaygınlaşmaktadır. Bu politikalar, tüketicilerin ürünlerini daha uzun süre kullanabilmesini desteklemektedir.” şeklinde konuştu.</p>

<h3>Gelecekte e-atık yönetiminde temel hedef ne olacak?</h3>

<p>Teknolojik yenilikler açısından ise <b>yapay zekâ</b> ve dijital takip sistemlerinin ön plana çıktığına işaret eden Karan, “Yapay zekâ destekli ayrıştırma teknolojileri, elektronik atıkların daha hızlı ve doğru sınıflandırılmasını sağlamakta; dijital ürün pasaportu gibi uygulamalar ise ürün içeriğinin ve yaşam döngüsünün izlenebilirliğini artırmaktadır. Bu da geri kazanım süreçlerini daha verimli hale getirmektedir. Gelecekte e-atık yönetiminde temel hedef; yalnızca atıkları bertaraf etmek değil, ürünleri sistem içinde mümkün olduğunca uzun süre tutarak <b>kaynak verimliliğini</b> artırmak ve çevresel etkileri minimize etmektir. Bu doğrultuda politika, teknoloji ve tüketici davranışlarının birlikte dönüşmesi gerekmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.mahalligundem.com/media/2026/05/turkiyede-yilda-1-milyon-ton-e-atik-uzmanindan-kritik-uyari_6a0d5a90b50dd.jpg</image>
                                <category>Çevre</category>
                <author>Mahalli Gündem</author>
                <link>https://www.mahalligundem.com/turkiyede-yilda-1-milyon-ton-e-atik-uzmanindan-kritik-uyari/82332</link>
                <pubDate>Wed, 20 May 2026 09:38:21 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Gediz ve Nif Çayı’nın Birleştiği Noktada Dikkat Çeken Evsel Atık Kirliliği</title>
                                    <description>MANİSA HABERLERİ –Temizlik çalışmaları sırasında, nehir yatağından çıkarılan birikintilerin içinde yoğun miktarda evsel atık bulunması dikkat çekti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<h2>Gediz ve Nif Çayı’nın Birleşim Noktasına Kritik Müdahale</h2>

<p><b>Manisa</b> Su ve Kanalizasyon İdaresi (<b>MASKİ</b>) Genel Müdürlüğü, yoğun yağışların ardından <b>Gediz Nehri</b> ile <b>Nif Çayı’nın</b> kesiştiği noktada <b>temizlik çalışması</b> gerçekleştirdi. Su akışını engelleyen birikintiler temizlenerek, olası <b>taşkın riskine</b> karşı önlem alındı.</p>

<p><b>MASKİ Genel Müdürlüğü</b>, il genelinde etkili olan yoğun yağışlar sonrası nehir, çay ve dere yataklarında biriken <b>rusubata</b> karşı yürüttüğü çalışmaları aralıksız sürdürüyor. <b>Çevre Koruma</b> ve Kontrol Dairesi Başkanlığı koordinesinde gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında, <b>Gediz Nehri</b> ile Nif Çayı’nın birleştiği noktada meydana gelen <b>tıkanıklığa</b> hızla müdahale edildi. <b>İş makineleriyle</b> yapılan çalışma sonucunda suyun akışı normale dönerken, bölgedeki <b>taşkın riski</b> de ortadan kaldırıldı.</p>

<h3>Başkan Dutlulu, “Doğamızı ve Şehrimizi Korumak Önceliğimiz”</h3>

<p>Çalışmalar hakkında değerlendirmede bulunan <b>Manisa</b> Büyükşehir Belediye Başkanı <b>Besim Dutlulu</b>, “Manisa’mızın can damarlarından biri olan <b>Gediz Nehri’ni</b> ve çevresini temiz tutmak, sadece bugünün değil geleceğin de sorumluluğudur. <b>MASKİ</b> ekiplerimizle birlikte taşkın risklerini <b>minimize etmek</b> için sahada yoğun bir mesai harcıyoruz. Ancak sadece temizlemek yetmiyor; nehirlerimize ve dere yataklarımıza atılan <b>evsel atıkların</b> yarattığı kirliliği önlemek için hepimize görev düşüyor. Şehrimizin <b>bereketli topraklarını</b> ve su kaynaklarını korumak, evlatlarımıza daha yaşanabilir bir <b>Manisa</b> miras bırakmak için <b>çevre yatırımlarımıza</b> ve temizlik seferberliğimize devam edeceğiz” dedi.</p>

<h3>Evsel Atıklar Taşkın Riskini Tetikliyor</h3>

<p>Temizlik çalışmaları sırasında, nehir yatağından çıkarılan birikintilerin içinde yoğun miktarda <b>evsel atık</b> bulunması dikkat çekti. Yetkililer, <b>dere yataklarına</b> bilinçsizce atılan çöplerin sadece <b>çevre kirliliğine</b> yol açmadığını; aynı zamanda su akışını engelleyerek <b>taşkınlara</b> zemin hazırladığını belirtti. <b>Altyapı</b> sistemlerinin verimli çalışması ve çevre sağlığının korunması adına vatandaşlara <b>duyarlılık çağrısında</b> bulunuldu.</p>

<p><b>MASKİ Genel Müdürlüğü</b>, şehir genelindeki riskli noktalarda <b>periyodik temizlik</b> ve bakım faaliyetlerine devam ediyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.mahalligundem.com/haberler/2026/04/gediz-ve-nif-cayi-nin-birlestigi-noktada-dikkat-ceken-evsel-atik-kirliligi.jpg</image>
                                <category>Çevre</category>
                <author>Mahalli Gündem</author>
                <link>https://www.mahalligundem.com/gediz-ve-nif-cayi-nin-birlestigi-noktada-dikkat-ceken-evsel-atik-kirliligi/70067</link>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 16:29:20 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanlardan Kritik Uyarı: Gediz Nehri Kirli Bir Su Kanalına Dönüşebilir</title>
                                    <description>İzmir ve Manisa’nın ortak raporu, Gediz Nehri’ndeki kirlilik verilerini ve su kaynakları üzerindeki etkileri ortaya koyarken, uzmanlar bölgedeki ekosistem için kritik uyarılarda bulundu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<h2>Gediz Havzası’nda kirlilik artıyor</h2>

<p><b>İzmir</b> ve <b>Manisa’nın</b> ortak hazırladığı bilimsel rapor, <b>Gediz Nehri’ndeki</b> kirliliğin su kaynakları, <b>tarım alanları</b> ve <b>İzmir Körfezi</b> üzerinde ciddi risk oluşturduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, özellikle <b>yeraltı sularında</b> geri dönüşü zor etkiler konusunda uyarıyor.</p>

<p><b>İzmir Büyükşehir Belediyesi</b>, “Sağlıklı Körfez” hedefi doğrultusunda <b>Gediz Nehri’ni</b> mercek altına aldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na iletilen deniz kirliliğine ilişkin <b>ceza</b> ve <b>denetim</b> yetkisi talebinin reddedilmesine rağmen, gemi kaynaklı kirliliği <b>dron taramalarıyla</b> tespit eden Büyükşehir, <b>İzmir Körfezi’ndeki</b> kirliliğin ana nedenlerinden biri olan <b>Gediz Nehri’ndeki</b> kirliliği ortaya koymak için de <b>su analizlerini</b> sürdürüyor. <b>Gediz Nehri</b> ve yan derelerinde yürütülen <b>izleme faaliyetleri</b>, kirliliğin yalnızca Körfez’i değil, doğrudan <b>tarımsal üretimi</b> ve yer altı su kaynaklarını da etkileyebileceğini işaret ediyor. <b>İZSU</b> ve <b>Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi</b> (<b>MASKİ</b>) tarafından ortak yürütülen çalışmada havza genelinde elde edilen veriler, kirliliğin <b>çok yönlü</b> ve birikimli bir yapı gösterdiğine ve özellikle <b>yeraltı suyu</b> üzerindeki riske dikkat çekiyor.</p>

<h3>Aylık rapor hazırlanıyor</h3>

<p><b>Gediz Nehri’nde</b> örneklemeler her ayın ilk haftasında yapılıyor. İzmir sınırında Gediz ana yatağı, <b>Ağıldere</b> ve <b>Nif Çayı</b> dahil <b>23</b>, Manisa bölgesinde <b>36</b> örnekleme noktasından numune alınıyor. Kirlilik değişimleri düzenli ve <b>anlık</b> olarak izleniyor. İzmir’de analizler <b>TÜRKAK</b> akreditasyonlu <b>İZSU Halkapınar Laboratuvarı’nda</b>, Manisa’da ise <b>MASKİ’nin</b> akredite laboratuvarında yapılıyor. Elde edilen veriler <b>aylık raporlar</b> halinde değerlendiriliyor. <b>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin</b> yürüttüğü çalışmaya, <b>Gediz Nehri’nin</b> büyük bölümüne ev sahipliği yapan <b>Manisa Büyükşehir Belediyesi</b> de aylık raporlarıyla destek veriyor. İzmir ve Manisa’dan elde edilen veriler, <b>yıllık</b> bir raporda bir araya getirilerek Gediz’in kaynağından temiz çıkmasına rağmen kirlenmesine neden olan unsurlar, bir yıllık süreçte tespit edilecek. Böylece hem <b>İzmir Körfezi’ni</b> hem de <b>bölge tarımını</b> tehdit eden kirliliğe karşı daha güçlü ve etkili bir <b>mücadele</b> yürütülecek.</p>

<h3>Sulama riski büyüyor</h3>

<p><b>İZSU</b> ve <b>MASKİ</b> verileri bir araya getirilerek bütüncül yaklaşımla yürütülen çalışmalar sonucu hazırlanan <b>Ocak</b> ve <b>Şubat 2026</b> tarihli “<b>Gediz Nehri</b> ve Yan Derelerinin <b>Kirlilik İzleme Raporu</b>”, havzanın idari sınırlarla değil, <b>ekosistem bütünlüğüyle</b> ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Rapora göre Gediz <b>401 kilometrelik</b> yaşam koridoru üzerinde sadece su taşımıyor; aynı zamanda sanayi, <b>evsel atık</b> ve <b>tarımsal baskının</b> izlerini de Körfez’e kadar sürüklüyor. <b>Gediz Nehri’nin</b> Manisa sınırları içerisine kirletilmiş olarak giriş yaptığı görülüyor. <b>Ocak 2026</b> raporuna göre İzmir tarafında örneklenen Gediz ana kolundaki birçok noktada temel <b>su kalite</b> göstergeleri alarm veriyor. <b>Toplam azot</b> ve <b>fosfor</b> tüm örnekleme noktalarında sınır değerlerin üzerinde yer alırken, su kalitesi <b>III. sınıf</b> olarak sınıflandırılıyor. <b>İletkenlik</b> (<b>tuzluluk</b>) yine tüm noktalarda <b>III. sınıf</b> seviyesinde ölçülürken, kimyasal oksijen ihtiyacı (<b>KOİ</b>) ve biyolojik oksijen ihtiyacı (<b>BOİ</b>) gibi organik yük göstergelerinde çok sayıda noktada “<b>orta kirlenmiş su</b>” seviyesi tespit ediliyor. Raporda ayrıca <b>bromür</b>, <b>alüminyum</b>, <b>demir</b> ve <b>bakır</b> değerlerinin tüm örneklerde çevresel kalite sınırlarının üzerinde olduğu belirtiliyor. Bu durumun, nehirde hem <b>organik yükün</b> hem de endüstriyel ve tarımsal kaynaklı baskının eş zamanlı etkili olduğuna işaret ettiği ifade ediliyor.</p>

<h3>Kirlilik kaynakları</h3>

<p>Rapora göre, <b>Gediz Havzası’nda</b> yaygın ve kronik bir <b>kirlilik yükü</b> bulunuyor. İleri <b>biyolojik arıtma</b> tesisleri devreye alınsa da alıcı ortam üzerindeki diğer baskıların sürdüğü, bunun da özellikle <b>endüstriyel kirliliğe</b> işaret ettiği belirtiliyor. Raporda ayrıca, <b>azot</b> ve <b>fosforun</b> gübre kullanımındaki artıştan kaynaklandığı, <b>atık su arıtma</b> tesisi olmayan yerleşimlerde yeni tesislerin gerekli olduğu ve <b>endüstriyel deşarjların</b> daha sıkı denetlenmesi gerektiği ifade ediliyor.</p>

<h3>Gediz Nehri iki koldan Körfez’e ulaşıyor</h3>

<p>Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi emekli öğretim üyesi, <b>İzmir Büyükşehir Belediyesi</b> Kırsal Kalkınma Danışmanı <b>Prof. Dr. Yusuf Kurucu</b>, Gediz’in <b>Murat Dağı’ndan</b> başlayarak Kütahya, Uşak, Manisa ve İzmir’den geçerek <b>Ege Denizi’ne</b> ulaştığını hatırlatarak, “Bu süreçte oluşan her türlü atık Gediz’e ulaşıyor ve nehir Körfez’e kadar kirlenmiş şekilde geliyor. <b>Gediz Nehri</b> ve yan dereleri Körfez’i kirleten <b>33 dereden</b> biri. Kirliliğin parametrelerine baktığımızda <b>tarımsal kaynaklı</b> kirlilik var, <b>sanayi kaynaklı</b> kirlilik var, <b>evsel atıklardan</b> kaynaklanan kirlilik var” dedi. Kurucu, nehrin <b>tarihsel yatağına</b> da dikkat çekerek, <b>1886’da</b> yapılan müdahaleyle akışın değiştiğini, ancak eski yatağın da hâlen aktif olduğunu ve <b>Ağıldere hattı</b> üzerinden iç Körfez’i beslemeye devam ettiğini ifade etti.</p>

<h3>Tarımda risk büyüyor</h3>

<p><b>Prof. Dr. Yusuf Kurucu</b> ise <b>Emiralem Boğazı’ndan</b> sonra kirlilik yükünün arttığını belirterek, “Artık bu su <b>içme suyu</b> olarak kullanılamayacağı gibi hayvanlara verilmesi de mümkün değil” dedi. Kurucu, Gediz’in özellikle <b>Manisa</b>, <b>Menemen</b> ve <b>Foça</b> gibi tarımsal alanlarda <b>sulamada</b> kullanıldığını ancak kirlilik nedeniyle riskin büyüdüğünü vurguladı. Kurucu, Gediz’den <b>sulama</b> yapılamadığını, <b>Menemen Ovası’ndaki</b> çiftçilerin de sulama suyundan kaynaklı <b>verim kaybı</b> ve toprakta bozulma şikâyetlerini dile getirdiğini aktararak, “<b>Organik kirleticiler</b> ve <b>ağır metaller</b> toprakta birikim yapabildiği gibi, maalesef yaprağı yenen bitkilere de özellikle doğrudan bulaşım yapabiliyor” dedi.</p>

<h3>Önlem alınmazsa Gediz, kirli su kanalına dönüşebilir</h3>

<p><b>Prof. Dr. Yusuf Kurucu</b>, <b>Gediz Nehri’ndeki</b> kirliliğin önlenmemesi halinde nehrin <b>doğal yapısını</b> tamamen kaybedebileceği uyarısında bulundu. Kurucu, “<b>Gediz Nehri</b> kalır ama bu haliyle ona nehir demek doğru olmaz. <b>Atık suyun</b> ya da koyu renkli <b>kirli suyun</b> aktığı bir kanala dönüşür” şeklinde konuştu. Gediz’in yalnızca insanlar için değil, kuşlardan balıklara, <b>sucul bitkilerden</b> diğer canlılara kadar geniş bir <b>ekosisteme</b> ev sahipliği yaptığını belirten Kurucu, “Şu anda bu yaşamı kaybetmeye devam ediyoruz. <b>Gediz Nehri’ne</b> bağlanan <b>Nif Çayı</b> çevresinde ağır koku ve sinek sorunu var” ifadelerini kullandı. Kurucu, geçmişte Gediz ve kollarında <b>balık türlerinin</b> bulunduğunu hatırlatarak, “Bu <b>doğal yapı</b> son <b>30-35</b> yılda kaybedildi” dedi.</p>

<h3>Hangi önlemler alınmalı?</h3>

<p><b>Prof. Dr. Yusuf Kurucu</b> ise kirliliğin başlıca kaynağının <b>sanayi</b> olduğunu, ikinci sırada ise <b>tarımın</b> yer aldığını belirterek, “<b>Sanayi–tarım çatışması</b> var. Çiftçi daha çok üretmek ve geçinebilecek düzeyde kazanmak için verimli üretmesi gerekiyor. Bunun için de <b>kimyasal gübre</b> kullanımını artırıyor. <b>Hayvancılık tesisleri</b> dağınık ve <b>gübre yönetimi</b> denetlenemiyor. Üreticiler gübre ve çiftlik sularını dere yataklarına bırakmamalı, <b>Tarım ve Orman Bakanlığı</b> nitrat kirliliğine karşı <b>acil önlem</b> almalı” açıklamasını yaptı.</p>

<h3>Yeraltı sularına dikkat</h3>

<p><b>Prof. Dr. Yusuf Kurucu</b>, aylık <b>izleme sisteminin</b> sürecin en önemli adımı olduğunu belirterek, “Bu sadece bir fotoğraf değil, her ay tekrarlanan bir izleme olacak. Böylece Gediz ve kollarına ilişkin <b>aylık kirlilik bülteni</b> oluşturulacak. <b>Kirletici kaynakların</b> azaltılması halinde nehir birkaç yıl içinde toparlanabilir. <b>3-5 yıl</b> içinde Gediz’de yeniden canlılığı görmeye başlayabiliriz. Ancak <b>yeraltı suyu</b> kirliliği geri döndürülemez. Yeraltı suyuna eğer <b>nitrat</b>, <b>ağır metal</b> bulaşıyorsa durum çok riskli hale geliyor. Yeraltı suyunu yüzeye çıkarıp arıtıp tekrar aşağıya indirmek gibi bir uygulama yok. Bu yüzden en kritik eşik, sözün bittiği, bıçağın kemiğe dayandığı yer <b>yeraltı suyu kirliliğidir</b>” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>Gediz için çağrı</h3>

<p><b>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin</b> bakanlıklarla ortak çalışmalara hazır olduğunu belirten <b>Prof. Dr. Yusuf Kurucu</b>, yalnızca kurumlara değil topluma da önemli sorumluluk düştüğünü söyledi. Kurucu, “Mesele artık bugünün değil, <b>gelecek nesillerin</b> yaşam hakkı. Ben gelecek nesillere bir bardak <b>temiz su</b> bırakmayı hedefleyen bir anlayışla bu sorumluluğu taşıyorum. Bu kaynağı kirleten herkesten de bu sorumluluğu taşımasını rica ediyorum. Gediz’in suyu <b>çok kirli</b>; Körfez’i de kirletiyor, <b>sulama</b> yapılan topraklarda çoraklaşmaya neden oluyor” dedi. Kurucu, kirliliğin etkisinin geniş bir alanı kapsadığını vurgulayarak, “<b>Çarpan etkisi</b> var. Bunu engellemek için herkes elini taşın altına koymalı. Biz çocuklarımızın, torunlarımızın suyunu, toprağını ve körfezini kirletiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.mahalligundem.com/haberler/2026/04/uzmanlardan-kritik-uyari-gediz-nehri-kirli-bir-su-kanalina-donusebilir.jpg</image>
                                <category>Çevre</category>
                <author>Mahalli Gündem</author>
                <link>https://www.mahalligundem.com/uzmanlardan-kritik-uyari-gediz-nehri-kirli-bir-su-kanalina-donusebilir/70053</link>
                <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 14:21:02 +0300</pubDate>
            </item>
            </channel>
</rss>
